9. İşâ vaktinde -ki o vakit- gündüzün ufukta kalan bakiyye-i âsârı dahi kaybolup…
Dokuzuncu Söz’ün mütalaasına kaldığımız yerden devam ediyoruz:
İşâ vaktinde ki o vakit gündüzün ufukta kalan bakiyye-i âsârı dahi kaybolup gece âlemi kâinatı kaplar… مُقَلِّبُ الَّيْلِ وَ النَّهَارِ olan Kadîr-i Zülcelal’in o beyaz sahifeyi bu siyah sahifeye çevirmesindeki tasarrufat-ı Rabbaniyesiyle; yazın müzeyyen yeşil sahifesini, kışın bârid beyaz sahifesine çevirmesindeki مُسَخِّرُ الشَّمْسِ وَ الْقَمَرِ olan Hakîm-i Zülkemal’in icraat-ı İlahiyesini hatırlatır… Hem mürur-u zamanla ehl-i kuburun bakiyye-i âsârı dahi şu dünyadan kesilmesiyle bütün bütün başka âleme geçmesindeki Hâlık-ı mevt ve hayat’ın şuunat-ı İlahiyesini andırır… Hem dar ve fâni ve hakir dünyanın tamamen harap olup, azîm sekeratıyla vefat edip, geniş ve baki ve azametli âlem-i ahiretin inkişafında Hâlık-ı arz ve semavat’ın tasarrufat-ı celaliyesini ve tecelliyat-ı cemaliyesini andırır, hatırlattırır bir zamandır… Hem şu kâinatın Malik ve Mutasarrıf-ı Hakiki’si, Mabud ve Mahbub-u Hakiki’si o zat olabilir ki gece gündüzü, kış ve yazı, dünya ve ahireti, bir kitabın sahifeleri gibi suhuletle çevirir, yazar bozar, değiştirir. Bütün bunlara hükmeder bir Kadîr-i Mutlak olduğunu ispat eden bir vaziyettir.
İşte nihayetsiz âciz, zayıf… hem nihayetsiz fakir, muhtaç… hem nihayetsiz bir istikbal zulümatına dalmakta… hem nihayetsiz hadisat içinde çalkanmakta olan ruh-u beşer… yatsı namazını kılmak için şu manadaki işâda İbrahimvari لَا اُحِبُّ الْاٰفِلينَ deyip Mabud-u Lemyezel, Mahbub-u Lâyezal’in dergâhına namaz ile iltica edip… ve şu fâni âlemde ve fâni ömürde ve karanlık dünyada ve karanlık istikbalde, bir Bâki-i Sermedî ile münacat edip… bir parçacık bir sohbet-i bâkiye, birkaç dakikacık bir ömr-ü bâki içinde dünyasına nur serpecek… istikbalini ışıklandıracak… mevcudatın ve ahbabının firak ve zevalinden neşet eden yaralarına merhem sürecek… olan Rahman-ı Rahîm’in iltifat-ı rahmetini ve nur-u hidayetini görüp istemek… (9. Söz)
(İşâ: Yatsı / Bakiyye-i âsâr: Arta kalan eserler ve izler / Mukallibü’l-leyli ve’n-nehâr: Gece ve gündüzü birbiri ardına çeviren (Allah) / Müzeyyen: Süslü / Bârid: Soğuk / Müsahhıru’ş-şemsi ve’l-kamer: Ay’ı ve Güneş’i emrine itaat ettiren ve boyun eğdiren (Allah) / Hakîm-i Zülkemal: Kemal sahibi olan hikmetli zat (Allah) / Mürur-u zaman: Zamanın geçmesi / Ehl-i kubur: Kabir ehli / Hâlık-ı mevt ve hayat: Hayatın ve ölümün yaratıcısı (Allah) / Sekerat: Ölüm sarhoşluğu / Hâlık-ı arz ve semavat: Göklerin ve yerin yaratıcısı (Allah) / Tasarrufat-ı celaliye: Allah’ın celalî isimlerinin icraatları / Tecelliyat-ı cemaliye: Allah’ın cemalî isimlerinin icraatları / Mutasarrıf-ı Hakiki: Gerçek tasarruf sahibi (Allah) / Mabud: Kendisine ibadet edilen (Allah) / Mahbub-u Hakiki: Hakiki sevgili (Allah) / Suhuletle: Kolaylıkla / Zulümat: Karanlıklar / İbrahimvari: Hazreti İbrahim gibi / Lâ uhibbu’l âfilîn: Ben batanları sevmem / Mabud-u Lemyezel: Varlığı asla son bulmayan mabud (Allah) / Mahbub-u Lâyezal: Yok olmayan baki sevgili (Allah))
Cümle bitmedi ancak biz cümleyi burada keselim ve yine bu uzun metnin haritasını çıkaralım. Yoksa metni ihatamız zorlaşacak.
Metinde geçen ifadeler anlaşılır ve açık olduğundan dolayı izaha gerek duymuyoruz. Metnin haritasını bütünü daha net görebilmeniz için çıkarıyoruz. Hem bu sayede her bir madde üzerinde derinlemesine tefekkür de edebilirsiniz.
Ayrıca şunu da ifade edelim ki: Üstadımızın ifadelerini aynen değil, sadeleştirerek alıyoruz. Amacımız sadece ilgili kısma bir işaret bırakmak olup cümleyi izah etmek değildir. Bu bölümü şöylece maddeleyebiliriz:
İşâ zamanının hatırlattıkları:
1. Yazın süslü yeşil sahifesinin, kışın soğuk beyaz sahifesine çevrilmesindeki İlahî icraatı hatırlatır ve مُسَخِّرُ الشَّمْسِ وَالْقَمَرِ (Güneş’i ve Ay’ı itaatkâr kılan) ismini ders verir.
2. Hem zamanın geçmesiyle kabir ehlinin geride bıraktıkları eserlerin dahi şu dünyadan kesilmesiyle, bütün bütün başka bir âleme geçmesini hatırlatır ve خالِقُ الْمَوْتِ وَالْحَيَاةِ (hayatın ve ölümün yaratıcısı) ismini ders verir.
3. Hem dar ve fâni ve hakir dünyanın tamamen harap olup, azim sekeratıyla vefat edip, geniş ve baki ve azametli âlem-i ahiretin inkişafını hatırlatır ve Hâlık-ı arz ve semavat olan Allahu Teâlâ’nın bu inkişaftaki celalî ve cemalî icraatlarını andırır.
4. Hem işâ vakti şu dersi verir ki: Şu kâinatın sahibi o zat olabilir ki: Gece ve gündüzü, kış ve yazı, dünya ve ahireti bir kitabın sahifeleri gibi kolaylıkla çevirir, yazar, bozar, değiştirir ve bütün bunlara hükmeder bir Kadîr-i Mutlak’tır.
Ruh-u beşerin vasıfları:
1. Nihayetsiz âciz ve zayıftır.
2. Hem nihayetsiz fakir ve muhtaçtır.
3. Hem nihayetsiz bir istikbal zulümâtına dalmıştır.
4. Hem nihayetsiz hadisat içinde çalkanmaktadır.
İşâ namazının manası:
1. İbrahim (a.s.) gibi لاَ اُحِبُّ اْلاٰفِلِينَ (Ben batanları sevmem.) diyerek baki bir Zatın dergâhına namazla iltica etmek.
2. Şu fâni âlemde ve fâni ömürde ve karanlık dünyada ve karanlık istikbalde bir Bâki-i Sermedî ile münacat edip bir parçacık bir sohbet-i bakiye etmek.
3. Bu sayede birkaç dakikacık bir ömr-ü baki içinde dünyasına nur serpecek, istikbalini ışıklandıracak ve mevcudatın ve ahbabının firak ve zevalinden neşet eden yaralarına merhem sürecek olan Rahman-ı Rahim’in iltifat-ı rahmetini ve nur-u hidayetini görüp istemek.
“Birkaç dakikacık bir ömr-ü baki” ifadesi üzerine birkaç kelam edelim, çünkü burası biraz kapalı:
Mezkûr ifadeyle, namaz kılınan zaman dilimi kastedilmiştir. Üstad Hazretleri bu hakikati Üçüncü Lem’a’da şöyle beyan ediyor:
“Ey insanlar! Fâni, kısa, faydasız ömrünüzü; baki, uzun, faydalı, meyvedar yapmak ister misiniz? Madem istemek insaniyetin iktizasıdır, Bâki-i Hakiki’nin yoluna sarf ediniz. Çünkü Bâki’ye müteveccih olan şey, bekanın cilvesine mazhar olur.” (Üçüncü Lem’a)
Bekanın cilvesine mazhar olduğunda da beka bulur. Dolayısıyla namaz ile geçen dakikalar, insan için birkaç dakikacık bir ömr-ü bakidir. Namaz sayesinde fâni dakikaları fenadan kurtulur, bekaya mazhar olur.
İlk önce buraya kadar olan kısmı iyice tefekkür edip hazmedelim. Daha sonra bir sonraki derse geçelim.
Yazar: Sinan Yılmaz