4. Birinci Nokta – 3. Ders
Birinci noktanın mütalaasına devam ediyoruz:
فأرشده ذلك الاستاذُ القدسيُّ bu kudsi üstad da onu irşad etti الى السلوك بروحه وقلبه ruhuyla ve kalbiyle süluke على أغربِ وجهٍ acip bir surette…
Bu kudsi üstad da onu acip bir surette ruhuyla ve kalbiyle süluke irşad etti…
— Daha neye irşad etti?
والى المجاهدة علمًا ومعنًى ilmen ve manen mücahedeye مع النفس الامارة nefs-i emmare ile في دفع شكوكِها şeklerinin defi hususunda وشُبَهاتها ve şüphelerinin.
Ve şeklerinin ve şüphelerinin defi hususunda nefs-i emmare ile ilmen ve manen mücahedeye (irşad etti).
Toplu mana: Bu kudsi üstad da onu acip bir surette ruhuyla ve kalbiyle süluke ve şeklerinin ve şüphelerinin defi hususunda nefs-i emmare ile ilmen ve manen mücahedeye irşad etti.
İzah: “Kudsi üstad” ile kastedilen Kur’an-ı Hakîm’dir. Kur’an, Üstad Hazretlerine bir üstad-ı kudsi olmuş; onu ruhuyla ve kalbiyle süluke irşad etmiş; bu sülukün yolunu göstermiş; nefs-i emmareyle -şüphelerinin defi hususunda- ilmen ve manen cihada sevk etmiş ve bütün bunlarda muvaffak olmasını sağlamış.
فانْجرّ sonra sürüklendi الحالُ في ذلك الشكوكِ bu şüpheler içindeki hâl الى أن قطع geçmeye تلك المقاماتِ bu makamları.
Sonra bu şüpheler içindeki hâl, bu makamları geçmeye sürüklendi.
İzah: Üstad Hazretleri Kur’an’ın irşadıyla, ruhuyla ve kalbiyle süluke başlayıp, nefs-i emmaresiyle ilmen ve manen cihada girişince, bu hâlin bir neticesi olarak makamları geçmeye ve manen yükselmeye başladı. Yani Üstadımızın şüpheler içindeki hâli, onu cihada ve seyr-i süluke sevk etti; cihad ve seyr-i süluk de makamları geçmeye sürükledi.
وطالع ve mütalaa etti ما فيها orada (o makamlarda) olanları لا كما يفعله onu yaptığı gibi değil اهلُ الاستغراقِ ehl-i istiğrakın مع غضِّ الابصارِ gözleri kapatarak…
Ve orada (o makamlarda) olanları mütalaa etti. Onu (bu mütalaayı) ehl-i istiğrakın yaptığı gibi gözleri kapatarak değil…
بل bilakis (bu mütalaayı yaptı) كما فعله onu yaptığı gibi الامامُ الغزاليُّ قُدِّس سرُّه İmam-ı Gazzâlî’nin (k.s.) والامامُ الربانيُّ قدس سره İmam-ı Rabbânî’nin (k.s.) ومولانا جلالُ الدينِ الروميُّ قدس سره ve Mevlana Celaleddin-i Rumî’nin (k.s.)…
Bilakis onu (bu mütalaayı), İmam-ı Gazzâlî’nin (k.s.), İmam-ı Rabbânî’nin (k.s.) ve Mevlana Celaleddin-i Rumî’nin (k.s.) yaptığı gibi (yaptı)…
مع فتحِ açık olarak أبصارِ القلبِ والروح والعقل kalbin, ruhun ve aklın gözleri.
Kalbin, ruhun ve aklın gözleri açık olarak.
Toplu mana: Ve orada (o makamlarda) olanları, ehl-i istiğrakın yaptığı gibi gözünü kapatarak değil; bilakis İmam-ı Gazzâlî’nin (k.s.), İmam-ı Rabbânî’nin (k.s.) ve Mevlana Celaleddin-i Rumî’nin (k.s.) yaptığı gibi, kalbin, ruhun ve aklın gözleri açık olarak mütalaa etti.
فسار فيها oralarda süluk etti ورأى ما فيها ve oralarda olanları gördü بتلك الابصارِ كلِها bütün bu gözlerle منفتِحةً (bu gözler) açılmış olduğu hâlde من غير غَضٍّ gözü kapamaksızın ولا غُمْضٍ ve uyku olmaksızın.
Oralarda süluk etti ve oralarda olanları bütün bu gözlerle -(bu gözler) açık olduğu hâlde, gözü kapamaksızın ve uyku olmaksızın- gördü.
فحمدًا لله Allah’a çok hamdetti على أن وفّقه kendisine tevfik verdiği için على جمْعِ الطريقة مع الحقيقة tarikat ile hakikatin cemi hususunda بفيض القرآن وارشاده Kur’an’ın feyzi ve irşadıyla
Allah’a, Kur’an’ın feyzi ve irşadıyla, tarikat ile hakikatin cemi hususunda kendisine tevfik verdiği için çok hamdetti.
Not: حمدًا mef’ulü mutlaktır. Fiil terk edilmiş ve mef’ulü mutlakla iktifa edilmiştir. Takdir-i kelam: حَمِدَ حَمْدًا لله
İzah: Son cümlelerin manası açık olduğundan izaha gerek duymuyoruz.
Yazar: Sinan Yılmaz