a
Ana SayfaMezhepsizlik Hastalığı5. Mezhepsizlere 10 soru!

5. Mezhepsizlere 10 soru!

İki arkadaşın hayalî münazarasına devam ediyoruz:

B: Sana soracağım birinci soru şu: Mümin suresi 29. ayet-i kerimede şöyle buyrulmuş: Firavun şöyle dedi: Ben size görüşümden başkasını göstermiyor ve ancak sizi doğru yola ulaştırıyorum.

Bu ayetin ifadesiyle, Firavun gibi bir zalim kendisini hidayette biliyor ve kavmini sözde hidayete ulaştırmak istiyordu. Hâlbuki kendisi dalaletin ve sapıklığın tam ortasındaydı. Demek, bazen insan kendini hidayet üzere bilirken sapıklığın tam ortasında olabiliyor.

Acaba ey mezhepsiz kardeşim! Ya sen de kendini böyle hidayette biliyor ve hakikatte insanları dalalete davet ediyorsan, akıbetin nasıl olacak? Bunu hiç düşündün mü?

İkinci sorum şu: Mümin suresi 37. ayet-i kerimede şöyle buyrulmuş: Firavun dedi ki: Ben Musa’yı mutlaka yalancı sanıyorum.

Bu ayetin ifadesiyle, Firavun sadıkların en sadığı olan Hazreti Musa’yı yalancı zannediyordu. Firavun’a göre, kendisi doğru, Hazreti Musa ise yalancıydı. Bu, Firavun’un samimi itikadıydı.

Acaba ey mezhepsiz kardeşim! Ya sen de aynı hataya düşerek kendi yanlışını doğru ve müçtehidlerin doğrularını yanlış zannediyorsan, akıbetin nasıl olacak?

Üçüncü sorum şu: Mümin suresi 37. ayet-i kerimede şöyle buyrulmuş: İşte böylece Firavun’a kötü ameli süslü gösterildi.

Bu ayetin ifadesiyle, Firavun’un kötü ameli kendisine süslü yani doğru gösterilmiştir. Demek, bazen kişinin yanlış ameli süslenerek ona doğru gösterilir. Bu süslemeyi de bizzat şeytanın kendisi yapar.

Acaba ey mezhepsiz kardeşim! Ya şeytan senin çirkin amelini de sana böyle süslemiş ve batılı hak gibi gösteriyorsa, akıbetin nasıl olacak?

Dördüncü sorum şu: Zuhruf suresi 37. ayet-i kerimede şöyle buyrulmuş: Şüphesiz ki bu şeytanlar onları yoldan çıkarırlar. Onlar da kendilerinin doğru yolda olduklarını sanırlar.

Bu ayetin ifadesiyle, şeytanlar insanları doğru yoldan çıkarmakta, yoldan çıkanlar ise kendilerini doğru yolda zannetmektedirler. Demek, doğru yoldan çıkanların ortak özelliği kendilerini doğru yolda zannetmeleridir.

Acaba ey mezhepsiz kardeşim! Ya şeytan seni de doğru yoldan çıkarmış ve sen buna rağmen kendini doğru yolda sananlardan isen, akıbetin nasıl olacak?

Beşinci sorum şu: Câsiye suresi 23. ayet-i kerimede şöyle buyrulmuş: Allah’ın bir ilim üzere saptırdığını gördün mü?

Bu ayet, ilmi olmasına rağmen dalalete düşen kimselerden haber vermektedir. Demek, onlar ilimleri yüzünden sapmışlardır. Yani ilimleri var ancak hakkı ortaya çıkaracak kuvvette değil. Onlar kendilerindeki bu az ilmin verdiği kibirle, kendilerinden üstte olan âlimlere meseleyi sormaz ve kendi fikirlerine göre hükmederler. Neticede ilimleri sebebiyle saparlar.

Acaba ey mezhepsiz kardeşim! Sen de az ilmi yüzünden saptırılan bu güruha dâhilsen, akıbetin nasıl olacak? Bunu hiç düşündün mü?

Altıncı sorum şu: A’raf suresi 12. ayet-i kerimede şöyle buyrulmuş: Allah şöyle buyurdu: “Sana emrettiğim zaman seni secde etmekten alıkoyan nedir?” İblis dedi ki: “Ben ondan daha hayırlıyım.”

Bu ayetin beyanıyla, İblis kendisini Hazreti Âdem’den daha hayırlı zannetmiş ve bu itikadı sebebiyle hem cennetten hem de rahmet-i İlâhîyeden kovulmuş.

Acaba ey mezhepsiz kardeşim! Ya sen de hakkın olmadığı hâlde kendini mezhep imamlarından daha hayırlı biliyorsan ve bu itikadın sebebiyle cennetten ve Allah’ın rahmetinden kovulursan, akıbetin nasıl olacak?

Yedinci sorum şu: A’raf suresi 90. ayet-i kerimede şöyle buyrulmuş: Kavminden ileri gelen kâfirler dediler ki: Eğer Şuayb’a uyarsanız o takdirde siz mutlaka ziyana uğrarsınız.

Bu ayetin ifadesiyle, Hazreti Şuayb’ın kavmindeki kâfirler, müminleri Şuayb (a.s.)’a uymaktan menetmekte ve eğer uyarlarsa ziyana uğrayacaklarını söylemektedirler. Yani onlara göre, kendileri selamette, Hazreti Şuayb’a uyanlar ise zarardadır.

Acaba ey mezhepsiz kardeşim! Ya sen de bu hatayı yapıyorsan, yani mezhebe uyanları zararda, kendini ise selamette bilmek ile yanılıyorsan, akıbetin nasıl olacak?

Sekizinci sorum şu: Hûd suresi 27. ayet-i kerimede şöyle buyrulmuş: Sizin bizden fazla bir meziyetinizi de görmüyoruz.

Bu söz, peygamberlerini inkâr eden Nuh kavminin ileri gelenlerine aittir. Hazreti Nuh (a.s.) kendileri gibi insan olduğu için onu inkâr etmişler ve kendi meziyetlerini, Hazreti Nuh’a iman eden müminlerin meziyetlerinden üstün görmüşler.

Acaba ey mezhepsiz kardeşim! Ya sen de Nuh kavminin yaptığını bu ümmetin âlimlerine yapıyor ve kendi meziyetlerini onların meziyetlerinden üstün tutarak haddini aşıyorsan, akıbetin nasıl olacak?

Dokuzuncu sorum şu: Hûd suresi 43. ayet-i kerimede şöyle buyrulmuş: Nuh’un oğlu dedi ki: Ben, beni sudan koruyacak bir dağa sığınacağım.

Bu ayet ve devamındaki ayetlerin beyanıyla, Hazreti Nuh (a.s.) gemiden oğluna elini uzatmış ve onu gemiye çekmek istemiş. Oğlu ise inkârında ısrar ederek babasına bir dağı göstermiş ve o dağa sığınacağını, o dağın kendisini sudan koruyacağını söylemiş. Tam bu esnada aralarına büyük bir dalga girmiş ve oğlu orada boğuluvermiş.

Acaba ey mezhepsiz kardeşim! Ya sen de Hazreti Nuh’un oğlu gibi hata ederek kendi ilim dağına güveniyorsan ve bu dağ seni dalaletten kurtaracak kadar yüksek değilse, dalaletin dalgalarında boğulduğunda akıbetin nasıl olacak? Acaba sana elini uzatan mezhep imamlarının elinden tutarak Ehl-i sünnet gemisine binmen ve selamet sahiline o gemi ile ulaşman daha doğru değil mi?

Onuncu sorum şu: En’am suresi 93. ayet-i kerimede şöyle buyrulmuş: Yahut kendisine hiçbir şey vahyedilmediği hâlde “Bana vahyedildi.” diyenden daha zalim kim olabilir?

Bu ayet-i kerime, Abdullah İbni Sa’d İbni Ebî Serh el-Kureşî hakkında inmiştir. Bu zat vahiy kâtipliği yapan bir zattı. Peygamber Efendimiz (a.s.m.) ona Mü’minûn suresini yazdırıyordu. İnsanın yaratılışıyla ilgili ayetlerin sonuna gelindiğinde, Resulullah (a.s.m.) “Sonra onu başka bir yaratılışla yarattık.” ayet-i kerimesini yazdırdı. İnsanın yaratılışından hayrete düşen İbni Ebî Serh, “Yaratıcıların en güzeli olan Allah ne de yücedir.” dedi. Bunun üzerine Resulullah (a.s.m.), “Yaz onu. Bana böylece indirildi.” buyurdu. O zaman İbni Ebî Serh vehme kapılarak “Bana da vahyediliyor.” dedi ve dinden çıkarak Mekke’ye kaçtı. Daha sonra bu kişinin tekrar tövbe ederek İslam’a girdiği ve İslam’ı güzelce yaşadığı rivayet edilmiştir.

Acaba ey mezhepsiz kardeşim! Ya sen de İbni Ebî Serh gibi hayal görüyorsan ve sana ilimden çok az bir nasip verildiği hâlde ilimdeki nasibini mezhep imamlarının nasibi gibi olduğunu zannediyorsan ve bu zannın da seni helake sürüklüyorsa, akıbetin nasıl olacak?

A: Sorduğun bu 10 soru gerçekten çok dehşetli! Ama önce bütün bu soruları ben de sana soruyorum. Ya siz batılda iseniz akıbetiniz nasıl olacak?

B: Biz nefsimize göre hükmetmiyor ve icmaya yani âlimlerin ittifakına dayanıyoruz. Peygamberimiz (a.s.m.)’ın “Ümmetim dalalette ittifak etmez.” hadisini delil yaparak bu ittifakın doğru olduğunu savunuyoruz. Sen ise sadece zannınla hükmediyor ve kasır fehmine dayanıyorsun.

Acaba sırtını icmaya ve âlimlerin ittifakına dayayan biz mi haklıyız? Yoksa icmadan yoksun olarak sırtını sadece birkaç mezhepsizin sözüne dayayan sen mi?

A: Şimdi sana teslim oluyor ve davanın hak olduğuna inanıyorum. Şunu da söyleyeyim: Sorduğun sorular biraz ağırdı ama üzerime almıyorum. Çünkü ben artık bir mezhebe bağlanmanın gereğine inanıyorum. Dolayısıyla soruların muhatabı ben değilim. Aslında en başta beni ikna etmiştin ama inadım beni buraya kadar sürükledi. Kibrim sebebiyle bir türlü teslim olamadım. Ama şimdi teslim oluyor ve beni mezhepsizlikten kurtardığın için sana teşekkür ediyorum. Ancak aklımda mezheplerle ilgili çok sorular var. Bu soruları da yanıtlarsan beni bu hastalıktan iyice kurtarırsın.

B: Sor bakalım. İnşallah sorularına ikna edici cevapları verir ve seni tam manasıyla bu hastalıktan kurtarırım.

(Münazara bir sonraki başlıkta devam ediyor.)

Yazar: Sinan Yılmaz

 

Paylaş:
Bu Makaleyi Değerlendirin