a
Ana SayfaBakara Suresi 1-53. Hatta kıssa-i Musa çok meziyetleri ve hikmetleri müştemildir…

3. Hatta kıssa-i Musa çok meziyetleri ve hikmetleri müştemildir…

İşârâtü’l-İ’caz mütalaasına kaldığımız yerden devam ediyoruz:

Hatta kıssa-i Musa çok meziyetleri ve hikmetleri müştemildir. Her makamda o makama münasip bir vecihle zikredilmesi ayn-ı belagattır. (İşârâtü’l-İ’caz)

Hazreti Musa’nın ve diğer peygamberlerin kıssalarının zikrinde birçok hikmetler vardır. Mesela:

– Nübüvvet mesleğini ispat etmek

– Allah’ın müminlere olan yardımını göstermek

– Zalimlerin akıbetini beyan etmek

– Sabrın sonunun selamet olduğunu gösterip sabrı tembih etmek

– Müminlerin onlarca eziyete rağmen dinden dönmemelerini beyanla bizleri onlara tabi olmaya teşvik etmek…

Peygamber kıssalarının zikrinde bunlar gibi daha birçok hikmet vardır. Her makamda bu hikmetlerden biri takip edilmiş ve odak noktası o hikmet olarak kıssa zikredilmiştir. Dolayısıyla kıssanın zikrinde bir tekrar olsa da amacında ve hikmetinde farklılık vardır. Bunu şöyle düşünebiliriz:

Bir hikâye bilseniz. Bu hikâyede hem kahramanlık, hem sabır, hem sadakat, hem de ibadet anlatılmış olsa… Siz kahramanlık sadedince bu hikâyeyi anlatsanız ve hikâyenin kıssadan hissesini bu cihetten verseniz. Sonra aynı hikâyeyi sabır sadedinde anlatsanız ve kıssadan hissesini bu cihetten verseniz. Sonra aynı hikâyeyi sadakat sadedinde anlatıp sadakatin ne büyük bir değer olduğuna vurgu yapsanız. Sonra da aynı hikâyeyi ibadet odaklı anlatsanız ve nazarları ibadetin kıymetine celbetseniz.

— Bu durumda, her defasında aynı hikâyeyi mi anlatmış olursunuz?

Hikâye aynıdır ama kıssadan hissesi ve anlatılmasının hikmeti farklıdır! İşte Kur’an’daki kıssaların zikri de böyledir.

Üstad Hazretleri şöyle devam ediyor:

Evet, Kur’an-ı Azîmüşşan, o kıssa-i meşhureyi, gümüş iken yed-i beyzasına alarak altın şekline ifrağıyla öyle bir nakş-ı belagata mazhar etmiştir ki bütün ehl-i belagat, onun belagatına hayran olmuşlar, secdeye varmışlardır. (İşârâtü’l-İ’caz)

Hazreti Musa (a.s.)’ın kıssası -eğer zikrinde bir maksat ve hikmet takip edilmiyorsa- gümüş hükmündedir. Kur’an-ı Hakîm bu gümüşü yed-i beyzasına alarak altın şekline çevirmiştir. Yani bu kıssayı öyle bir şekilde anlatmış; ondan öyle dersler çıkarmış ve öyle hikmetler ortaya koymuştur ki kıssanın kıymeti birden bine çıkmıştır. Bu da tam bir belagattır.

“Yed-i beyza” ifadesi üzerine de -bilmeyenler olabilir diye- birkaç kelam edelim:

“Yed-i beyza” Hazreti Musa (a.s.)’a verilen mucizelerden biridir. Bu mucize ayet-i kerimede şöyle geçmektedir:

وَاضْمُمْ يَدَكَ إِلَى جَنَاحِكَ تَخْرُجْ بَيْضَاءَ مِنْ غَيْرِ سُوءٍ آيَةً أُخْرَى

Diğer bir mucize olarak elini koltuğunun altına sok ki kusursuz olarak bembeyaz çıksın. (Taha 22)

Hazreti Musa (a.s.) elini koltuğunun altına sokup çıkardığında eli bembeyaz bir hâle gelip güneş gibi parlıyordu. Elini bir daha koltuğunun altına soktuğunda ise eli eski hâline dönüyordu.

İşte Üstad Hazretleri, Kur’an’ın Hazreti Musa (a.s.)’ın kıssasını zikretmesini, Kur’an’ın bu kıssayı yed-i beyzasına alıp parlatmasına benzetti. Yani bu kıssa daha önceleri gümüş hükmünde idi ve onda i’cazın lem’aları parlamıyordu. Kur’an sanki bu kıssayı yed-i beyzasına aldı ve altın gibi parlattı; ondaki i’caz lem’alarıyla ehl-i belagatın aklını başından aldı.

Üstad Hazretleri şöyle devam ediyor:

Ve keza, teyemmün, teberrük ve istiane gibi çok vecihleri hâvi; ve tevhid, tenzih, sena, celal ve cemal ve ihsan gibi çok makamları tazammun; ve tevhid ve nübüvvet, haşir ve adalet gibi makasıd-ı erbaaya işaret eden besmele, zikredilen yerlerin her birisinde bu vecihlerden, bu makamlardan biri itibarıyla zikredilmiş ve edilmektedir. (İşârâtü’l-İ’caz)

(Teyemmün: Bereket saymak / Teberrük: Bereket ummak)

İmam Şafiî Hazretlerine göre, besmele her surenin başında -birinci ayet olarak- 113 kere ve Neml suresinin otuzuncu ayetinde bir kere, toplamda 114 kere nazil olmuştur. Hanefi mezhebine göre ise müstakil bir ayet olarak bir kere indirilmiş ve surelerin arasını ayırmak için sure başlarında tekrar edilmiştir.

Üstad Hazretleri, besmelenin havi olduğu bir kısım meziyeti şöyle beyan etti:

1. Besmelede teyemmün vardır.

2. Teberrük vardır.

3. İstiane (Allah’tan yardım dileme) vardır.

4. Tevhidin beyanı vardır.

5. Allah’ı tenzih vardır.

6. Allah’ı sena vardır.

7. Allah’ın celal ve cemalinin beyanı vardır. “Allah” ismi celale, Rahman ve Rahim isimleri cemale işaret eder.

8. Allah’ın ihsanının ve muhsin oluşunun ilanı vardır. Rahman “Rezzak” manasında, Rahim ise “merhamet eden” manasındadır ki bu isimler ihsana işaret eder.

9. Makasıd-ı erbaa olan tevhid, nübüvvet, haşir ve adaletin ispatı vardır. (Bu makasıd-ı erbaayı Fatiha suresinin ilk derslerinde mütalaa etmiştik. Dileyenler o dersleri okuyabilir.)

İşte besmele-i şerif, zikredildiği her bir yerde bu vecihlerden, bu makamlardan biri itibarıyla zikredilmiştir. Dolayısıyla zahirde bir tekrar gözükse de maksat ve hikmette bir tekrar yoktur.

Burada beyan edilen maddelerin izahı ve besmelede nasıl gözüktüğü sizlerce malumdur. Bu sebeple izahına girişmiyor ve sözü uzatmıyoruz. Zaten bir kısmını Fatiha suresinin mütalaasında işlemiştik.

Üstad Hazretleri bu bahsi şöyle tamamlıyor:

Maahaza, hangi surede tekerrür varsa, o surenin ruhuyla münasip olan bir vecih bizzat kasdedilmekle, öteki vecihlerin istitradî ve tebeî zikirleri belagata münafi değildir. (İşârâtü’l-İ’caz)

(İstitradî: Asıl mevzudan olmayan)

Üç derstir Kur’an’daki tekraratın hikmetini mütalaa ediyoruz. Üstad Hazretleri bu meseleyi diğer risalelerde daha geniş bir surette izah etmiş. Üstadımız burada sadece tekrar gibi gözüken ayetlerde hakikatte bir tekrar olmadığını ve o ayetin farklı bir manasının kastedildiğini beyan etti. Yani o ayetin, zikredildiği surenin ruhuna münasip manasının bizzat maksut olduğunu, diğer manalarının ise istidradî ve tebeî olduğunu beyan etti.

Kur’an’daki tekrarların diğer hikmetlerini Üstad Hazretleri 19. Söz’de şöyle beyan ediyor:

Sebeb-i kusur tevehhüm edilen tekraratındaki lem’a-i i’caza bak ki: Kur’an hem bir kitab-ı zikir, hem bir kitab-ı dua, hem bir kitab-ı davet olduğundan içinde tekrar müstahsendir, belki elzemdir ve eblağdır; ehl-i kusurun zannı gibi değil… Zira zikrin şe’ni, tekrar ile tenvirdir; duanın şe’ni, terdad ile takrirdir; emir ve davetin şe’ni, tekrar ile tekittir.

Hem herkes her vakit bütün Kur’an’ı okumaya muktedir olamaz, fakat bir sureye galiben muktedir olur. Onun için, en mühim makasıd-ı Kur’aniye ekser uzun surelerde dercedilerek, her bir sure bir küçük Kur’an hükmüne geçmiş. Demek, hiç kimseyi mahrum etmemek için tevhid ve haşir ve kıssa-i Musa gibi bazı maksatlar tekrar edilmiş.

Hem cismanî ihtiyaç gibi, manevi hâcât dahi muhteliftir. Bazısına insan her nefes muhtaç olur; cisme hava, ruha “hû” gibi… Bazısına her saat; bismillah gibi ve hakeza… Demek, tekrar-ı âyet, tekerrür-ü ihtiyaçtan ileri gelmiş ve o ihtiyaca işaret ederek, uyandırıp teşvik etmek, hem iştiyakı ve iştihayı tahrik etmek için tekrar eder.

Hem Kur’an müessistir, bir din-i mübinin esasıdır ve şu âlem-i İslamiyet’in temelleridir ve hayat-ı içtimaiye-i beşeriyeyi değiştirip, muhtelif tabakâta, mükerrer suallerine cevaptır. Müessise, tesbit etmek için tekrar lazımdır, tekit için terdad lazımdır; teyid için takrir, tahkik, tekrir lazımdır.

Hem öyle mesail-i azime ve hakaik-i dakikadan bahsediyor ki umumun kalblerinde yerleştirmek için çok defa muhtelif suretlerde tekrar lazımdır.

Bununla beraber, sureten tekrardır, fakat manen her bir ayetin çok manaları, çok faydaları, çok vücuh ve tabakatı vardır. Her bir makamda ayrı bir mana ve fayda ve maksatlar için zikrediliyor. (19. Söz)

Bu metni çok iyi mütalaa etmek ve anlamak lazım. Çünkü tekraratın bütün hikmetleri burada zikredilmiştir. Metni maddeleyerek daha iyi anlamaya çalışalım:

1. Kur’an bir kitab-ı zikirdir. Bu cihetle ayetlerin tekrarı güzeldir. Çünkü zikrin şe’ni tekrar ile tenvirdir, nurlanmaktır.

2. Kur’an bir kitab-ı duadır. Bu cihetle ayetlerin tekrarı yine güzeldir. Çünkü duanın şe’ni terdad ile takrirdir. Yani tekrar tekrar istemek ve duayı kuvvetlendirmektir.

3. Kur’an bir kitab-ı davettir. Bu cihetle ayetlerin tekrarı yine güzeldir. Çünkü emir ve davetin şe’ni tekrar ile tekittir. Ne kadar çok tekrar olursa söz o kadar kuvvetlenir ve tesiri o kadar çok olur.

4. Hem herkes her vakit Kur’an’ın tamamını okuyamaz fakat bir sureyi okumaya muktedir olabilir. Bu sebeple, en mühim makasıd-ı Kur’aniye uzun surelerde dercedilerek, her bir sure küçük bir Kur’an hükmüne geçmiştir. Demek, hiç kimseyi mahrum etmemek için tevhid, haşir, adalet ve kıssa-i Musa gibi bazı kıssalar tekrar edilmiştir.

5. Hem cismanî ihtiyaç gibi manevi hâcât dahi muhteliftir. İnsan her vakit besmeleye, kelime-i tevhide ve bunlar gibi zikre muhtaçtır. Bunların tekrarı ihtiyaçtandır, iştiyakı ve iştihayı tahrik etmek içindir.

6. Hem Kur’an müessistir, İslam dinini tesis etmiştir ve şu âlem-i İslamiyet’in temelidir. Tesis ve tesbit için tekrar lazımdır; tekit için terdad (tekrar) lazımdır. Bu cihetten Kur’an’daki tekrarlar yine güzeldir.

7. Hem Kur’an muhtelif tabakatın mükerrer suallerine cevaptır. Sual tekrar edilince cevap dahi tekrar edilmelidir.

8. Hem Kur’an tevhid gibi, kıyamet gibi, haşir gibi, cennet ve cehennem gibi mesail-i azimeden ve hakaik-i dakikadan bahsetmektedir. Bu hakikatleri kalplere yerleştirmek için tekrar lazımdır.

9. Bütün bunlarla beraber, sureten bir tekrar vardır; hakikatte bir tekrar yoktur. Her bir ayetin çok manaları, çok faydaları, çok vücuh ve tabakatı vardır. Her bir makamda ayrı bir mana, farklı bir fayda ve başka maksatlar için zikredilmiştir. Dolayısıyla hakikatte bir tekrar yoktur. (Bu maddeyi son üç derstir zaten mütalaa ediyoruz.)

Bu maddeler üzerinde sizler tefekkür eder ve tekrarın ayn-ı belagat olduğu hususunda nefsinizi ve şeytanı ilzam edersiniz. Sakın ilzam etmeden sonraki derse geçmeyin!

Mütalaasını yaptığımız kısmı bir daha okuyarak dersimizi tamamlayalım:

Hatta kıssa-i Musa çok meziyetleri ve hikmetleri müştemildir. Her makamda o makama münasip bir vecihle zikredilmesi ayn-ı belagattır.

Evet, Kur’an-ı Azîmüşşan, o kıssa-i meşhureyi, gümüş iken yed-i beyzasına alarak altın şekline ifrağıyla öyle bir nakş-ı belagata mazhar etmiştir ki bütün ehl-i belagat, onun belagatına hayran olmuşlar, secdeye varmışlardır.

Ve keza, teyemmün, teberrük ve istiane gibi çok vecihleri hâvi; ve tevhid, tenzih, sena, celal ve cemal ve ihsan gibi çok makamları tazammun; ve tevhid ve nübüvvet, haşir ve adalet gibi makasıd-ı erbaaya işaret eden besmele, zikredilen yerlerin her birisinde bu vecihlerden, bu makamlardan biri itibarıyla zikredilmiş ve edilmektedir.

Maahaza, hangi surede tekerrür varsa, o surenin ruhuyla münasip olan bir vecih bizzat kasdedilmekle, öteki vecihlerin istitradî ve tebeî zikirleri belagata münafi değildir. (İşârâtü’l-İ’caz)

Yazar: Sinan Yılmaz

Paylaş:
Bu Makaleyi Değerlendirin