18. ذلك zat ile sıfatı gösteren bir işaret olması itibarıyla hem Kur’an’ın azametine…
İşârâtü’l-İ’caz mütalaasına kaldığımız yerden devam ediyoruz:
Ve keza, ذلك zat ile sıfatı gösteren bir işaret olması itibarıyla hem Kur’an’ın azametine hem azameti ispat eden sıfat-ı kemaliyeye işaret eder. (İşârâtü’l-İ’caz)
Arapça Türkçeye kıyasla farklı bir dildir. Türkçede işaret isimleri sıfata delalet etmez. Mesela “Şu güzel” denildiğinde, güzelin erkek mi bayan mı olduğunu bilmeyiz. Ya da “Şu güzeller” denildiğinde, güzeller iki kişi midir yoksa daha mı çoktur, bunu bilemeyiz.
Arapçada ise işaret isimleri sıfata da delalet eder. Arapçada erkek için farklı bir işaret ismi, dişi için farklı bir işaret ismi kullanılır. Yine bir kişi için farklı, iki kişi için farklı ve çoğul için farklı işaret isimleri kullanılır. Yine yakında olan için farklı, orta uzakta olan için farklı ve uzakta olan için farklı işaret isimleri kullanılır. Bunların hepsi de zatın sıfatlarıdır.
Demek, ذلك işaret ismiyle hem zata hem de sıfata işaret edilmektedir. Bu haysiyetle, ذلك hem Kur’an’ın azametine hem azameti ispat eden sıfat-ı kemaliyeye işaret eder. Şöyle ki:
Üstad Hazretleri başta şöyle demişti:
— İkinci Misal: الٓمٓ ذلِكَ الْكِتَابُ لَا رَيْبَ فٖيهِ هُدًى لِلْمُتَّقٖينَ olan ayet-i kerimedir. Bu ayette maksad-ı esas, Kur’an’ın yüksekliğini göstermektir. Ve bu maksadı takviye eden الٓمٓ ، ذٰلِكَ ، الْكِتَاب ، لَا رَيْبَ فٖيهِ kayıtlarıdır. Evet, bu kayıtlar, istinad ettikleri pek ince ve gizli delillerine işaret etmekle beraber, o maksadın takviyesine koşuyorlar. (İşârâtü’l-İ’caz)
Mezkûr ayet-i kerime Kur’an’ın kemaline ve yüksekliğine işaret ettiği için, ذلك işaret ismi de bu kemale ve yüksekliğe işaret etmekte, bununla maksadın takviyesine koşmaktadır. Zira madem ذلك işaret ismi hem zata hem sıfata işaret ediyor, o hâlde bu makamda Kur’an’ın hem zatî kemaline hem de beliğ olma, fasih olma, selis olma gibi sıfatlarının kemaline işaret etmekte, bununla da Kur’an’ın yüksekliğini göstermektir.
Metne devam edelim:
Ve keza, ذلك işaret-i hissiyeye mahsus iken işaret-i akliyede kullanılması, tazim ve ehemmiyeti ifade ettiği gibi, makul olan Kur’an’ı mahsus suretinde göstermesi, Kur’an’ı ezhan ve enzarın nazar-ı dikkatine arz etmekle, tesettürü icab eden hile, zafiyet ve sair çirkin şeylerden münezzeh olduğunu izhar ve itiraf ettirmektir. (İşârâtü’l-İ’caz)
İlk önce bazı kavramların manasını öğrenelim:
Mahsus: Duyu organlarıyla hissedilebilen somut varlıklar.
Makul: Duyu organlarıyla hissedilemeyen, aklî ve soyut olan kavramlar.
İşaret-i hissiye: Duyu organlarımız ile algıladığımız varlıklara yani somut eşyaya işaret için kullanılan isimler.
İşaret-i akliye: Duyu organlarımız ile algılayamadığımız, daha çok aklî ve soyut olan şeylere işaret için kullanılan isimler.
ذلك işaret ismi mahsus varlıklar içindir. Kur’an ise mahsus değil makuldur. Burada Kur’an ile mushafı karıştırmamak lazım. Kur’an, mahluk olmayan ve Mütekellim-i Ezelî’den sudur eden kelamdır. Mushaf ise bu kelamın sayfalar hâlinde yazıldığı kitaptır.
Aradaki farka şöyle de işaret edebiliriz: Bir hafızın kalbinde yazılan Kur’an’dır, mushaf değildir. Yine mesela bir kitapçıya gitseniz, “Şu mushafı almak istiyorum.” dersiniz; “Şu Kur’an’ı almak istiyorum.” demezsiniz.
Her ne kadar insanlar arasında mushaf Kur’an zannedilse de mushaf Kur’an değildir, Kur’an’ın yazıldığı sayfalar mecmuasıdır.
Bu izahtan sonra, şimdi metni bir daha okuyalım:
ذلك işaret-i hissiyeye mahsus iken işaret-i akliyede kullanılması… ذلك (şu) lafzı, uzak için kullanılan ve mahsus (duyu organları ile hissedilen) varlıklara ait iken, makul hükmünde olan Kur’an hakkında kullanılması,
Tazim ve ehemmiyeti ifade ettiği gibi… Mahsusa ait bir lafzın makul için kullanılması onun ehemmiyetine ve büyüklüğüne işarettir. Yani o her ne kadar makul olsa da mahsus gibi mevcut kabul edilmiş ve buna göre işaret edilmiştir.
Makul olan Kur’an’ı mahsus suretinde göstermesi, Kur’an’ı ezhan ve enzarın nazar-ı dikkatine arz etmekle, tesettürü icab eden hile, zafiyet ve sair çirkin şeylerden münezzeh olduğunu izhar ve itiraf ettirmektir. Evet, Kur’an makuldur yani vücud-u haricîsi yoktur ve mahluk olmayan ezelî bir kelamdır. Lakin görmek isteyene işte mahsus gibidir. Gizlenmeye, tesettüre ihtiyacı yoktur. Zira onda hiçbir hile, zafiyet ve sair çirkin şeyler bulunmaz. Bu sebeple, mahsusa ait olan işaret ismiyle makul olan Kur’an’a işaret edilmesi hem güzeldir hem de kemalini izhar ve itiraf ettirmek içindir.
Metne devam edelim:
Ve keza, ذلك nin ل vasıtasıyla ifade ettiği bu’d, Kur’an’ın kemaline delalet eden ulüvv-ü rütbesine işarettir. (İşârâtü’l-İ’caz)
ذلك işaret isminde ذٰ işaret ismini, ل uzaklığı ve ك zamiri gösterir. Eğer bir şeyi karşımızdaki tek bir kişiye gösteriyorsak ذلك deriz. Bir şeyi iki kişiye gösteriyorsak ذلكما deriz. Bir şeyi topluluğa gösteriyorsak ذلكم deriz.
Üç işaret isminde de ل uzaklığa işaret içindir. Buradaki uzaklık harfi, Kur’an’ın beşer kelamından olan uzaklığına ve ulüvv-ü rütbesine işaret eder ki bu da Kur’an’ın kemaline delalet eder.
Meseleyi bir daha toparlayalım:
Üstadımız dedi ki: الٓمٓ ذٰلِكَ الْكِتَابُ لَا رَيْبَ فٖيهِ هُدًى لِلْمُتَّقٖينَ olan ayet-i kerimedir. Bu ayette maksad-ı esas, Kur’an’ın yüksekliğini göstermektir. Ve bu maksadı takviye eden الٓمٓ ، ذلِكَ ، الْكِتَاب ، لَا رَيْبَ فٖيهِ kayıtlarıdır.
الٓمٓ kaydının Kur’an’ın yüksekliğine olan işaretini önceki dersimizde mütalaa etmiştik. Bu dersimizde ذلك lafzının Kur’an’ın kemaline olan üç işaretini mütalaa ettik. Bunlar kısaca:
1. ذلك lafzı zat ile sıfatı gösteren bir işaret ismidir. Bu cihetle, Kur’an’ın hem azametine hem de sıfat-ı kemaliyesine işaret eder.
2. Mahsusa işaret eden ذلك lafzının makul olan Kur’an’a işareti, Kur’an’ın hile, zafiyet ve sair çirkin şeylerden münezzeh olduğuna işaret eder.
3. ذلك lafzındaki ل uzaklığa işaret içindir. Bu da Kur’an’ın ulüvv-ü rütbesine işaret eder, kemaline delalet eder.
Tabii bunlar ince nükteler. Bir kısmını avucumuzla tutar, bir kısmına parmak ucumuzla ancak dokunur, bir kısmını ise sadece hissederiz. Nasibimiz ne kadarsa onu alır, ziyadeleşmesi için Rabbimize dua ederiz.
Metni bir daha okuyalım:
Ve keza, ذلك zat ile sıfatı gösteren bir işaret olması itibarıyla hem Kur’an’ın azametine hem azameti ispat eden sıfat-ı kemaliyeye işaret eder.
Ve keza, ذلك işaret-i hissiyeye mahsus iken işaret-i akliyede kullanılması, tazim ve ehemmiyeti ifade ettiği gibi, makul olan Kur’an’ı mahsus suretinde göstermesi, Kur’an’ı ezhan ve enzarın nazar-ı dikkatine arz etmekle, tesettürü icab eden hile, zafiyet ve sair çirkin şeylerden münezzeh olduğunu izhar ve itiraf ettirmektir.
Ve keza, ذلك nin ل vasıtasıyla ifade ettiği bu’d, Kur’an’ın kemaline delalet eden ulüvv-ü rütbesine işarettir. (İşârâtü’l-İ’caz)
Yazar: Sinan Yılmaz