a
Ana SayfaBakara Suresi 1-54. Surelerin başlarında bulunan huruf-u mukattaaya ait izahatı dört mebhasta zikredeceğiz…

4. Surelerin başlarında bulunan huruf-u mukattaaya ait izahatı dört mebhasta zikredeceğiz…

İşârâtü’l-İ’caz mütalaasına kaldığımız yerden devam ediyoruz:

الٓمٓ

Surelerin başlarında bulunan huruf-u mukattaaya ait izahatı dört mebhasta zikredeceğiz. (İşârâtü’l-İ’caz)

Huruf “harfler” manasında, mukattaa ise “kesilmiş, ayrılmış” manasındadır. Bu harfler kelimeyi oluştururken kendi isimleriyle telaffuz edildiklerinden dolayı “bağımsız ve ayrı harfler” anlamında “huruf-ı mukattaa” diye isimlendirilmiştir.

Üstad Hazretleri huruf-u mukattaanın bir kısım esrarını dört mebhasta izah edecek.

Metne devam edelim:

Birinci mebhas:   الٓمٓ  ile surelerin evvellerinde bulunan huruf-u mukattaadan teneffüs eden i’caz hakkındadır. (İşârâtü’l-İ’caz)

İ’caz: Âciz bırakma ve benzerini ortaya koymada herkesi acze düşürmedir.

Kur’an’daki huruf-u mukattaanın zikrinde öyle bir i’caz vardır ki beşerin bunu taklit etmesi ve kendi fikriyle bu hikmetleri takip etmesi mümkün değildir. Üstad Hazretlerinin huruf-u mukattaaya ait beyanatını okuduğunuzda bu hakikati nefsiniz dahi tasdik edecek.

Üstadımız, “…huruf-u mukattaadan teneffüs eden i’caz hakkındadır.” dedi. “İ’cazın huruf-u mukattaadan teneffüs etmesi” bana şu hayali verdi:

İ’caz sanki hayattar bir şeydir ve Kur’an’ın içinde yaşar. Kur’an, i’cazın evidir. İ’cazın hayatı ve teneffüsü de âyât ve kelimat-ı Kur’anîye ile olur. Yani i’caz hayatını, âyâttan ve kelimattan yaptığı teneffüs ile sürdürür.

— Peki, i’caz-ı Kur’anîye huruf-u mukattaadan da beslenir mi, bu harflerden de teneffüs eder mi?

Evet, eder. Üstadımız bu makamda, i’cazın huruf-u mukattaadan yaptığı teneffüsü gösterecek yani huruf-u mukattaadaki i’cazı beyan edecek.

Metne devam edelim:

İ’caz, inci gibi incecik letaif-i belagatın parıltılarının imtizaç ve içtimaından tecelli eden bir nurdur. (İşârâtü’l-İ’caz)

Bir ayet-i kerime düşünelim… Ayetin her bir kelimesi adeta bir inci gibidir ve inci gibi bir nur saçar yani bir i’cazı vardır. İ’cazının seviyesine göre nuru çoğalır veya azalır.

Nasıl ki on tane inci yan yana gelse, nurları birbiriyle imtizaç eder ve bu imtizaçtan parlak bir nur ortaya çıkar. Aynen bunun gibi, ayette geçen kelimelerin imtizacından ve içtimaından da bir nur ortaya çıkar ki işte bu nur i’cazın kendisidir.

Kelimelerin imtizaç ve içtimaından i’caz nuru parladığı gibi, ayetlerin içtimaından da aynı nur parlar ve ehl-i belagatın gözünü kamaştırır; kendisine âşık eder.

Huruf-u mukattaa özelinde konuşacak olursak:

Surelerin başında zikredilen huruf-u mukattaanın her biri bir inciye benzer. Her birinin kendine göre bir nuru vardır. Bütün huruf-u mukattaa yan yana geldiğinde, nurlarının imtizaç ve içtimaından gözleri kamaştıracak bir nur ortaya çıkar. İşte bu nura i’caz denir ve i’caz-ı Kur’anîyeyi gösterir.

Üstadımız bu makamda, bütün huruf-u mukattaanın imticazından tecelli eden nuru gösterecek ve Kur’an’ın bu cihetle i’cazını ispat edecek.

Metne devam edelim:

Bu mebhasta, bu nuru birkaç letaif zımnında izah etmekle parlatacağız. Fakat her bir latife ince ve ziyası az ise de letaifin heyet-i mecmuasından hasıl olan tam bir ziya ile fecr-i sadık çıkacaktır. (İşârâtü’l-İ’caz)

Gelecek mebhaslara şu nazarla bakmak gerekiyor: Her bir mebhas huruf-u mukattaadaki bir i’cazı beyan ediyor. Bu cihetle bir incidir ve sadece bir inci kadar parlar yani i’cazı neşreder. Heyet-i mecmuasında ise bütün incilerin yan yana gelmesi gibi bir nur ortaya çıkar. İşte bu nur ile fecr-i sadık doğar.

O hâlde bizler sadece bir mebhasa bakmamalı; bütün mebhasları aynı anda düşünmeliyiz. Yani her birindeki i’caz nurunu toplamalı ve toplamda ortaya çıkan nuru esas almalıyız. Malumdur ki ince ipler kolayca kopartılabilirken, yan yana geldiklerinde ve birbirlerine omuz verdiklerinde artık kopmaz bir urgan olurlar. Aynen bunun gibi, bir mebhasta gözüken i’caza itiraz edilse veya nuru zayıf görülse, bütün mebhasların yan yana gelmesiyle oluşan kuvvete kimse itiraz edemez ve bu nura kimse gözünü kapayamaz.

Metne devam edelim:

1. Hece harflerinin adedi -elif-i sâkine hariç kalmak şartıyla- yirmi sekiz harftir. Kur’an-ı Azîmüşşan, surelerin başında bu harflerin yarısını zikretmiş, yarısını da terk etmiştir. (İşârâtü’l-İ’caz)

Elif harfi eğer harekeli olursa “hemze” ismini alır. Harekesiz (sâkin) olduğundan ise sadece med harfi (uzatma harfi) olur. Bu durumda bir telaffuzu olmayıp önceki harfi uzatır. Bu elife “elif-i sâkine” denir.

Hece harfleri “lam-elif” de kabul edildiğinde 29′dur. Ancak “lam-elif”teki elif, elif-i sâkine olup bir telaffuzu yoktur. Bu durumda “lam-elif”ten geriye sadece “lam” harfi kalır ki bu harf zaten tek başına hece harfleri arasında da zikredilmiştir. Böyle olunca hece harfleri 28′e düşer. Kur’an-ı Azîmüşşan, surelerin başında bu harflerin yarısını zikretmiş, yarısını da terk etmiştir. Huruf-u mukattaada zikredilen harfler şunlardır:

ا ، ح ، ر ، س ، ص ، ط ، ع ، ق ، ك ، ل ، م ، ن ، هـ ، ى

Hülasa: Huruf-u mukattaa harflerinin, hece harflerinin tam yarısı olması bir i’cazdır. Tabii bu i’cazı tek başına bırakmayıp diğer i’cazların yanına koyacağız ki nuru parlasın, hepsi birbirine kuvvet verip fecr-i sadıkı doğursun.

Diğer maddelerin mütalaasını sonraki dersimize bırakalım. Bu dersimizde şu kısmı mütalaa ettik:

الٓمٓ

Surelerin başlarında bulunan huruf-u mukattaaya ait izahatı dört mebhasta zikredeceğiz.

Birinci mebhas:  الٓمٓ  ile surelerin evvellerinde bulunan huruf-u mukattaadan teneffüs eden i’caz hakkındadır. İ’caz, inci gibi incecik letaif-i belagatın parıltılarının imtizaç ve içtimaından tecelli eden bir nurdur.

Bu mebhasta, bu nuru birkaç letaif zımnında izah etmekle parlatacağız. Fakat her bir latife ince ve ziyası az ise de letaifin heyet-i mecmuasından hasıl olan tam bir ziya ile fecr-i sadık çıkacaktır.

1. Hece harflerinin adedi -elif-i sakine hariç kalmak şartıyla- yirmi sekiz harftir. Kur’an-ı Azîmüşşan, surelerin başında bu harflerin yarısını zikretmiş, yarısını da terk etmiştir. (İşârâtü’l-İ’caz)

Yazar: Sinan Yılmaz

Paylaş:
Bu Makaleyi Değerlendirin