a
Ana SayfaBakara Suresi 1-58. Bu harflerin taktîi, müsemmanın vâhid-i itibarî olup terkib-i mezcî olmadığına işarettir.

8. Bu harflerin taktîi, müsemmanın vâhid-i itibarî olup terkib-i mezcî olmadığına işarettir.

İşârâtü’l-İ’caz mütalaasına kaldığımız yerden devam ediyoruz:

3. Bu harflerin taktîi, müsemmanın vâhid-i itibarî olup terkib-i mezcî olmadığına işarettir. (İşârâtü’l-İ’caz)

Vâhid-i itibarî: Hakikatte vücudu olmayıp, varlığı farazi olarak kabul edilen şeydir. Mesela ağırlık için kilo, uzunluk için metre birer vâhid-i itibarîdir. Bunların hakiki bir vücudu yoktur, farazi olarak var kabul edilmişlerdir.

Terkib-i mezcî: Birbirinden farklı anlam ifade eden kelimelerin yan yana getirilerek tek bir isim yapılmasıdır. Mesela “kırık” ve “kale” kelimelerini yan yana getirerek “Kırıkkale” ismini oluştursak, bu bir terkîb-i mezcî olur. Terkib-i mezcîde ismin bir kelimesi müsemmaya delalet etmez. Misalden yola çıkarsak, ne “kırık” kelimesi ne de “kale” kelimesi, müsemmaları olan “Kırıkkale”ye delalet etmez. Müsemmaya ancak terkîb-i mezcî olan ismin tamamı delalet eder.

Kur’an terkîb-i mezcî değildir. Eğer terkîb-i mezcî olsaydı, her bir ayete Kur’an denilmez, bütün ayetlerin bir araya gelmesiyle meydana gelen kitaba Kur’an denilirdi. Hâlbuki Kur’an’ın her bir ayeti de Kur’an’dır, her bir kelimesi de Kur’an’dır.  الم  ayeti de tek başına Kur’an’dır. Çünkü Kur’an vâhid-i itibarîdir. Yani Kur’an’ın tamamına Kur’an denildiği gibi, her bir cüzüne de Kur’an denir. Kur’an’ın tamamı ayet ayet toplanıp da sonra Kur’an olmuyor. Eğer Kur’an vâhid-i hakiki ya da terkib-i mezcî olsaydı, o zaman bütün sureler toplanır sonra Kur’an olurdu.

Bu zor meseleyi biraz daha açalım:

Mesela “Ahmet” ismini birisine verdiğimizde, “Ahmet” ismi o kişinin bütün cüzlerine şamil olmaz. Onun eline, koluna, gözüne veya başka bir cüzüne “Ahmet” denilmez. Ahmet, o insanın bütün cüzlerinden oluşan bütünün adıdır. Demek, müsemma vâhid-i hakiki olursa, ismi cüzlerine verilemiyor; bilakis bütün cüzlerden oluşan bütüne o isim verilebiliyor.

Bir başkasının ismi de “Fatih Ali” olsun. Bu da bir terkib-i mezcîdir. Terkib-i mezcî bir ismin müsemmaya delalet edebilmesi için tamamının söylenmesi gerekir. Ne “Fatih” ismi ne de “Ali” ismi tek başına müsemmaya delalet etmez. Demek, terkib-i mezcî olan bir ismin bir cüzü müsemmaya delalet etmiyor. Müsemmaya ancak tamamı delalet ediyor.

Kur’an ne vâhid-i hakiki ne de terkib-i mezcîdir. Kur’an vâhid-i itibarîdir. Hakikatte bir vücudu yoktur; vücudu itibarîdir. Yani sanki çok cüzlerden meydana gelmiş bir şahs-ı manevidir. Her bir cüzü, bu şahs-i manevinin ismiyle müsemmadır. Kur’an’ın tamamına Kur’an denildiği gibi, her bir ayetine hatta herbir kelimesine de Kur’an denir. Bu sırdan dolayı,  الم  diyen, “Ben Kur’an okudum.” diyebilir.

Huruf-u mukattaanın taktîinin, müsemmanın vâhid-i itibarî olup terkib-i mezcî olmadığına işareti şudur:

Terkib-i mezcî bir ismin tamamı zikredilmedikçe müsemmanın ne olduğunu anlayamayız. Bunu yukarıda izah etmiştik. Kur’an’da ise sadece  الم  denilse bunun Kur’an olduğunu anlarız. Hatta  كهيعص  dizilişinden sadece  كه  denilse, “Bu Kur’an’dır.” deriz.

İşte bu cihetle, bu harflerin taktîi, müsemmanın vâhid-i itibarî olup terkib-i mezcî olmadığına işaret olmuş olur. Yani bu kitabın Kur’an olduğunu bu harflerin taktîi ile (kesik kesik okunmasıyla) anlayabiliyoruz. Bu da Kur’an’ın vâhid-i itibarî olduğuna işaret ediyor.

Zor bir cümlenin mütalaasını yaptık. Bu meseleyi Fatiha suresindeki şu bölümü mütalaa ederken de bir parça işlemiştik:

— Kur’an’ın küllü cüzlerinde göründüğü gibi, cüzleri de Kur’an’ın küllüne ayinedir. Bunun içindir ki Kur’an, “müşahhas olduğu hâlde, efrad sahibi olan küllî” gibi tarif edilir. (İşârâtü’l-İ’caz)

Bu kısmın mütalaasını okumak için, sitemizdeki “İşârâtü’l-İ’caz” kategorisinin altından “Fatiha suresi”ni tıklayın. Açılan sayfanın üçüncü dersi bu kısmın mütalaasıdır. Bu mütalaayı okumanız, tahlilini yaptığımız cümleyi daha iyi kavramanızı sağlayacaktır.

Bu dersimizde şu cümlenin tahlilini yaptık:

3. Bu harflerin taktîi, müsemmanın vâhid-i itibarî olup terkib-i mezcî olmadığına işarettir. (İşârâtü’l-İ’caz)

Yazar: Sinan Yılmaz

Paylaş:
Bu Makaleyi Değerlendirin