11. Bu hakikate işareten Leyle-i Kadir gibi bir tek gece, seksen küsur seneden ibaret olan…
Üçüncü Lem’a mütalaasına kaldığımız yerden devam ediyoruz:
Bu hakikate işareten Leyle-i Kadir gibi bir tek gece, seksen küsur seneden ibaret olan bin ay hükmünde olduğunu nass-ı Kur’an gösteriyor. (3. Lem’a)
(Leyle-i Kadir: Kadir gecesi / Nass-ı Kur’an: Kur’an’ın kesin ve açık hükmü)
Üstad Hazretleri önceki derslerde şöyle demişti:
— Bâki-i Hakiki’nin muhabbet, marifet, rızası yolunda bir saniye bir senedir. Belki onun yolunda bir saniye lâyemuttur, çok senelerdir.
— Bâki-i Zülcelal’in rızası dairesinde livechillah bir saniye visal, değil yalnız böyle bir sene, belki daimî bir pencere-i visaldir.
— Bâki’ye müteveccih olan şey, bekanın cilvesine mazhar olur.
Üstad Hazretleri bu makamda, mezkûr sözlerin ispatını yapıyor ve ispat için dört delil ortaya koyuyor. Birinci delili şöyle beyan etti:
“Bu hakikate işareten Leyle-i Kadir gibi bir tek gece, seksen küsur seneden ibaret olan bin ay hükmünde olduğunu nass-ı Kur’an gösteriyor.”
Kadir gecesi fâni bir gecedir; başlar ve biter. Eğer bu fâni gece ibadetle ihya edilse bekaya mazhar olur ve kişiye seksen küsur senelik bir ibadet sevabını kazandırır. Çünkü bu gece ibadetle geçirildiğinde Bâki’ye müteveccih olur. Bâki’ye müteveccih olan şey de bekanın cilvesine mazhar olur. Bu cilve ile bir tek gece bin aydan hayırlı olur.
Diğer geceler ve Allah yolunda geçirilen zamanlar da böyledir. Zahirde fenaya gider ama hakikatte beka bulur. Allah’ın rızası yolunda bir saniye bir senedir. Belki onun yolunda bir saniye lâyemuttur, çok senelerdir. Leyle-i Kadir bu hakikati ispat ve tenvir eder.
Üstad Hazretleri bu hakikatin ikinci delilini şöyle beyan ediyor:
Hem bu hakikate işaret eden ehl-i velayet ve hakikat beyninde bir düstur-u muhakkak olan “bast-ı zaman” sırrıyla, çok seneler hükmünde olan birkaç dakikalık zaman-ı miraç, bu hakikatin vücudunu ispat eder ve bilfiil vukuunu gösteriyor. Miracın birkaç saat müddeti, binler seneler hükmünde vüs’ati ve ihatası ve uzunluğu vardır. Çünkü o miraç yoluyla beka âlemine girdi. Beka âleminin birkaç dakikası, şu dünyanın binler senesini tazammun etmiştir. (3. Lem’a)
(Beyn: Arası / Düstur-u muhakkak: Kesin kaide / Bast-ı zaman: Zamanın genişlemesi / Vüs’at: Genişlik / Tazammun: İçine alma)
“Ehl-i velayet” ifadesiyle “evliyalar”, “ehl-i hakikat” ifadesiyle de “asfiya ve âlimler” kastedilmiştir.
“Bast-ı zaman” zamanın genişlemesidir. Yani kısa bir zaman dilimi içine uzun bir zamanı sığdırmak ve onu yaşamaktır. Mesela bir saat içinde bir yıl kadar iş yapmaktır. Evliyanın bu tür kerametlerini çokça işitmişsinizdir.
Üstad Hazretleri burada miraç hadisesini bast-ı zamana örnek veriyor. Peygamber Efendimiz (a.s.m.) bir gecede Mescid-i Haram’dan Mescid-i Aksa’ya gitmiş; oradan göklere, yüksek makamlara ve sidretü’l-müntehaya yükselmiş; âlem-i vücuba girmiş; Arş’ı, Kürsî’yi, cennet ve cehennemi müşahede etmiş ve bunların hepsi bir gecede olmuş. Cenab-ı Hak Peygamberimiz (a.s.m.) için zaman içinde zaman yaratmış, zamanı ona genişletmiş ve binler yılda yapılamayacak bir seyahati ona bir gecede yaptırmış.
Üstad Hazretleri bunun sırrını şöyle izah etti: Miracın birkaç saat müddeti, binler seneler hükmünde vüs’ati ve ihatası ve uzunluğu vardır. Çünkü o miraç yoluyla beka âlemine girdi. Beka âleminin birkaç dakikası, şu dünyanın binler senesini tazammun etmiştir.
Bundan da meselemiz olan aynı hakikatlere bir pencere açılır:
– Bâki-i Hakiki’nin muhabbet, marifet, rızası yolunda bir saniye bir senedir. Belki onun yolunda bir saniye lâyemuttur, çok senelerdir.
– Bâki-i Zülcelal’in rızası dairesinde livechillah bir saniye visal, değil yalnız böyle bir sene, belki daimi bir pencere-i visaldir.
– Bâki’ye müteveccih olan şey, bekanın cilvesine mazhar olur.
Risale-i Nurları okurken cümlelerin birbiriyle alakasını kurmalı ve Üstadımızın o cümleyi niçin söylediğini ve o misali niçin verdiğini bulmalıyız. Bunu yapmazsak meseleyi anlayamaz ve işin odak noktasını kaçırırız.
Üstadımızın mezkûr örnekleri vermesinin sebebi, Bâki’ye müteveccih olan şeyin, bekanın cilvesine mazhar olması ve bir nevi beka bulmasını ispat etmektir. Öyleyse her örneği bu hakikate bağlamalıyız.
Üstadımız bu hakikatin üçüncü misalini şöyle veriyor:
Hem şu hakikate bina edilen beyne’l-evliya kesretle vuku bulmuş olan “bast-ı zaman” hadiseleridir. Bazı evliya bir dakikada bir günlük işi görmüş. Bazıları bir saatte bir sene vazifesini yapmış. Bazıları bir dakikada bir hatme-i Kur’anîyeyi okumuş olduklarını rivayet edip ihbar ediyorlar. Böyle ehl-i hak ve sıdk, bilerek kizbe elbette tenezzül etmezler. Hem o derece hadsiz ve kesretli bir tevatürle “bast-ı zaman” hakikatini aynen müşahede ettikleri medar-ı şüphe olamaz. (3. Lem’a)
(Beyne’l-evliya: Evliya arasında / Kesretle: Çokça / Bast-ı zaman: Zamanın genişlemesi / Kizb: Yalan / Medar-ı şüphe: Şüphe sebebi)
Üstadımız, “Bâki’ye müteveccih olan şey, bekanın cilvesine mazhar olur.” hakikatine üçüncü delil olarak, evliyanın bast-ı zaman nevinden olan kerametlerini gösterdi. Şöyle ki:
– Bazı evliya bir dakikada bir günlük işi görmüş.
– Bazıları bir saatte bir sene vazifesini yapmış.
– Bazıları bir dakikada bir hatme-i Kur’anîyeyi okumuş.
Elbette bu hadiseleri haber veren Allah dostları bilerek yalan söylemez ve yalana tenezzül etmez. Hem bu hadiselerin vukuunda öyle kesretli bir tevatür var ki bu tevatür ve kesret bu hakikati hakkalyakin ispat eder.
Bu bast-ı zaman hadiseleri de meselemiz olan aynı hakikatlere parmak basar:
– Bâki-i Hakiki’nin muhabbet, marifet, rızası yolunda bir saniye bir senedir. Belki onun yolunda bir saniye lâyemuttur, çok senelerdir.
– Bâki-i Zülcelal’in rızası dairesinde livechillah bir saniye visal, değil yalnız böyle bir sene, belki daimi bir pencere-i visaldir.
– Bâki’ye müteveccih olan şey, bekanın cilvesine mazhar olur.
Bakın, hangi misali okursak okuyalım, meseleyi aynı yere bağlıyoruz. Çünkü bu misallerin verilme sebebi bu hakikatlerin ispatıdır. Misaller ile hakikatin arasını açtığımızda konunun odak noktasını kaybeder ve misallerin verilme hikmetini anlayamayız. Böyle olunca da okuruz ama neyi niçin okuduğumuzu bilmeyiz.
Üstad Hazretleri Haşiyede şöyle diyor:
قَالَ قَائِلٌ مِنْهُمْ كَمْ لَبِثْتُمْ قَالُوا لَبِثْنَا يَوْمًا اَوْ بَعْضَ يَوْمٍ ayetiyle وَلَبِثُوا فٖى كَهْفِهِمْ ثَلَاثَ مِائَةٍ سِنٖينَ وَازْدَادُوا تِسْعًا ayeti “tayy-ı zaman”ı gösterdiği gibi, وَاِنَّ يَوْمًا عِنْدَ رَبِّكَ كَاَلْفِ سَنَةٍ مِمَّا تَعُدُّونَ ayeti de “bast-ı zaman”ı gösterir. (3. Lem’a)
قَالَ قَائِلٌ مِنْهُمْ كَمْ لَبِثْتُمْ قَالُوا لَبِثْنَا يَوْمًا اَوْ بَعْضَ يَوْمٍ ayeti, Ashab-ı Kehf’in mağarada 309 sene uyuyup uyandıktan sonra aralarında geçen bir konuşmadan haber verir.
Ayet-i kerime şöyledir:
وَكَذَلِكَ بَعَثْنَاهُمْ لِيَتَسَاءَلُوا بَيْنَهُمْ قَالَ قَائِلٌ مِنْهُمْ كَمْ لَبِثْتُمْ قَالُوا لَبِثْنَا يَوْمًا أَوْ بَعْضَ يَوْمٍ
Onları bir mucize olarak uyuttuğumuz gibi, birbirlerine sorsunlar diye kendilerini uyandırdık. Onlardan biri şöyle dedi: “Ne kadar durup kaldınız?” Diğerleri dediler ki: “Bir gün ya da günün bir parçası kadar kaldık.” (Kehf 19)
Evet, Allahu Teâlâ 309 yılı onlara 1 gün gibi yaşatmıştı… İşte bu hadise tayy-ı zamanı (çok uzun bir zamanı pek kısa bir sürede yaşamayı) ispat etmektedir.
İkinci ayet-i kerime olan, وَلَبِثُوا فٖى كَهْفِهِمْ ثَلَاثَ مِائَةٍ سِنٖينَ وَازْدَادُوا تِسْعًا ayeti de Ashab-ı Kehf hakkında olup, onların mağarada kaldıkları süreyi bildirmektedir. Ayetin manası şu şekildedir:
— Onlar mağaralarında üç yüz yıl kaldılar ve dokuz (yıl) da ilave ettiler. (Kehf 25)
İlave edilen dokuz yıl şöyle izah edilmiştir: Güneş takvimine göre 300 sene, ay takvimine göre 309 sene eder. Zira bu iki takvim yılı arasında on günlük fark vardır. Her yüz senede ay yılıyla üç yıl fark eder. Üç yüz senede bu fark dokuz yıl olur. (İbni Kesir, II, 415)
Neticede bu ayet-i kerime de tayy-ı zamana işaret etmektedir.
Üçüncü ayet olan, وَاِنَّ يَوْمًا عِنْدَ رَبِّكَ كَاَلْفِ سَنَةٍ مِمَّا تَعُدُّونَ ayeti de bast-ı zamana (zamanın genişlemesine) işaret etmektedir. Ayetin manası şu şekildedir:
— Şüphesiz Rabbinin katında bir gün, sizin saymakta olduklarınızdan bin yıl gibidir. (Hac 47)
Allah katında bir gün, bizim katımızda bin yıl hükmünde ise zaman değişmekte ve genişlemektedir. Bu da bir bast-ı zamandır.
Bütün bu ayetlerle de yine aynı hakikatlere pencere açılır:
– Bâki-i Hakiki’nin muhabbet, marifet, rızası yolunda bir saniye bir senedir. Belki onun yolunda bir saniye lâyemuttur, çok senelerdir.
– Bâki-i Zülcelal’in rızası dairesinde livechillah bir saniye visal, değil yalnız böyle bir sene, belki daimi bir pencere-i visaldir.
– Bâki’ye müteveccih olan şey, bekanın cilvesine mazhar olur.
Yine ayet-i kerimeleri aynı hakikatlere bağladık ve bu hakikatlerin birer delili yaptık.
Üstadımız aynı hakikatin dördüncü misalini şöyle veriyor:
Şu “bast-ı zaman” herkesçe musaddak bir nevi, rüyada görünüyor. Bazen bir dakikada insanın gördüğü rüyayı, geçirdiği ahvali, konuştuğu sözleri, gördüğü lezzetleri veya çektiği elemleri görmek için yakaza âleminde bir gün, belki günler lazımdır. (3. Lem’a)
(Musaddak: Tasdik edilmiş / Yakaza: Uyanıklık)
Üstadımız “bast-ı zamana” dördüncü misal olarak rüyayı gösterdi. Bu hepimizin bildiği ve yaşadığı bir hadise… Bir dakikalık bir rüyada bazen bir ömür yaşıyoruz. İşte bu, bast-ı zamanı ispat eder. Bast-ı zaman da aynı hakikatlere pencere açar:
– Bâki-i Hakiki’nin muhabbet, marifet, rızası yolunda bir saniye bir senedir. Belki onun yolunda bir saniye lâyemuttur, çok senelerdir.
– Bâki-i Zülcelal’in rızası dairesinde livechillah bir saniye visal, değil yalnız böyle bir sene, belki daimi bir pencere-i visaldir.
– Bâki’ye müteveccih olan şey, bekanın cilvesine mazhar olur.
Bir okuma usulü olarak şu meseleyi tekrar etmek istiyorum:
Bir metni okurken, Üstad Hazretlerinin beyanındaki odak noktasını bulmalı ve her cümleyi ona göre anlamalıyız. İşte biz burada bunu yaptık. Üstad Hazretlerinin verdiği dört misali ve Haşiyedeki ayetleri, “Bâki’ye müteveccih olan şey, bekanın cilvesine mazhar olur.” hakikatine misal yaptık ve bu misallerle hakikati daha iyi anladık.
Eğer böyle yapmayıp misalleri müstakil olarak ele alsaydık cümleleri belki yine anlardık. Ancak bu durumda, misallerin niçin verildiğini düşünmediğimiz için, misaller işlediğimiz hakikatin delilleri olmaz ve hakikate ışık tutmazdı. Böyle olunca da hem hakikat yalnız kalır hem de hakikati anlamamız zorlaşırdı. Bu da sözün tesirini ve kuvvetini kırardı.
Kardeşlerim, hep aynı noktaya parmak basıyorum: Risaleleri okumaya başlamadan önce okuma usulünü öğrenmeliyiz. Hatta keşke hizmetlerin içinde bir aylık okuma usulü kursları olsa ve Risale-i Nurları yeni okumaya başlayanlar bu kurslara katılarak hem okuma usulünü öğrense hem de Risalelerden 100-200 sayfayı -bilen kardeşlerimiz ile- mütalaa etse. Bu sayede Risaleler onlara açılır; okurken daha fazla istifade ederler. Unutmayın, mesele çok okumak değil; okuduğumuzu anlamak ve anladığımızı kalbe, akla, ruha ve letaife işletmektir. Yani hakikatin boyasıyla boyanmaktır!
Mütalaasını yaptığımız bölümü bir daha okuyarak dersimizi tamamlayalım:
Bu hakikate işareten Leyle-i Kadir gibi bir tek gece, seksen küsur seneden ibaret olan bin ay hükmünde olduğunu nass-ı Kur’an gösteriyor.
Hem bu hakikate işaret eden ehl-i velayet ve hakikat beyninde bir düstur-u muhakkak olan “bast-ı zaman” sırrıyla, çok seneler hükmünde olan birkaç dakikalık zaman-ı miraç, bu hakikatin vücudunu ispat eder ve bilfiil vukuunu gösteriyor. Miracın birkaç saat müddeti, binler seneler hükmünde vüs’ati ve ihatası ve uzunluğu vardır. Çünkü o miraç yoluyla beka âlemine girdi. Beka âleminin birkaç dakikası, şu dünyanın binler senesini tazammun etmiştir.
Hem şu hakikate bina edilen beyne’l-evliya kesretle vuku bulmuş olan “bast-ı zaman” hadiseleridir. Bazı evliya bir dakikada bir günlük işi görmüş. Bazıları bir saatte bir sene vazifesini yapmış. Bazıları bir dakikada bir hatme-i Kur’anîyeyi okumuş olduklarını rivayet edip ihbar ediyorlar. Böyle ehl-i hak ve sıdk, bilerek kizbe elbette tenezzül etmezler. Hem o derece hadsiz ve kesretli bir tevatürle “bast-ı zaman” hakikatini aynen müşahede ettikleri medar-ı şüphe olamaz.
(Haşiye: قَالَ قَائِلٌ مِنْهُمْ كَمْ لَبِثْتُمْ قَالُوا لَبِثْنَا يَوْمًا اَوْ بَعْضَ يَوْمٍ ayetiyle وَلَبِثُوا فٖى كَهْفِهِمْ ثَلَاثَ مِائَةٍ سِنٖينَ وَازْدَادُوا تِسْعًا ayeti “tayy-ı zaman”ı gösterdiği gibi, وَاِنَّ يَوْمًا عِنْدَ رَبِّكَ كَاَلْفِ سَنَةٍ مِمَّا تَعُدُّونَ ayeti de “bast-ı zaman”ı gösterir.)
Şu “bast-ı zaman” herkesçe musaddak bir nevi, rüyada görünüyor. Bazen bir dakikada insanın gördüğü rüyayı, geçirdiği ahvali, konuştuğu sözleri, gördüğü lezzetleri veya çektiği elemleri görmek için yakaza âleminde bir gün, belki günler lazımdır. (3. Lem’a)
Yazar: Sinan Yılmaz