2. Ezcümle: Bismillâhirrahmânirrahîm gibi ayetlerde bulunan ukde-i hayatiye ve nurani esaslar…
İşârâtü’l-İ’caz mütalaasına kaldığımız yerden devam ediyoruz:
Ezcümle: بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖيمِ gibi ayetlerde bulunan ukde-i hayatiye ve nurani esaslar, tekerrür ettikçe iştihaları açar; misk gibi karıştırıldıkça kokar. (İşârâtü’l-İ’caz)
Besmele gibi ayetlerde bulunan ukde-i hayatiye ve nurani esaslar; tevhid, nübüvvet, haşir, adalet ve ibadettir. Üstad Hazretleri daha önce şöyle demişti:
— O anasır-ı erbaa, Kur’an’ın heyet-i mecmuasında bulunduğu gibi, Kur’an’ın surelerinde, ayetlerinde, kelamlarında hatta kelimelerinde bile sarahaten veya işareten veya remzen bulunmaktadır.
“Anasır-ı erbaa” ile kastedilen mana; tevhid, nübüvvet, haşir, adalet ile ibadettir. Bunlar aynı zamanda ayetlerin ukde-i hayatiyesi ve nurani esaslarıdır. Mesela besmeleyi ele alacak olursak:
1. Besmelenin başındaki mukadder قُلْ emri risalet ve nübüvvete işaret eder.
2. بِسْمِ nin takdimi hasrı ifade eder. Bu da tevhidi îma eder.
3. Rahman ism-i şerifi nizam ve adalete delalet eder.
4. Rahim ism-i şerifi de haşre işaret eder.
Bunların izahını daha önce yapmıştık. Dileyenler “Fatiha Suresi” bölümünün 4. dersini okuyabilirler.
Üstadımız burada dedi ki: بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖيمِ gibi ayetlerde bulunan ukde-i hayatiye ve nurani esaslar, tekerrür ettikçe iştihaları açar; misk gibi karıştırıldıkça kokar.
Kur’an’daki tekrarın usanç vermemesinin bir sebebi de buymuş: Bu hakikatler tekerrür ettikçe iştahları açıyor; karıştırıldıkça misk gibi kokuyor. Dolayısıyla günde bin defa بِسْمِ اللَّهِ desek, اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ desek, لاَ اِلَهَ اِلاَّ اللَّه desek ve bunlar gibi kelamları tekrar etsek yine azdır ve asla usanç vermez.
Bu bahsi Fatiha suresinin ilk derslerinde detaylı bir şekilde mütalaa ettiğimizden dolayı sözü burada daha fazla uzatmıyoruz.
Üstad Hazretleri şöyle devam ediyor:
Demek, tekerrür zannedilen, hakikatte tekerrür değildir. Ancak وَاُتُوا بِهٖ مُتَشَابِهًا kabîlinden, o ayrı ayrı hikmetleri, nükteleri, gayeleri ifade eden tekrarlı kelamlar yalnız ibarece, lafızca birbirine benzedikleri için tekrar zannedilir. (İşârâtü’l-İ’caz)
(Arapça mana: (Cennet meyveleri) onlara benzer bir şekilde getirilir.)
Bu hakikate somut birkaç misal getirelim:
Bakara suresinin 185. ayetinde şöyle buyrulur:
شَهْرُ رَمَضَانَ الَّذِيَ أُنْزِلَ فِيهِ الْقُرْآنُ هُدًى لِلنَّاسِ وَبَيِّنَاتٍ مِنَ الْهُدَى وَالْفُرْقَانِ
Ramazan öyle bir aydır ki insanlara hidayet olan ve yine hidayet ve furkandan apaçık deliller olan Kur’an o ayda indirilmiştir. (Bakara 185)
Ayet-i kerimede iki defa “hidayet” kelimesi geçmektedir. Sathi bir bakışla ayet-i kerimede bir tekrar vardır. Hâlbuki hakikatte tekrar olmayıp sadece lafız tekrarı mevcuttur. Şöyle ki: Ayette geçen birinci hidayet ile “itikadi ve imani meselelerdeki hidayet”, ikinci hidayet ile “amelî meselelerdeki hidayet” kastedilmiştir. Buna göre, ayetin manası şöyle olur:
— Ramazan öyle bir aydır ki insanlara imani hidayet olan ve yine ameli hidayet ve furkandan apaçık deliller olan Kur’an o ayda indirilmiştir.
Ya da birinci hidayet ile “icmali hidayet”, ikinci hidayet ile “tafsili hidayet” kastedilmiştir. Buna göre, ayetin manası şöyle olur:
— Ramazan öyle bir aydır ki insanlara icmali hidayet olan ve yine tafsili hidayet ve furkandan apaçık deliller olan Kur’an o ayda indirilmiştir.
Gördüğünüz gibi, tekrar sadece lafız cihetiyle olup, mana bakımından bir tekrar yoktur.
Bir örnek daha verelim:
Bakara suresinin 144. ayetinde şöyle buyrulur:
فَوَلِّ وَجْهَكَ شَطْرَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ
(Namaz kılarken) yüzünü Mescid-i Haram’a doğru çevir. (Bakara 144)
Yine Bakara suresinin 149. ayetinde şöyle buyrulur:
وَمِنْ حَيْثُ خَرَجْتَ فَوَلِّ وَجْهَكَ شَطْرَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ
Her nereden çıkarsan (namaz için) yüzünü Mescid-i Haram’a doğru çevir. (Bakara 149)
Yine Bakara suresinin 150. ayetinde şöyle buyrulur:
وَمِنْ حَيْثُ خَرَجْتَ فَوَلِّ وَجْهَكَ شَطْرَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ
Her nereden çıkarsan (namaz için) yüzünü Mescid-i Haram’a doğru çevir. (Bakara 150)
Aynı manada olan ve peş peşe zikredilen üç ayet-i kerime…
Tefsir ilmi okumayanlar bunu bir tekrar zannediyor ve hikmetini bilmediklerinden dolayı bazen şüpheye düşüyor. Hâlbuki bu ayetlerde hakikatte bir tekrar yoktur. Bunun iki farklı izahını şöyle yapabiliriz:
1. İnsanın üç değişik hâli vardır. Ya Mescid-i Haram’ın içinde bulunur. Ya Mescid-i Haram’ın dışında, Mekke’nin dâhilinde bulunur. Ya da Mekke’nin dışında bulunur. Ayette geçen birinci emir Mescid-i Haram’da bulunanlar içindir. İkinci emir Mescid-i Haram dışında, Mekke’de bulunanlar içindir. Üçüncü emir ise Mekke dışında olanlar içindir. Dolayısıyla ayetlerin muhatabı farklı olduğundan hakikatte bir tekrar yoktur. Nasıl ki biz üç farklı kişiye “Buraya gel.” desek, bu bir tekrar değildir; çünkü muhatap farklıdır. Aynen bunun gibi, ayet-i kerimede de üç farklı muhataba hitap edilmiştir; hakikatte bir tekrar yoktur.
2. Allahu Teâlâ, “Yüzünü Mescid-i Haram’a dön.” emrini üç defa tekrar etmiş ve her tekrarda farklı bir hikmeti gözetmiştir. Şöyle ki: Birinci emrin arkasından, Ehl-i kitabın kıblenin Kâbe olacağını bildiklerini ama buna rağmen kabul etmediklerini beyan etmiş. İkinci emrin arkasından, kıblenin Mescid-i Haram’a çevrilmesi işinin hak olduğuna bizzat kendisinin şehadet ettiğini beyan buyurmuş. Üçüncü emrin arkasından, bunu insanların elinde ümmet-i Muhammed’e karşı hiçbir delil kalmasın diye emrettiğini açıklamış. Dolayısıyla emirlerin her birinde farklı faydalar ve hikmetler gözetilmiş. Bu sebeple de tekrarları yerinde ve güzel olmuş.
Üstad Hazretlerinin, “Tekerrür zannedilen, hakikatte tekerrür değildir.” sözünü iki örnekle ispat ettik. Bu meselenin Kur’an’da örnekleri çoktur ve tefsir ilmini tahsil edenlerce malumdur. Biz iki örnekle iktifa ediyoruz.
Mütalaasını yaptığımız bölümü bir daha okuyalım ve dersimizi tamamlayalım:
Ezcümle: بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖيمِ gibi ayetlerde bulunan ukde-i hayatiye ve nurani esaslar, tekerrür ettikçe iştihaları açar; misk gibi karıştırıldıkça kokar.
Demek, tekerrür zannedilen, hakikatte tekerrür değildir. Ancak وَاُتُوا بِهٖ مُتَشَابِهًا kabîlinden, o ayrı ayrı hikmetleri, nükteleri, gayeleri ifade eden tekrarlı kelamlar yalnız ibarece, lafızca birbirine benzedikleri için tekrar zannedilir. (İşârâtü’l-İ’caz)
Yazar: Sinan Yılmaz