a
Ana SayfaMezhepsizlik Hastalığı9. Din bir iken aynı meselede farklı hükümler nasıl olabilir?

9. Din bir iken aynı meselede farklı hükümler nasıl olabilir?

İki arkadaşın hayalî münazarasına devam ediyoruz:

A: Şimdi cevabını çok merak ettiğim başka bir soruyu sormak istiyorum. Din bir iken aynı meselede farklı hükümler nasıl olabilir? Bir mezhepte bir şey sünnet iken, diğerinde vacip ya da birinde helal iken, diğerinde mekruh oluyor. Bu nasıl olur? Dört mezhebin farklı hükümlerinin hepsi nasıl hak ve doğru olabilir? Zira hak birdir ve değişmez!

B: Cevabı çok zor gibi gözüken ve cevabı bilinmediği için birçok Müslüman’ı mezhepler hakkında şüpheye düşüren bu sorunun cevabı son derece basittir. Bediüzzaman Said-i Nursi Hazretleri mezkûr soruya son derece güzel ve ikna edici bir cevap vermiştir. Şimdi bu cevaptan iktibasla meseleyi izah edelim:

Bir su, beş farklı mizaçtaki beş hastaya göre beş farklı hüküm alır. Şöyle ki:

– Birisine hastalığının mizacına göre su ilaçtır. Demek, su içmek ona tıbben vaciptir.

– Diğer hastaya zehir gibi zararlıdır. Demek, su içmek ona tıbben haramdır.

– Diğer bir hastaya az zarar verir. Demek, tıbben ona mekruhtur.

– Diğer hastaya ise faydalıdır, menfaat verir. Demek, tıbben ona sünnettir.

– Diğer birisine de ne zarardır ne de menfaat, afiyetle içsin. Demek, tıbben ona mübahtır.

İşte hak burada farklılaştı. Su bir iken, beş hastaya göre beş farklı hükme sebep oldu. Birine vacip, diğerine haram, bir diğerine mekruh ve diğerlerine de sünnet ve mübah oldu.

Simdi sen diyebilir misin ki: Su yalnız ilaçtır, yalnız vaciptir; başka hükmü yoktur.

Elbette diyemezsin. Zira suyun hükmü hastalara ve mizaçlara göre değişmektedir.

Aynen bunun gibi, din ve şeriatın her bir hükmü de insanlar için bir âb-ı hayattır. Misalimizdeki suyun hükmünün beş farklı mizaca göre beş farklı hüküm alması gibi, İlahî hükümler de mezheplere tabi olanlara göre değişir. Bir hüküm birisine vacip olurken, diğerine mekruh; birisine haram olurken, diğerine mübah olabilir. Bunu inkâr etmek, misalimizdeki suyun, bütün hastalara göre hükmünün aynı olması gerektiğini iddia etmek gibi bir safsatadır. Yine bunu inkâr etmek, İslam’ın evrenselliğini inkâr etmek ya da her insanın aynı fıtratta olduğunu kabul etmek gibi bir şeydir.

İşte mezhep imamları âdeta bir doktor gibi, bulundukları coğrafyada yaşayan insanların mizaçlarına uygun hükümleri Kur’an ve sünnetten çıkarmıştır. O coğrafyada yaşayan bir Müslüman için ilaç hükmünde -yani vacip- olan bir emir, başka bir coğrafyadaki Müslüman için zehir -yani haram- olabilmektedir.

Mesela İmam-ı Şafiî’ye tabi olanlar genellikle Hanefilere nispeten köylülüğe ve bedeviliğe yakın olduklarından dolayı, cemaati tek bir vücut hükmüne getiren sosyal hayattan mahrumdurlar. Bu sebeple, her biri bizzat Allah’ın dergâhında kendi derdini söylemek ve hususi arzusunu istemek için imamın arkasında Fatiha’yı kendi başlarına okurlar.

İmam-ı Azam’a tabi olan Hanefiler ise ekseriyetle medeniyete ve şehirliliğe daha yakın ve sosyal hayatın daha içinde oldukları için, bir cemaat bir şahıs hükmüne girip, tek bir adam umum namına söyler, cemaat de kalben onu tasdik eder. Onun sözü umumun sözü hükmüne geçer. Bu sırra binaen Hanefi mezhebinde olanlar imamın arkasında Fatiha’yı okumaz. İmam onlar namına okur ve diğerleri rabıta-i kalb ile imamı tasdik ederler.

O hâlde imamın arkasında Fatiha’yı okumak Şafiîlere göre hak ve doğrudur. Bu, onların mizaç ve tabiatlarının bir gereği ve neticesidir. Hanefilere göre ise Fatiha’yı okumamak hak ve hikmet olup, onların fıtratları da buna müsaittir.

Neticede, İmam Şafiî Hazretleri Kur’an ve sünnetten, imamın arkasında Fatiha’nın okunacağı hükmünü çıkarırken, İmam-ı Azam Hazretleri aynı delillerden, imamın arkasında Fatiha’nın okunmayacağı hükmünü çıkarmıştır. Mevcut deliller her iki hükmü de içinde barındırmaktadır.

Bu misalde olduğu gibi, her bir mezhep imamı, coğrafyasındaki insanların fıtratına uygun olan hükümleri Kur’an ve sünnetten istinbat etmiştir. Allahu Teâlâ da Kur’an ve sünnetten çıkan bütün bu hükümlerden razı olmaktadır.

Şunu da ilave edeyim: Mezheplerin arasındaki ihtilafın sebeplerini öğrendiğinde bu mesele daha da açılacak ve konuyu daha net kavrayacaksın.

A: Mezhepler arasındaki ihtilafın sebebini zaten çok merak ediyorum. Madem sohbet bizi buraya getirdi. O hâlde çok merak ettiğim bu soruya da cevap ver.

B: Gücüm nispetinde vermeye çalışayım. İhtilafın sebebini öğrendiğinde, “Dört mezhebin farklı hükümlerinin hepsi nasıl hak ve doğru olabilir? Zira hak birdir ve değişmez!” sorusu tam manasıyla cevabını bulacaktır.

(Münazara bir sonraki başlıkta devam ediyor.)

Yazar: Sinan Yılmaz

Paylaş:
Bu Makaleyi Değerlendirin