11. Amelini tamamlamadan ölen kimse o ameli kabirde tamamlar mı?
Bir kimse salih bir amele başlasa ancak amelini tamamlayamadan ölse, bu kişi amelin sevabını tastamam kazanır. Bunun delili Nisa suresinin 100. ayet-i kerimesidir. Bu ayet-i kerimede şöyle buyrulmuştur:
وَمَنْ يَخْرُجْ مِنْ بَيْتِهِ مُهَاجِرًا إِلَى اللَّهِ وَرَسُولِهِ ثُمَّ يُدْرِكْهُ الْمَوْتُ فَقَدْ وَقَعَ أَجْرُهُ عَلى اللَّهِ
Her kim Allah’a ve Resulüne hicret etmek maksadıyla evinden çıkar ve sonra kendisine ölüm yetişirse, şüphesiz onun mükâfatı Allah’a düşer. (Nisa 100)
Bu ayet-i kerime, İbni Cerîr Hazretlerinin İbni Cübeyr’den rivayet ettiğine göre, Cündeb İbni Damre hakkında nazil olmuştur. Şöyle ki:
Nisa suresinin 97 ve 98. ayetlerinde şöyle buyrulmuştu:
إِنَّ الَّذِينَ تَوَفَّيهُمُ الْمَلآئِكَةُ ظَالِمِي أَنْفُسِهِمْ قَالُوا فِيمَ كُنْتُمْ قَالُوا كُنَّا مُسْتَضْعَفِينَ فِي الأَرْضِ قَالُوا أَلَمْ تَكُنْ أَرْضُ اللَّهِ وَاسِعَةً فَتُهَاجِرُوا فِيهَا فَأُولئِكَ مَأْوَيهُمْ جَهَنَّمُ وَسَاءتْ مَصِيرًا إِلاَّ الْمُسْتَضْعَفِينَ مِنَ الرِّجَالِ وَالنِّسَاءِ وَالْوِلْدَانِ لاَ يَسْتَطِيعُونَ حِيلَةً وَلاَ يَهْتَدُونَ سَبِيلاً
Melekler, kendilerine zulmeden kişilerin canlarını alırken onlara: “Ne hâlde idiniz?” derler. Onlar da: “Biz yeryüzünde zayıf sayılan kimselerdik.” derler. Melekler: “Allah’ın yeryüzü geniş değil miydi, siz de orada hicret etseydiniz ya?” derler. İşte onların varacakları yer cehennemdir. O ne kötü bir varış yeridir. Ancak âciz ve zayıf olan, çaresiz kalan ve hicret etmeye yol bulamayan erkekler, kadınlar ve çocuklar müstesna… (Nisa 97-98)
Bu ayet-i kerime nazil olduğunda ayetin tehdidini duyan Cündeb İbni Damre, oğullarına şöyle dedi:
— Beni bir sedyeye koyun ve Medine’ye götürün. Çünkü ben hicrete gücü yetmeyenlerden değilim.
Onun bu isteği üzerine oğulları onu bir sedyeye koydular ve Medine’ye doğru yola çıkardılar. Çok ihtiyar olan bu zat Tenim bölgesine geldiğinde vefat etti. Onun ölüm haberi Mekke’deki müşriklere ulaşınca onlar gülerek: “Cündeb umduğuna ulaşamadı.” dediler. Medine’deki Müslümanlar da: “Keşke Medine’ye gelip hicretini tamamlasaydı da öyle ölseydi. Bu taktirde ecri daha büyük olurdu.” dediler.
Bunun üzerine Allahu Teâlâ Nisa suresinin 100. ayet-i kerimesini indirerek, onun ecrinin bizzat kendisine ait olduğunu ve onun tam bir hicret sevabı aldığını beyan buyurdu.
Bu hadise gösterir ki: Bir amele başlayıp onu tamamlayamadan ölen kimse o amelin sevabını kazanmaktadır.
Âlûsî tefsirinin beyanı vechiyle, âlimlerin çoğuna göre, ilim tahsili ve hac gibi bir ibadeti yapmak için yola çıkan kimse maksadına ulaşamadan ölürse, bu ayet-i kerimenin hükmünce maksadına ulaşmış kimse gibi ecre ve sevaba müstehak olur.
Nitekim Ebû Hüreyre (r.a.)’dan rivayet edilen bir hadis-i şerifte, Peygamber Efendimiz (a.s.m.) şöyle buyurmuştur:
مَنْ خرَجَ حَاجًّا فَمَاتَ كُتِبَ لَهُ أَجْرُ الْحَاجِّ إِلَى يَوْمِ القيامةِ وَمَنْ خَرَجَ مُعْتَمِرًا فَمَاتَ كُتِبَ لَهُ أَجْرُ الْمُعْتَمِرِ إِلَى يَوْمِ الَقِيَامَةِ وَمَنْ خَرَجَ غَازِيًا فِي سَبِيلِ اللَّّهِ فَمَاتَ كُتِبَ لَهُ أَجْرُ الْغَازِي إِلَى يَوْمِ القيامةِ
Her kim hacca niyet ederek yola çıkar da ölürse, ona kıyamete kadar hac yapanın sevabı yazılır. Her kim umre yapmak üzere yola çıkar da ölürse, ona kıyamete kadar umre yapmış kadar sevap yazılır. Her kim Allah yolunda gazi olarak çıkar da ölürse, ona kıyamete kadar gazi ecri yazılır. (Müsned-i Ebî Ya’lâ, 6357, 11/238)
Yine Buhârî ve Müslim’de geçen şu hadis-i şerif vardır:
— Sizden önce yaşayanlar arasında doksan dokuz kişiyi öldüren bir adam vardı. Sonra bu adam yeryüzünün en büyük âlimini sordu. Kendisine bir rahip tarif edildi. Ona kadar gidip, doksan dokuz kişiyi öldürdüğünü, kendisi için bir tövbe imkânının olup olmadığını sordu. Rahip, “Hayır yoktur!” dedi. Adam onu da öldürüp cinayetini yüze tamamladı. Daha sonra yeryüzünün en âlimini sormaya devam etti. Kendisine âlim bir kişi tarif edildi. Ona gelip yüz kişi öldürdüğünü, kendisi için bir tövbe imkânı olup olmadığını sordu. Âlim, “Evet, vardır. Seninle tövben arasına kim perde olabilir?” dedi ve ilave etti: “Ancak falan memlekete gitmelisin. Zira orada Allah’a ibadet eden kimseler var. Sen de onlarla Allah’a ibadet edeceksin ve bir daha kendi memleketine dönmeyeceksin. Zira orası kötü bir yer.” Adam yola çıktı. Giderken yarı yola varır varmaz ölüm meleği gelip ruhunu kabzetti. Rahmet ve azap melekleri onun hakkında ihtilafa düştüler. Rahmet melekleri, “Bu adam tövbekâr olarak geldi. Kalben Allah’a yönelmişti.” dediler. Azab melekleri de “Bu adam hiçbir hayır işlemedi.” dediler. Onlar böyle çekişirken insan suretinde bir başka melek yanlarına geldi. Melekler onu aralarında hakem yaptılar. Hakem onlara, “Onun çıktığı yer ile gitmekte olduğu yer arasını ölçün, hangi tarafa daha yakınsa ona teslim edin.” dedi. Ölçtüler, gördüler ki gitmeyi arzu ettiği (iyiler diyarına) bir karış daha yakın. Onu hemen rahmet melekleri aldılar.
Bir rivayette şu ziyade vardır: Bir miktar yol gidince ölüm gelip çattı. Adam yönünü salih köye doğru çevirdi. Böylece o köy ehlinden sayıldı. (Buhârî, Enbiya, 50; Müslim, Tövbe, 46; İbni Mâce, Diyat 2)
Bu hadis-i şerif de mezkûr ayet-i kerimede geçen hicretin sadece Medine’ye hicret olmayıp bütün ameller hakkında umumi olduğuna delalet etmektedir.
Yine Abdullah İbni Atik (r.a.)’dan rivayet edilen bir hadis-i şerifte, Peygamber Efendimiz (a.s.m.) şöyle buyurmuştur:
مَنْ خَرَجَ مِنْ بَيْتِهِ مُجَاهِدًا فِي سَبيلِ اللَّهِ عَزَّ وجَلَّ وَأَيْنَ الْمُجَاهِدُونَ فَخَرَّ عَن دَابَّتِهِ وَمَاتَ فَقَدْ وقَعَ أجْرُهُ عَلَى اللَّهِ أَوْ لَدَغَتْهُ دَابَّةٌ فَمَاتَ فَقَدْ وقَعَ أجْرُه عَلَى اللَّهِ أَوْ مَاتَ حَتْفَ أَنْفِهِ فَقَدْ وقَعَ أجْرُه عَلَى اللَّهِ وَمَنْ مَاتَ قَعْصًا قَقَدِ اسْتَوْجَبَ الْمَآبَ
Her kim evinden Allah yolunda cihat etmek için çıkar da -Allah yolunda cihat edenler nerede kaldı- hayvanından düşer de ölürse muhakkak onun ecri Allah’ın üzerine düşer. Yahut bir hayvan sokarak ölürse, onun ecri Allah’ın üzerine düşer. Yahut yatağında ölürse, onun ecri de Allah’adır. Darbeyle ölen de muhakkak cenneti kendisine vacip etmiştir. (Müsned-i Ahmed, 16414, 5/525)
Zikrettiğimiz bu hadis-i şerifte, bir amele başlayıp onu tamamlamadan ölen kimseye, tamamlamış gibi sevap verileceği beyan edilmektedir.
Ruhu’l-Beyan tefsirinde zikredildiğine göre, Üftade Hazretleri şöyle buyurmuştur:
— Kâbe yolunda ölene iki hac sevabı yazılacağı gibi, kemal bulmadan evvel ölenin de muradı kendisine gelir.
Buraya kadar anlattıklarımız, amelini tamamlamadan ölen kimseye, amelini tamamlamış gibi sevap verileceğine dairdir.
— Peki, acaba bu kişi amelini tamamlar mı?
Bu hususta İsmail Hakkı Bursevi Hazretleri, şeyhinin, başta zikrettiğimiz Nisa suresinin 100. ayet-i kerimesini şöyle tefsir ettiğini beyan etmiştir:
— Sadık bir talip, beşeriyet arazisinden kalkıp makamına doğru sefere çıkar da muradına ulaşmadan ölürse, o kişi talebinde sadık olup o yoldan ayrılmadığından dolayı o makama ulaşanların sevabından nasip alır. Hatta Allahu Teâlâ onu berzah âleminde geçmiş büyüklerin ruhlarından bir ruh vasıtasıyla yahut kendi feyzi vesilesiyle kemale erdirir.
Hasan-ı Basrî Hazretleri şöyle der:
— Bana ulaşan habere göre, hafızlığa çalışan bir mümin Kur’an’ı ezberleyemeden ölürse, Allahu Teâlâ hafaza meleklerine, kabrinde ona Kur’an’ı ezberletmelerini emreder. Neticede onu kıyamet gününde Kur’an ehliyle birlikte diriltilir.
Kur’an’ın ezberine çalışan kişi, hafızlığa düşkün olduğu için berzah âleminde muradına ulaşıyorsa, Kur’an’ın hakikatini arayan kişi de kemale ermeden ölürse, âlem-i berzahta maksadına kavuşacaktır. Bunda şaşılacak bir şey yoktur.
Şeyh-i Kebir Sadruddin-i Konevî Hazretlerinin, “İnsan bu dünyada elde edemediği bir kemali, ölümünden sonra ahirette elde edemez. Bu hem şeriat hem de akıl ve keşif yönünden ittifak edilmiş bir meseledir.” sözüne gelince, bu başından beri Allah’ı arama yoluna çıkmayan kimseler için geçerlidir. Yoksa yola çıkıp da ölenler hakkında değildir.
Fusûsü’l-Hikem şerhinde Molla Cami Hazretleri şöyle buyurmuştur:
— Allahu Teâlâ’nın, “Burada kör olan ahirette de kördür.” (İsra 72) kavl-i şerifi, dünyada Allah’ı tanımayan ahirette hiç tanıyamaz, manasındadır. Yoksa ölümle birlikte ahiret tarafından perde açılınca ahiret hâlleriyle ilgili körlük kalkar. Dolayısıyla bu ayet-i kerime, Allah yolunda yaşayıp ölenler için, öldükten sonra manevi ilerleme olmayacağı anlamına gelmez. Ebû Hüreyre’den rivayet edilen, “İnsan ölünce ameli kesilir.” hadisi, kişinin sadece amel ederek elde edebileceği sevapların kesileceğine delalet eder. Yoksa Allah’ın fazlına bağlı olan derecelerin tükeneceğini ifade etmez.
Allahu Teâlâ bu dünyada her daim salih ameller peşinde koşmayı ve ölüm geldiğinde yarım kalan amellerimizi berzahta tamamlamayı nasip etsin. Âmin.
Yazar: Sinan Yılmaz