16. Kelamların hüsnünü artıran ve güzelliğini fazlaca parlatan belagatın esaslarından biri de şudur ki…
İşârâtü’l-İ’caz mütalaasına kaldığımız yerden devam ediyoruz:
ذلِكَ الْكِتَابُ لَا رَيْبَ فِيهِ هُدًى لِلْمُتَّقِينَ
Arkadaş! Kelamların hüsnünü artıran ve güzelliğini fazlaca parlatan belagatın esaslarından biri de şudur ki… (İşârâtü’l-İ’caz)
Belagat: Sözün fasih olmakla beraber yer ve zamana da uygun olmasıdır. Diğer bir ifadeyle: Bir fikrin sözlü veya yazılı olarak yerinde, yeterince ve zamanında ifade edilmesidir.
İbnü’l-Mukaffa’a göre belagat, sözü herkesin kolay kolay söyleyemeyeceği tarzda söylemektir.
Câhiz’e göre, lafızla mananın güzellikte birbiriyle yarışması yani manadan önce lafzın kulağa, lafızdan önce de mananın zihne süratle ulaşmasıdır.
Rummânî’ye göre ise manayı güzel ve uygun ifadelerle zihinlere ulaştırmaktır.
Üstadımız dedi ki: Kelamların hüsnünü artıran ve güzelliğini fazlaca parlatan belagatın esaslarından biri de şudur ki…
Söze böyle başladı. Demek, burada belagatın bir esasını beyan edecek. O esası şöyle beyan ediyor:
Bir havuzu doldurmak için etrafından süzülen sular gibi, beliğ kelamlarda da zikredilen kelimelerin, kayıtların, heyetlerin tamamen o kelamın takip ettiği esas maksada nâzır olmakla onun takviyesine hizmet etmeleri, belagat mezhebinde lazımdır. (İşârâtü’l-İ’caz)
Mesela kelam şiddeti ifade ediyorsa, kelamın her bir kelimesi bu şiddete kuvvet vermelidir. Eğer kelam sevinci ifade ediyorsa, her kelimesi sevinci takviye etmelidir. Hüznü ifade ediyorsa, kelimeler hüznü hissettirmeli; istihzayı ifade ediyorsa, kelimeler bu manaya hizmet etmelidir. Ve hakeza…
Bu şuna benzer: Bir odayı dizayn edip odada bir manayı öne çıkarmak istiyorsunuz… Eğer öne çıkarmak istediğiniz mana “kutlama” ise odayı balonlarla, konfetilerle, ışıklarla, renkli kâğıtlarla ve buna benzer şeylerle süslersiniz. Yani odaya koyduğunuz her bir eşya “kutlama” manasına hizmet eder ve bu mananın tekmiline çalışır.
Eğer odada öne çıkarmak istediğiniz mana “hüzün” ise odayı balonlarla süslemez, bu manayı takviye edecek eşyalarla süslersiniz. Mesela ışığı parlak değil loş kullanırsınız. Hüzne uygun tablolar asarsınız, duvarlarını buna göre boyarsınız ve her şeyi hüznün manasını tekmil edecek şekilde kullanırsınız.
Bu hakikat kelam için de geçerlidir. İlm-i belagatta bir usuldür ki kelamdan murad olan mana ne ise kelimeler o manaya kuvvet vermeli, manayı takviye etmeli ve o mananın ortaya çıkmasına hizmet etmelidir.
Üstadımız bunun bir misalini şöyle veriyor:
Birinci Misal: وَلَئِنْ مَسَّتْهُمْ نَفْحَةٌ مِنْ عَذَابِ رَبِّكَ olan ayet-i kerime nazar-ı dikkate alınırsa görülür ki… (İşârâtü’l-İ’caz)
Önce ayetin manasını bakalım, sonra metne devam edelim. Ayetin kırık meali şöyledir:
وَلَئِنْ مَسَّتْ Andolsun ki eğer dokunsa, هُمْ onlara, نَفْحَةٌ bir esinti, مِنْ عَذَابِ رَبِّكَ Rabbinin azabından…
Toplu mana: Andolsun ki eğer onlara Rabbinin azabından bir esinti dokunsa… (Enbiya 46)
Üstadımız dedi ki: Bu ayet-i kerime nazar-ı dikkate alınırsa görülür ki…
Neyin görüldüğünü şöyle beyan ediyor:
Bu kelamdaki maksat ve esas, pek az bir azap ile fazla korkutmaktır. Ve bu kelamda olan mezkûr kelimeler ve kayıtlar, tamamen o maksadı takviye için çalışıyorlar. (İşârâtü’l-İ’caz)
“Andolsun ki eğer onlara Rabbinin azabından bir esinti dokunsa…” ayet-i kerimesinden maksat, az bir azabı göstermekle fazlaca korkutmaktır. Yani “Azabın azı dahi böyledir. Siz bu aza dahi dayanamazsınız, takat getiremezsiniz. O hâlde varın çoğunu siz düşünün.” manasını zihinlere yerleştirmektir.
Ayet-i kerime azabın azını nazara verdiği gibi, kelimeleri dahi o azlığa işaret etmekte ve maksadı takviyeye çalışmaktadır. Bu ayet-i kerimede altı kelime vardır:
اِنْ ، مَسَّ ، نَفْحَةٌ ، مِنْ ، عَذَاب ، رَبّ
هُمْ (onlara) ve ك (senin) zamirdir. Zamirler üzerinde tahlil yapamıyoruz. Üstad Hazretleri bu altı kelimenin “azlığa olan delaletini” şöyle beyan ediyor:
Ezcümle: Şek ve ihtimali ifade eden اِنْ şartiye olup azabın azlığına ve ehemmiyetsizliğine işarettir. (İşârâtü’l-İ’caz)
اِنْ edatı, iki muzari fiili cezmeden bir şart edatıdır. “Şayet, ise, eğer” manasına gelir. Kendinden sonra bir şart cümlesi, bir de ceza (cevap) cümlesi gelir. Ceza cümlesinin tahakkuku şart cümlesinin vukuuna bağlıdır. Türkçemizde, “Şöyle olursa, böyle olur.” tarzındaki ifadeler şart ve ceza cümlesine örnek gösterilebilir.
Şart cümlesinde kesinlik yoktur, ihtimal vardır. Kesinliğin olmaması ve ihtimalin olması azabın azlığına ve ehemmiyetsizliğine işaret eder.
Üstadımız ikinci kelimeyi şöyle tahlil ediyor:
Ve keza, نَفْحَةٌ sigasıyla ve tenviniyle azabın ehemmiyetsizliğine imadır. (İşârâtü’l-İ’caz)
نَفْحَةٌ “bir esinti” manasındadır. Üstadımız bu kelimenin iki cihetle azabın ehemmiyetsizliğine delalet ettiğini beyan etti: Sigasıyla ve tenviniyle.
Sigasıyla azabın azlığına iması şu cihetledir: نَفْحَةٌ kelimesi, masdar-ı bina merre sigasındadır. Bu siganın kalıbı فَعْلَةٌ şeklinde olup, bir olayın bir kere yapıldığını gösteren masdar veznidir. Bir şeyin bir kere yapılması azlığa imadır.
Tenviniyle azabın azlığına iması da şu cihetledir: Tenvin nekra isimlerde kullanılır. Nekra isimler: Söylendiği zaman kimden veya neyden bahsedildiği tam olarak anlaşılmayan, belirsiz bir kimseyi veya belirsiz bir şeyi gösteren isimlerdir.
Bir şeyin anlaşılamaması ve belirsiz olması ya büyüklüğünden yani ihata edilemeyişinden ya da küçüklüğünden yani görülememesindendir. Buradaki tenvin küçüklüğe işaret olup, bu da azabın azlığına imadır.
Üstadımız üçüncü kelimeyi şöyle tahlil ediyor:
Ve keza, مَسَّ kelimesi azabın şedit olmadığına işarettir. (İşârâtü’l-İ’caz)
مَسَّ “dokundu” manasındadır. Bu kelime, “çarptı, vurdu, kuşattı, yakaladı” gibi kelimelere kıyasla daha hafiftir ve şiddeti göstermez. Bu da azabın şedit olmadığına işarettir.
Üstadımız diğer kelimeleri şöyle tahlil ediyor:
Ve keza, teb’izi ifade eden مِنْ ve şiddeti gösteren نَكَال kelimesine bedel, hiffeti ima eden عَذَاب kelimesi ve رَبّ kelimesinden ima edilen şefkat, hepsi de azabın kıllet ve ehemmiyetsizliğine işaret etmekle, şu şiiri lisan-ı hâlleriyle temessül ediyorlar:
عِبَارَاتُنَا شَتَّى وَحُسْنُكَ وَاحِدٌ وَكُلٌّ اِلَى ذَاكَ الْجَمَالِ يُشِيرُ
Yani “İbarelerimiz ayrı ayrı ise de hüsnün birdir. Hepsi de o hüsne işaret ediyorlar.” (İşârâtü’l-İ’caz)
Üstadımız burada üç kelimeyi tahlil etti:
1. Teb’izi ifade eden مِنْ : مِنْ edatı bir harf-i cerdir. Muhtelif kullanımları vardır. Bu kullanımlardan biri de teb’iz edatı olmasıdır. Teb’iz: Kısım ve parçayı ifade etmesidir.
Buna göre, مِنْ عَذَابِ رَبِّكَ ayeti, “Rabbinin azabından bir parça” manasına gelir ki bu da azlığı ifade eder.
2. Şiddeti gösteren نَكَال kelimesine bedel, hiffeti ima eden عَذَاب kelimesi: نَكَال kelimesi de azap manasındadır. Ancak bu kelimedeki azap çok şiddetli bir azaptır. Türkçeye “işkence” olarak çevirebiliriz. عَذَاب lafzında ise bu şiddet yoktur. İşte عَذَاب lafzının نَكَال lafzına tercihi azlığa işaret içindir.
3. رَبّ kelimesinden ima edilen şefkat: Rab ism-i şerifi cemalî bir isim olup, şefkat ve rahmeti ima eder. Bu da azaptaki kıllete (azlığa) ve ehemmiyetsizliğe işaret eder.
Sözün özü: Mezkûr ayet-i kerimedeki maksat ve esas, pek az bir azap ile fazlaca korkutmaktır. Bu ayette olan kelimeler ve kayıtlar, tamamen bu maksadı takviye için çalışmışlar ve bu manaya hizmet etmişler. Bu da ispat eder ki Kur’an Allah’ın kelamıdır ve taklidi mümkün olmayan bir belagat üzerine nazil olmuştur.
Metni bir daha okuyalım:
ذلِكَ الْكِتَابُ لَا رَيْبَ فِيهِ هُدًى لِلْمُتَّقِينَ
Arkadaş! Kelamların hüsnünü artıran ve güzelliğini fazlaca parlatan belagatın esaslarından biri de şudur ki: Bir havuzu doldurmak için etrafından süzülen sular gibi, beliğ kelamlarda da zikredilen kelimelerin, kayıtların, heyetlerin tamamen o kelamın takip ettiği esas maksada nâzır olmakla onun takviyesine hizmet etmeleri, belagat mezhebinde lazımdır.
Birinci Misal: وَلَئِنْ مَسَّتْهُمْ نَفْحَةٌ مِنْ عَذَابِ رَبِّكَ olan ayet-i kerime nazar-ı dikkate alınırsa görülür ki bu kelamdaki maksat ve esas, pek az bir azap ile fazla korkutmaktır. Ve bu kelamda olan mezkûr kelimeler ve kayıtlar, tamamen o maksadı takviye için çalışıyorlar.
Ezcümle: Şek ve ihtimali ifade eden اِنْ şartiye olup azabın azlığına ve ehemmiyetsizliğine işarettir.
Ve keza, نَفْحَةٌ sigasıyla ve tenviniyle azabın ehemmiyetsizliğine imadır.
Ve keza, مَسَّ kelimesi azabın şedit olmadığına işarettir.
Ve keza, teb’izi ifade eden مِنْ ve şiddeti gösteren نَكَال kelimesine bedel, hiffeti ima eden عَذَاب kelimesi ve رَبّ kelimesinden ima edilen şefkat, hepsi de azabın kıllet ve ehemmiyetsizliğine işaret etmekle, şu şiiri lisan-ı hâlleriyle temessül ediyorlar:
عِبَارَاتُنَا شَتَّى وَحُسْنُكَ وَاحِدٌ وَكُلٌّ اِلَى ذَاكَ الْجَمَالِ يُشِيرُ
Yani “İbarelerimiz ayrı ayrı ise de hüsnün birdir. Hepsi de o hüsne işaret ediyorlar.” (İşârâtü’l-İ’caz)
Yazar: Sinan Yılmaz