12. Surelerin başlarındaki huruf-u mukattaa, İlahî bir şifredir. Beşer fikri ona yetişemiyor…
İşârâtü’l-İ’caz mütalaasına kaldığımız yerden devam ediyoruz:
2. Surelerin başlarındaki huruf-u mukattaa, İlahî bir şifredir. Beşer fikri ona yetişemiyor. Anahtarı ancak Hazreti Muhammed aleyhissalâtü vesselâmdadır. (İşârâtü’l-İ’caz)
Üstad Hazretlerinin huruf-u mukattaa hakkındaki izahlarla neredeyse bütün âlimlerin sözlerini cemediyor ve kendisi de ilaveler yapıyor. Şöyle ki:
Tefsir ilminden haberdar olmayan birisi Üstadımızın mezkûr sözünü tam anlayamaz; sathî bir şekilde okur ve geçer. Hâlbuki Üstadımız bu beyanıyla, âlimlerin ihtilaf ettiği bir meselede tarafını beyan ediyor. Meseleyi izah ettiğimizde ne demek istediğimiz daha net anlaşılacak.
Huruf-u mukattaanın manası hakkında ulemanın iki görüşü vardır:
Birinci Görüş: Bir kısım âlim, huruf-u mukattaanın müteşabihten olduğu görüşünü kabul etmemiş ve “Allah’ın kitabında insanlar tarafından anlaşılamayan bir şeyin bulunması caiz değildir.” demiş. Bu âlimler, huruf-u mukattaanın manasının anlaşılabileceği görüşünde olup, görüşlerine ayet ve hadislerden birçok delil getirmişler. Ayetten delilleri on dörttür. Bir kaçını zikredelim:
Birincisi: “Kur’an’ı düşünmüyorlar mı yoksa kalplerinde kilitler mi var?” (Muhammed, 24) ayetidir. Cenab-ı Hak bu ayette onlara Kur’an hakkında düşünmelerini emretmiştir. Eğer Kur’an’ın manası anlaşılamayacak olsaydı, onlara Kur’an üzerinde düşünmeleri emredilmezdi.
İkincisi: “Şüphesiz o Kur’an, âlemlerin Rabbi tarafından indirilmiştir. Onu Rûhu’l-emin, uyarıcılardan olasın diye senin kalbine apaçık bir Arapça ile indirmiştir.” (Şuara, 192-193) ayetidir. Eğer Kur’an anlaşılamayacak olsaydı, Hazreti Peygamberin onunla insanları uyarması batıl olurdu. Yine ayette geçen “apaçık bir Arapça ile” ifadesi, Kur’an’ın Arap diliyle nazil olduğuna bir delildir. Durum böyle olunca onun anlaşılır olması gerekir
Üçüncüsü: “Onlardan hüküm çıkarmasını bilenler bunu bilirdi.” (Nisa, 83) ayetidir. Kur’an’dan hüküm çıkarmak ancak onun manasını iyice kavramakla mümkündür. Bu da huruf-u mukattaanın anlaşılmasını iktiza eder.
Huruf-u mukattaanın manasının anlaşılabileceğini kabul eden âlimler bunlar gibi deliller sunmuşlar. Biz sözü uzatmamak için üç taneyle iktifa ediyoruz. Daha fazlasını arzu edenler, Râzî Hazretlerinin Tefsir-i Kebir’ine bakabilirler.
İkinci Görüş: Bu görüş sahiplerine göre, bu harfler, Cenab-ı Hakk’ın kendisine ayırmış olduğu örtülü bir sır ve kapalı bir ilimdir.
Bu hususta Hazreti Ebû Bekir (r.a.) şöyle demiştir:
— Allah’ın her kitapta bir sırrı vardır. Onun Kur’an’daki sırrı ise bazı surelerin başlarına gelen huruf-u mukattaadır.
Hazreti Ali (r.a.) şöyle der:
— Her kitabın bir özü vardır. Bu kitabın özü ise hece harfleridir.
Yine İbni Abbas Hazretleri, “Ulema bunları anlamaktan âcizdir.” der.
Bu görüş sahipleri de görüşlerine ayet ve hadislerden birçok delil getirmiştir. Bir kaçını zikredelim:
Birincisi: “Kur’an’ın ayetlerinden bir kısmı muhkemdir ki bu ayetler kitabın anasıdır. Diğer bir kısmı da müteşabih ayetlerdir… Hâlbuki onun tevilini Allah’tan başkası bilmez. İlimde râsih olanlar, “Biz buna inandık, hepsi Rabbimiz katındandır.” derler. (Âl-i İmran, 7) ayetidir. Bu ayet-i kerime, Kur’an’da müteşabih ayetlerin varlığını bilmektedir ki bunların manasını sadece Allah bilmektedir. Huruf-u mukattaa harfleri de böyledir.
İkincisi: Râsih âlimler müteşabih ayetlerin manasını bilmiş olsalardı, onların müteşabihe iman etmelerinin bilhassa zikredilmiş olmasının bir anlamı olmazdı. Çünkü onlar müteşabihi delilleriyle öğrenmiş olsalardı, müteşabihe iman etmeleri, muhkem ayetlere iman etmeleri gibi olurdu ki bu durumda da müteşabihe iman etmelerinden dolayı övülmeyi gerektirecek fazla bir sebep olmazdı.
Üçüncüsü: “Kalplerinde eğrilik olanlar fitne çıkarmak ve (kendi arzularına göre) tevil yapmak için ondan (Kur’an’dan) müteşabih olanlarının peşine düşerler.” (Âl-i İmran, 7) ayetidir. Bu ayet-i kerimede müteşabihin tevilini araştırmak zemmedilmiştir. Eğer müteşabih ayetlerin tevilini bilmek, bilinmesi gerekli olan şeylerden olsaydı, manasını anlama hususundaki arzu kınanmazdı.
Huruf-u mukattaanın anlaşılamayacağını kabul eden âlimler bunlar gibi deliller sunmuşlar. Biz sözü uzatmamak için yine üç taneyle iktifa ediyoruz. Daha fazlasını arzu edenler, Tefsir-i Kebir’e bakabilirler.
Şimdi Üstad Hazretlerinin beyanını bir daha okuyalım: Surelerin başlarındaki huruf-u mukattaa, İlahî bir şifredir. Beşer fikri ona yetişemiyor. Anahtarı ancak Hazreti Muhammed aleyhissalâtü vesselâmdadır.
Üstadımız bu beyanıyla, ikinci görüşü savunan âlimlerin -yani huruf-u mukattaanın müteşabihten olduğunu ve manasının anlaşılamayacağını söyleyen âlimlerin- görüşünü tasdik ediyor ve bu meselede onların icmâına dâhil oluyor.
Üstad Hazretleri şöyle devam ediyor:
3. Şifrevari şu huruf-u mukattaanın zikri, Hazreti Muhammed aleyhissalâtü vesselâmın fevkalade bir zekâya malik olduğuna işarettir ki Muhammed aleyhissalâtü vesselâm remizleri, îmaları ve en gizli şeyleri sarih gibi telakki eder, anlar. (İşârâtü’l-İ’caz)
Huruf-u mukattaanın manasını âlimler anlayamasa da Peygamberimiz (a.s.m.) anlamış ve bu şifrelerin manasını çözmüştür. Bu da ispat eder ki Hazreti Muhammed (a.s.m.) fevkalade bir zekâya maliktir. Remizleri, îmaları ve en gizli şeyleri sarih gibi telakki eder ve anlar. Bu da onun diğer insanlara olan rüçhaniyetini ispat eder.
Mana açık olduğundan sözü uzatmaya gerek duymuyoruz. Metni bir daha okuyalım ve dersimizi tamamlayalım:
2. Surelerin başlarındaki huruf-u mukattaa, İlahî bir şifredir. Beşer fikri ona yetişemiyor. Anahtarı ancak Hazreti Muhammed aleyhissalâtü vesselâmdadır.
3. Şifrevari şu huruf-u mukattaanın zikri, Hazreti Muhammed aleyhissalâtü vesselâmın fevkalade bir zekâya malik olduğuna işarettir ki Muhammed aleyhissalâtü vesselâm remizleri, îmaları ve en gizli şeyleri sarih gibi telakki eder, anlar. (İşârâtü’l-İ’caz)
Yazar: Sinan Yılmaz