2. Birinci Nokta – 1. Ders
النقطة الاولى
Birinci nokta
إن السعيدَ الاوَّلَ Şüphesiz Birinci Said كان idi فى الزمانِ الاوّلِ ilk zamanlarda لِزيادةِ اشْتغالِه بالفلسفة والعقليات felsefe ve akliyat ile iştigalinin ziyadesinden dolayı لا يزالُ يتحرَّي araştırmaya devam ediyor (idi) مسلكا ومدخلا bir yol ve bir giriş للوُصولِ الى حقيقةِ الحقائقِ hakikatlerin hakikatine vasıl olmak için.
Şüphesiz Birinci Said ilk zamanlarda felsefe ve akliyat ile iştigalinin ziyadesinden dolayı, hakikatlerin hakikatine vasıl olmak için bir yol ve bir giriş araştırmaya devam ediyordu.
İzah: Üstad Hazretleri İlk Said döneminde felsefe ve mantık ilimleriyle çok meşgul olmuş ve bu ilimlerle bir derece yaralanmıştı. Bu yaralar vesvese ve şüphe tarzında değil, daha çok hakikate ulaşamamanın açtığı yaralar şeklindedir. Yoksa Üstadımız o zamanlarda da kâmil bir imana ve yüksek bir ilme mazhardı.
Hakikatlerin hakikatine ulaşmak isteyen Üstadımız, kendisini bu maksuda ulaştıracak bir yol aramış ve metnin devamında da geleceği gibi sonunda Kur’an’ı Üstad kabul etmiştir.
“Hakîkatü’l-hakâik”in (hakikatlerin hakikatinin) ne olduğu hususunda gönlüme gelen manalar şunlardır:
1. Allahu Teâlâ olabilir. Zira bütün hakikatler Allah’a dayanır ve onunla bir mana kazanır. Bu cihetle Allahu Teâlâ hakîkatü’l-hakâiktir.
2. Esmâ-i hüsna olabilir. Çünkü eşyanın hakikati esmâ-i hüsnaya dayanmaktadır. Buna göre, hakîkatü’l-hakâike vasıl olmak, esmanın tecellilerini âlem perdesinde seyretmek ve eşyayı bir kitap gibi okumaktır.
3. İman hakikatlerinin hakka’l-yakîn inkişafı olabilir. Zira hem ehl-i tarikat hem de ehl-i hakikat iman hakikatlerine hakka’l-yakîn ulaşmak için çalışmış ve iman hakikatleri bütün hakikatlerin başı olmuştur.
4. Eşyanın hakikati ve ifade ettiği mana olabilir.
5. Bunların hepsini birden ihtiva eden bir hakikat olabilir.
داخلا dâhil olarak في عِداد الجامعين cemedenlerin içinde بين الطريقةِ والحقيقة tarikat ve hakikatin arasını.
Tarikat ve hakikatin arasını cemedenlerin içinde dâhil olarak… (bu araştırmayı yapıyordu)
İzah: Yani Üstadımız, kendisini hakîkatü’l-hakâike ulaştıracak yolu bir talebe veya avam olarak değil; İmam-ı Rabbânî gibi, İmam-ı Gazzâlî gibi bir imam olarak araştırıyordu. Yani bu araştırmayı, tarikat ile hakikatin arasını cemeden büyük zatlardan biri olarak ve o cemaat-i uzmaya dâhil olarak yapıyordu.
وكان لا يقنع kanaat etmiyordu ولا يكتفي ve iktifa edemiyordu بالحركة القلبيّة kalbî hareketle وحدها sadece كأكثرِ أهلِ الطريقة ehl-i tarikatın çoğu gibi.
Ehl-i tarikatın çoğu gibi sadece kalbî hareketle iktifa edemiyor ve kanaat etmiyordu.
بل يجهد bilakis çabalıyordu كلَّ الجُهدِ tam bir gayretle لازالةِ izalesi için ما o şeylerin (o şeyler nerededir) في عقله وفكره aklında ve fikrinde olan (o şeyler de nedir) من السَّقامة الناشئة kaynaklanan hastalıklardır من الحكمة الفلسفة hikmet ve felsefeden.
Bilakis tam bir gayretle, aklındaki ve fikrindeki, hikmet ve felsefeden kaynaklanan hastalıkların izalesi için çabalıyordu.
Not: كلَّ الجُهدِ mef’ulü mutlaktır. Bu sebeple mensubtur. Çeşit bildiren mef’ulü mutlaklar isim tamlaması olarak gelebilir.
Not: Son cümlelerin manası açık olduğundan izaha gerek duymuyoruz.
Yazar: Sinan Yılmaz