a
Ana SayfaÜçüncü Lem'a8. Şu dünyada zamanın, fena ve zeval-i eşyadaki tesiratı gayet muhteliftir…

8. Şu dünyada zamanın, fena ve zeval-i eşyadaki tesiratı gayet muhteliftir…

Üçüncü Lem’a mütalaasına kaldığımız yerden devam ediyoruz:

ÜÇÜNCÜ NÜKTE

Şu dünyada zamanın, fena ve zeval-i eşyadaki tesiratı gayet muhteliftir. Ve mevcudat ise mütedâhil daireler gibi birbiri içinde iken, hükümleri zeval noktasında ayrı ayrı oluyor. (3. Lem’a)

(Fena ve zeval-i eşya: Eşyanın yok olması ve kaybolup gitmesi / Mütedâhil: İç içe olan / Zeval: Yok oluş)

Mahlukatın yaşam süresi ve zamanın eşyanın zevalindeki tesiratı birbirinden farklıdır. Mevcudat yan yana ve iç içe yaşarken, zeval noktasında hükümleri birbirinden ayrı oluyor. Mesela:

– Bazı kelebek türleri 24 saat yaşıyor. Zamanın bu kelebeklerdeki tesiratı ve zeval noktasındaki hükmü budur. Bu tür bir kelebek dünyaya gelir; zaman onu 24 saat sonra fenaya atar.

– İşçi karıncalar 6 ay yaşıyor. Zamanın işçi karıncalardaki tesiratı ve zeval noktasındaki hükmü budur.

– Kraliçe arı 5 yıl yaşıyor. Zamanın kraliçe arının zevalindeki hükmü budur.

– Kaplan 22 yıl yaşıyor. Zamanın onun fenasındaki hükmü budur.

– Dev kara kaplumbağası 190 yıl yaşıyor. Zamanın ondaki tesiratı ve zeval noktasındaki hükmü budur.

Bunlar gibi, zamanın her bir mahlukun fena ve zevalindeki tesiratı gayet muhteliftir. Mevcudat mütedâhil daireler gibi birbiri içinde iken, zeval noktasında hükümleri birbirinden farklıdır. Biri 1 gün yaşarken, diğeri 190 yıl yaşayabilir.

Üstadımız bu hakikati biraz daha açıyor:

Nasıl ki saatin saniyelerini sayan dairesi, dakikayı ve saati ve günleri sayan daireleri zahiren birbirine benzer fakat süratte birbirine muhaliftir. (3. Lem’a)

Saatin bütün çarkları zamanı gösterir ve aynı zaman dilimine bağlıdır. Buna rağmen hareketleri birbirinden farklıdır.

– Saniye 60 defa hareket eder; buna mukabil aynı zaman diliminde dakika sadece 1 defa hareket eder.

– Dakika 60 defa hareket eder; buna mukabil aynı zaman diliminde saat sadece 1 defa hareket eder.

– Saat 24 defa hareket eder; buna mukabil aynı zaman diliminde gün sadece 1 defa hareket eder.

Yani saatin saniyelerini sayan dairesi, dakikayı ve saati ve günleri sayan daireleri zahiren birbirine benzer fakat süratte birbirine muhaliftir.

Üstadımız bu hakikati şu neticeye bağlıyor:

Öyle de insandaki cisim, nefis, kalp, ruh daireleri öyle mütefavittir. Mesela cismin bekası, hayatı, vücudu; bulunduğu bir gün, belki bir saat olduğu ve mazi ve müstakbeli madum ve meyyit bulunduğu hâlde, kalbin hazır günden çok gün evvel, çok gün sonraki zamana kadar daire-i vücudu ve hayatı geniştir. Ruhun hazır günden seneler evvel ve seneler sonraki bir daire-i azîme, daire-i hayatına ve vücuduna dâhildir. (3. Lem’a)

(Mütefavit: Birbirinden farklı / Madum: Yok olmuş / Meyyit: Ölü / Daire-i vücud: Varlık dairesi / Daire-i azîme: Büyük daire / Daire-i hayat: Hayat dairesi)

İnsanın cismi var, nefsi var, kalbi var ve ruhu var. Bunların bekası ve zamanın bunlardaki tesiratı ve zeval noktasındaki hükmü farklı farklıdır.

Cismin bekası ve hayatı, bulunduğu an itibarıyladır. Cisim için bir dakika öncesi ve bir dakika sonrası -hatta bir saniye öncesi ve bir saniye sonrası- yoktur, madumdur ve meyyittir. Cisim ne geçmişe nüfuz edebilir ne de geleceğe gidebilir. Bu sebeple de bütün hayatı yaşadığı o an ile kayıtlıdır.

Nefsin hayatı ise lezzet aldığı an ile sınırlıdır. Bazen bir şeyden 3-5 dakika, bazen 10-15 dakika lezzet alır. İşte bu, nefsin daire-i hayatıdır. Lezzeti bittiğinde hayatı da biter.

Kalp ise daha geniş bir dairede yaşar. Sahip olduğu kuvve-i müfekkire, kuvve-i hayaliye ve kuvve-i musavvire gibi duygularla zaman içinde seyahat eder. Kâh zaman-ı mazinin kapısını çalar kâh zaman-ı istikbalde seyahat eder; kâh serada kâh süreyyada olur.

Ruhun daire-i vücudu ise daha geniştir. Daha insanın cismi yokken ruhu mevcuttu; âlem-i ervahta, içine gireceği bedeni beklemekteydi. Hem ruh bedenin ölmesiyle ölmez hatta daha da keskinleşir. Bu sebeple, hazır günden seneler evvel ve seneler sonraki bir daire-i azîme, daire-i hayatına ve vücuduna dâhildir.

— Peki, cismin ve nefsin daire-i hayatının dar olup, kalbin ve ruhun daire-i hayatının geniş olması bizi niçin ilgilendiriyor? Bu bilgiyle Üstadımızın ulaşmak istediği netice nedir?

Üstadımız mezkûr tahlille şu neticeye ulaşıyor:

İşte bu istidada binaen, hayat-ı kalbî ve ruhîye medar olan marifet-i İlâhiye ve muhabbet-i Rabbâniye ve ubudiyet-i Sübhâniye ve marziyat-ı Rahmâniye cihetiyle bu dünyadaki fâni ömür, baki bir ömrü tazammun eder ve ebedî ve baki bir ömrü intac eder ve baki ve lâyemut bir ömür hükmüne geçer. (3. Lem’a)

(İstidat: Kabiliyet / Hayat-ı kalbî ve ruhî: Kalbin ve ruhun hayatı / Marifet-i İlâhiye: Allah’ı bilme ve tanıma / Muhabbet-i Rabbâniye: Rab olan Allah’a karşı muhabbet / Ubudiyet-i Sübhâniye: Sübhan olan Allah’a karşı kulluk ve ibadet / Marziyat-ı Rahmâniye: Rahman olan Allah’ın razı olacağı işler / Tazammun: İçine alma / İntac: Netice verme / Lâyemut: Ölümsüz)

Üçüncü Lem’a’nın ilk dersinde, bu risaleyi nefsimi muhatap alarak mütalaa edeceğimi söylemiş ve bu şekilde mütalaa etmiştim. Bu dersin başındaki cümlelerde bunu yapamadım, çünkü makam münasip değildi. Şimdi münasip makam geldi. Ben de nefsime dönüyor ve onunla konuşuyorum:

Ey nefsim! İşte sana iki yol: Ya cisminin ve nefsinin daracık daire-i hayatına girecek ve orada kısa bir ana hapsolacaksın. Ya da kalbinin ve ruhunun pek geniş daire-i hayatına girecek ve bu girmekle mazi ve istikbali daire-i hayatına dâhil edeceksin.

Eğer kalbinin ve ruhunun daire-i hayatına gireceksen, o kapı şu anahtarlarla açılır:

1. Marifet-i İlâhiye

2. Muhabbet-i Rabbâniye

3. Ubudiyet-i Sübhâniye

4. Marziyat-ı Rahmâniye

Yani Allah’ı tanı, O’nu sev, O’na kulluk et ve O’nun rızası peşinde koş. Bunu yaparsan fâni ömrün baki bir ömrü tazammun eder ve ebedî ve baki bir ömrü intac eder ve baki ve lâyemut bir ömür hükmüne geçer.

Metni bir daha okuyalım:

ÜÇÜNCÜ NÜKTE

Şu dünyada zamanın, fena ve zeval-i eşyadaki tesiratı gayet muhteliftir. Ve mevcudat ise mütedâhil daireler gibi birbiri içinde iken, hükümleri zeval noktasında ayrı ayrı oluyor.

Nasıl ki saatin saniyelerini sayan dairesi, dakikayı ve saati ve günleri sayan daireleri zahiren birbirine benzer fakat süratte birbirine muhaliftir. Öyle de insandaki cisim, nefis, kalp, ruh daireleri öyle mütefavittir. Mesela cismin bekası, hayatı, vücudu; bulunduğu bir gün, belki bir saat olduğu ve mazi ve müstakbeli madum ve meyyit bulunduğu hâlde, kalbin hazır günden çok gün evvel, çok gün sonraki zamana kadar daire-i vücudu ve hayatı geniştir. Ruhun hazır günden seneler evvel ve seneler sonraki bir daire-i azîme, daire-i hayatına ve vücuduna dâhildir.

İşte bu istidada binaen, hayat-ı kalbî ve ruhîye medar olan marifet-i İlâhiye ve muhabbet-i Rabbâniye ve ubudiyet-i Sübhâniye ve marziyat-ı Rahmâniye cihetiyle bu dünyadaki fâni ömür, baki bir ömrü tazammun eder ve ebedî ve baki bir ömrü intac eder ve baki ve lâyemut bir ömür hükmüne geçer. (3. Lem’a)

Yazar: Sinan Yılmaz

Paylaş:
Bu Makaleyi Değerlendirin