a
Ana SayfaÜçüncü Lem'a3. Çünkü kalbindeki hadsiz istidad-ı muhabbet, hadsiz bir cemal-i bâkiye malik bir Zata…

3. Çünkü kalbindeki hadsiz istidad-ı muhabbet, hadsiz bir cemal-i bâkiye malik bir Zata…

Üçüncü Lem’a mütalaasına kaldığımız yerden devam ediyoruz:

Çünkü kalbindeki hadsiz istidad-ı muhabbet, hadsiz bir cemal-i bâkiye malik bir Zata tevcih etmek için verilmiş. (3. Lem’a)

(İstidad-ı muhabbet: Sevme kabiliyeti / Cemal-i bâki: Sonsuz güzellik, daimî güzellik)

Ey nefsim!

— Bilir misin sana verilen bu muhabbet duygusu niçin verilmiş?

— Niçin kalbin muhabbetle doldurulmuş ve fıtratına bu duygu dercedilmiş?

Bil ki sana verilen muhabbet duygusu, fânileri sevesin ve onlara âşık olasın diye verilmemiştir. Bilakis Allah’ı sevesin, esmasını sevesin, evsafını ve ef’alini sevesin diye verilmiştir. Fıtratına dercedilen cemale karşı olan muhabbet, kemale karşı olan perestiş ve ihsana karşı olan minnettarlık Allah’a tevcih için verilmiştir.

İnsan güzeli sever; bu senin fıtratında var. İşte sen fıtratındaki bu muhabbetle Cemîl-i Bâkî’yi sevmeliydin.

Yine insan kemali sever; bu senin hamurunda var. İşte sen hamurundaki bu muhabbetle Kâmil-i Mutlak’ı sevmeliydin.

Yine insan kendisine ihsan edeni sever. Bu senin hilkatinde var. İşte sen hilkatindeki bu muhabbetle Muhsin-i Hakiki’yi sevmeliydin.

— Peki, sen ne yaptın? Sana verilen bu muhabbeti nerede kullandın?

Üstadımız şöyle cevaplıyor:

O insan sû-i istimal ederek o muhabbeti fâni mevcudata sarf ettiği cihetle kusur ediyor; kusurun cezasını, firakın azabıyla çekiyor. (3. Lem’a)

(Sû-i istimal: Kötüye kullanma / Firak: Ayrılık)

Ey nefsim! Sen israf ettin, kusur ettin ve emanete hıyanet ettin. Zira sen, Bâkî-i Hakiki’yi sevmen için sana verilen muhabbeti fâni mevcudata sarf ettin; eşyayı mana-yı ismî ile sevdin. Sana bin yazıklar olsun…

Kardeşlerim, şimdi nazarımı nefsimden çekip, aklıma gelen bir hatırayı makam münasebetiyle sizlerle paylaşmak istiyorum:

Bir akşam sohbetten eve dönerken yolda bir arkadaşıma rastladım. Oturduğum semtin en işlek caddesinde bir dükkânı vardı ve o saatte -sokakta kimse olmamasına rağmen- dükkânı hâlâ açıktı.

Ayaküstü biraz sohbet ettikten sonra, karşımızdaki binaya işaret ederek şöyle dedi:

— Hocam biliyor musun, şu binayı falancalar satın aldı. Çok da ucuza aldılar ya…

O anlatmaya devam ederken ben sözünü kesip ona şöyle dedim:

— Bak, binanın tam ortasında büyük harflerle bir şey yazıyor. O yazıyı okuyabiliyor musun?

O, binaya dikkatle baktı ve “Nerede yazıyor hocam? Ben bir yazı göremiyorum.” dedi.

Ben, “Biraz daha dikkatli bak. Tam ortada yazıyor. Hem de kocaman harflerle yazıyor. Nasıl göremiyorsun?” dedim.

O, binaya bakıp yazıyı bulmaya çalışırken ona şöyle dedim:

— Bak kardeşim, en ortada “Ben fâniyim, sakın gönlünü bana bağlama.” yazıyor.

Sonra da devam ettim:

— Bu binalardan cennette çok var. Hem de böyle taştan demirden değil; yakuttan, inciden, zebercetten… Sana verilen muhabbet duygusu, böyle fânilere sarf etmen için verilmedi. Bilakis bir Bâkî-i Hakiki’yi, bir Cemîl-i Mutlak’ı sevmen için verildi. Sakın gönlünü fâni eşyaya bağlama! Bu fânileri görünce de ki: Mal sahibi, mülk sahibi; hani bunun ilk sahibi? Mal da yalan mülk de yalan; var biraz da sen oyalan…

Birinci dersimizde şöyle demiştim: Bu risalenin mütalaasında muhatap nefsimdir. Nefsimle konuşacak ve onunla mütalaa yapacağım… Şimdi tekrar nefsime dönüyorum:

Ey nefsim! Başkasına nasihat etmek kolay. Hadi ettiğin nasihati tutsan ya… Sen kendin fânilere âşık olmuşsun ama başkalarına nasihat edersin. Önce kendine bir nasihat et de şu aşk-ı fâniden kurtul!

Tekrar metin üzerinden ilerleyelim:

Üstadımız demişti ki: O insan sû-i istimal ederek o muhabbeti fâni mevcudata sarf ettiği cihetle kusur ediyor; kusurun cezasını, firakın azabıyla çekiyor.

Şeriatta her günahın bir cezası vardır. Şeriat-ı fıtriyede “fânileri sevmenin” cezası, firakın elemiyle azap çekmektir.

İşte ey nefsim! Fâni mahbubların terkiyle meydana gelen ve senin ciğerini yakan bütün elemler ve manevi azaplar bu kusurunun cezasıdır. Yani sen aşk-ı Bâkî için verilen muhabbeti fânilere sarf ettiğinden bu elemi çekiyorsun; çektiğin elem bu günahının kefaretidir.

— Peki, ey nefsim! Şimdi ne yapacaksın?

Nefsim der ki: Fânilerin sevgisinden vazgeçeceğim. Ama bunun yolu nedir, bunu bilmiyorum. Yolunu öğret ki o yolda yürüyüp ben de Bâkî-i Hakiki’ye kavuşayım.

Nefsime derim ki: Yolu sonraki derste öğreneceğiz. . İlk önce sen bu derste mütalaa ettiğimiz hakikatle biraz daha meşgul ol. Nasıl bir cinayet ve hıyanet işlediğini hakka’l-yakîn gör. Gönlünü bir sonraki derse hazırla…

Bu dersten ödevin şu olsun:

1. Önce mevcudatla olan alakadarlığını tefekkür et.

2. Sonra kalbine dercedilen muhabbeti ve bu muhabbetle eşyayı nasıl sevdiğini düşün. Kalbinden çıkan iplerin eşyaya nasıl bağlandığını ve sana verilen muhabbeti nasıl dağıttığını iyice anla.

3. Daha sonra da sevdiklerinin seni terk etmesiyle hasıl olan manevi cehennemi ve elim azabı hisset.

4. Sana verilen muhabbet duygusunun niçin verildiğini düşün. Fânileri sevmen için mi verildi yoksa başka bir maksat için mi?

Bu tefekkürü yaparken de boynunu bük, gözlerini kapat ve hâlini derinden derine mütalaa et. Manayı ruha ve letaife iyice işlet.

Mütalaasını yaptığımız bölümü bir daha okuyalım:

Çünkü kalbindeki hadsiz istidad-ı muhabbet, hadsiz bir cemal-i bâkiye malik bir Zata tevcih etmek için verilmiş. O insan sû-i istimal ederek o muhabbeti fâni mevcudata sarf ettiği cihetle kusur ediyor; kusurun cezasını, firakın azabıyla çekiyor. (3. Lem’a)

Yazar: Sinan Yılmaz

Paylaş:
Bu Makaleyi Değerlendirin