6. Üçüncü Nokta
النقطة الثالثة
Üçüncü nokta
إن المناظرة الجارية şüphesiz vuku bulan münazara بين ذينك السعيدين bu iki Said arasında كانت oldu دافعةً للشيطان şeytan için bir dâfia (şeytanı defedici) قاهرة للنفس nefis için bir kâhira (nefse galip gelen).
Şüphesiz bu iki Said arasında vuku bulan münazara, şeytan için bir dâfia (şeytanı defedici), nefis için bir kâhira (nefse galip gelen) oldu.
طبيبا حاذقا mahir bir tabib (oldu) لذوي الجراحات من طالبي الحقيقة hakikati talep eden yara sahiplerine مُلزما ومُسكتا ilzam edici ve susturucu (oldu) لأهل الإلحاد والضلالة ehl-i ilhad ve dalalet için.
(İkinci Said ya da Mesnevi-i Arabî) hakikati talep eden yara sahiplerine mahir bir tabib; ehl-i ilhad ve dalalet için ilzam edici ve susturucu (oldu).
Not: طبيبا lafzı كانت in haberi olamaz. Çünkü كانت in mahzuf ismi olan المناظرة müennes, طبيبا ise müzekkerdir. Malumdur ki haber müştak (türemiş) bir isim olduğunda mübtedaya cinsiyet ve sayı bakımından uyum sağlamalıdır. Bu kural, كان ve kardeşleri için de geçerlidir. Bu durumda, طبيبا haberi için başka bir takdire ihtiyaç vardır. Bu takdirler şöyle olabilir:
كان السعيدُ الثاني طبيبا حاذقا : İkinci Said mahir bir doktor oldu.
كان المثنويُّ العربي طبيبا حاذقا : Mesnevi-i Arabî mahir bir doktor oldu.
فتبين أن هذا المثنويَّ العربي ve tebeyyün etti ki bu Mesnevi-i Arabî كان نواة لرسالة النور Risaleti’n-Nur için bir çekirdektir وغرسا لها ve onun için bir fidandır.
Ve tebeyyün etti ki: Şüphesiz bu Mesnevi-i Arabî, Risaleti’n-Nur için bir çekirdek ve onun için bir fidandır.
Ya da: Şüphesiz bu Mesnevi-i Arabî’nin, Risaleti’n-Nur için bir çekirdek ve onun için bir fidan olduğu tebeyyün etti.
İzah: Mesnevi’de bahsi geçen meseleler tafsilî bir surette Risale-i Nur Külliyatında izah edilmiştir. Bu cihetle sanki Mesnevi-i Nuriye, Risale-i Nur’un bir çekirdeği olmuş; bu çekirdekten Risale-i Nur Külliyatı çıkmıştır.
يُخلص temizliyor من شبهات الشياطين şeytanların şüphelerinden من الإنس والجن insanlardan ve cinlerden olan.
İnsî ve cinnî şeytanların şüphelerinden temizliyor.
ولا يخفى gizli değildir أن تلك المعلوماتِ في حكم المشهودات bu malumatların meşhudat hükmünde olduğu وأن يقين العلم كعين اليقين ve ayne’l-yakin gibi bir ilme’l-yakin olduğu.
Bu malumatların meşhudat hükmünde olduğu ve ayne’l-yakin gibi bir ilme’l-yakin olduğu gizli değildir.
İzah: Bilinene “malum”, görülene “meşhud” denir. Mesnevi’de zikredilen hakikatler malum değil, meşhuddur. Yani sadece bilgiye değil, şuhuda dayanmaktadır. Bu cihetle de ayne’l-yakin hükmünde bir ilme’l-yakindir.
Tahkikî iman kendi içinde üç kısımdır:
1. İlme’l-yakin.
2. Ayne’l-yakin.
3. Hakka’l-yakin.
Bunların da kendi içinde hadsiz mertebeleri vardır. Ayne’l-yakin iman, ilme’l-yakin imandan daha yüksektir. Hakka’l-yakin iman da ayne’l-yakin imandan yüksektir. Bu üç mertebeye şu misalle bakabiliriz:
Bir dağın eteklerinde olsak ve dağın arka tarafından yükselen bir duman görsek, “Orada bir ateş vardır.” deriz. Bu, ateşi ilme’l-yakin ile bilmektir.
Dağın üzerine çıkıp ateşi uzaktan görsek, bu, ateşi ayne’l-yakin ile bilmektir.
Ateşin yanına gidip ateşle ısınsak hatta içine girsek, bu da ateşi hakka’l-yakin ile bilmektir.
Bu mertebeler iman hakikatlerinin bilinmesi için de geçerlidir. Mesela evliyaullah iman hakikatlerini hakka’l-yakin görmüştür. Yani bir kısım iman hakikatlerinin üzerindeki perdeler onlar için kalkmış ve göz ile görür gibi iman hakikatlerini müşahede etmişlerdir. Kabir azabını ya da melekleri görmek gibi…
يورث القناعة kanaat verir ويوجب ve vacip kılar الاطمئنان التام tam bir itminanı.
Kanaat verir ve tam bir itminanı vacip kılar.
İzah: Yani bu eserde zikredilen hakikatler, okuyana kanaat verir ve onun kalbine tam bir itminanı yerleştirir. Tabii bu netice, anlayarak ve kabul ederek okuyanlar içindir.
Yazar: Sinan Yılmaz