a
Ana SayfaMukaddime7. Dördüncü Nokta – 1. Ders

7. Dördüncü Nokta – 1. Ders

النقطة الرابعة‌

Dördüncü nokta

إن السعيد القديم  şüphesiz Eski Said  كان اشتغالُه أكثرَ  iştigali daha çok idi  بأعمق مسائلِ  en derin meseleleriyle  علمَيِ الحكمةِ والحقيقة  hikmet ve hakikat ilimlerinin.

Şüphesiz Eski Said, hikmet ve hakikat ilimlerinin en derin meseleleriyle iştigali daha çok idi.

Not:  علمَيِ  lafzı  علمَيْنِ  şeklinde tensiyedir. Muzaf olduğu için “nun” düşmüş, geçiş yapılabilmesi için de esrelenmiştir.

وكان يناظر  ve münazara ediyordu  مع عظماء العلماء  âlimlerin büyükleri ile  في دقائق المسائلِ  ince meseleler hakkında.

Ve âlimlerin büyükleri ile ince meseleler hakkında münazara ediyordu.

وكان يماشي  ve beraber yürüyordu  في كتابته  kitabetinde (eserlerini telifte)  كلَّ المماشاة  her daim  مع درجات أفهام الطلبة  talebelerin fehimlerinin dereceleri ile  المتدارسين منه  kendisinden ders okuyan  الدروسَ العالية المدرسِيَّة  medreseye ait âli dersleri.

Ve kitabetinde (eserlerini telifte) her daim, medreseye ait âli dersleri kendisinden ders okuyan talebelerin fehimlerinin dereceleri ile beraber yürüyordu.

Not: Tercümeyi Arapça bilenleri gözeterek yapıyor ve mümkün olduğu kadar birebir yapmaya çalışıyorum. Yani arzu ediyorum ki Arapçası olan ve Arapçasını geliştirmek isteyenler, Arapça cümle ile Türkçe tercümeyi birebir karşılaştırabilsin ve Arapça cümledeki bir kelimenin karşılığını tercümede bulabilsin. Eğer Arapça bilenleri gözetmeyip eseri doğrudan Türkçeden okuyacakları gözetseydik Türkçeye daha uygun bir tercüme yapabilir ve kelimelere bağlı kalmaya çalışmazdık.

Mesela cümlede  كان يماشي في كتابته  deniliyor. Bunun birebir manası, “Kitabetinde beraber yürüyordu.” şeklindedir. Eğer bu cümleyi metne bağlı kalmadan çevirecek olsaydık, “yürüyordu” yerine “yazıyordu” derdik. Bu durumda, Arapça cümleyi şu şekilde tercüme edebilirdik: Eserlerini telif ederken, medrese derslerini kendisinden tahsil eden talebelerinin fehimlerini düşünüyor ve kitaplarını onların fehimlerine göre yazıyordu.

Böyle tercüme ettiğimizde cümle daha anlaşılır ve belki daha güzel olabilir. Ancak bizim bu çalışmadaki hedefimiz cümleyi güzel kurmak değil, Arapça bilenlerin Arapçasını geliştirmek ve onların Mesnevi’yi Arapçadan okumasını sağlamak. Tercümelerde bu noktayı nazara almalı ve tenkit parmağını uzatmamalısınız.

Şu bilgiyi de verelim:  كلَّ المماشاة  ifadesi isim tamlaması olup mefulü mutlaktır. Mefulü mutlak sayı bildirmek, çeşit bildirmek veya manayı kuvvetlendirmek için gelir. Burada manayı kuvvetlendirmek için gelmiştir. Bu kuvveti tercümeye “her daim” olarak çevirdik.

وكان  ve idi  في ترقيّاته الفكرية  fikrî terakkiyatında  وسنوحاته القلبية  ve kalbî sunuhatında  يُشير  işaret ediyor  إلى الطلوعات والفيوضات  kalbe gelen ilhamlara ve feyizlere  بأدقّ عباراتٍ  en ince ibarelerle  وأقصر جُمَل  ve en kısa cümlelerle  لا يفهمُها إلا هو  onu ondan başkası anlamıyor.

Ve fikrî terakkiyatında ve kalbî sunuhatında, kalbe gelen ilhamlara ve feyizlere, en ince ibarelerle ve en kısa cümlelerle işaret ediyordu; onu ondan başkası anlamıyordu.

والراسخون في العلم  ilimde râsih olanlar da  يُظهرون  izhar ediyorlardı  العجز  aczlerini  عن إدراكها  onun idrakinden.

İlimde râsih olanlar da onu idrakten aczlerini izhar ediyorlardı.

İzah: Üstad Hazretleri burada, Mesnevi-i Arabî’nin anlaşılmasındaki güçlüğün bir kısım esbabını saydı. Bu esbabı maddeleyecek olursak:

1. Üstad Hazretleri bu eseri telif ederken, kendisi hikmet ve hakikat ilimlerinin en ince meseleleriyle meşgul idi. Bu ince meselelerle meşguliyet elbette telif ettiği eserlerin üslubuna yansıdı, bu da ibareleri zorlaştırdı.

2. Üstadımız bu eserin telifi hengâmında âlimlerin büyükleriyle ince meseleleri münazara ediyor ve bu meseleleri o âlimlerle -onların seviyesine göre- anlatıyordu. Elbette bu hâl eserlerin telifinde üsluba yansıdı ve Üstadımız o âlimlerle konuştuğu gibi eserlerini telif etti. Bu da anlamayı güçleştirdi.

3. Üstad Hazretleri bu eseri ümmet-i Muhammed’in evlatları için değil, kendi talebeleri için yazıyor; yazarken de onların anlayışını esas alıyordu. Talebeleri zeki olduğu için de ibareleri hafifletmiyor, meseleyi mücmel bir hâlde bırakıyordu. Bu da eserin işkâline sebep oldu.

4. Üstadımız fikrî terakkiyatında ve kalbî sunuhatında, kalbine gelen ilhamlara ve feyizlere, en ince ibarelerle ve en kısa cümlelerle işaret ediyordu. Bu işaretler hakikati izah etmek için değil, belki kaybetmemek içindi. Bu da ibarelerin kısalığına ve dolayısıyla eserin işkâline sebep oldu.

Bütün bu sebeplerden dolayı, değil avam bir mümin, bir âlim bile bu eseri tam manasıyla anlayamamakta ve ilimde râsih olanlar dahi onu idrakten aczlerini izhar etmektedir.

Yazar: Sinan Yılmaz

Paylaş:
Bu Makaleyi Değerlendirin