2. Hem insanın mahiyet-i câmiasında hadsiz bir istidad-ı muhabbet dercedilmiştir…
Üçüncü Lem’a mütalaasına kaldığımız yerden devam ediyoruz:
BİRİNCİ NÜKTE
Birinci defa يَا بَاقِي اَنْتَ الْبَاقِي bir ameliyat-ı cerrahiye hükmünde kalbi mâsivadan tecrit ediyor, kesiyor. Şöyle ki… (3. Lem’a)
(Azim: Büyük / Hakikat-i mühimme: Önemli hakikat / Ameliyat-ı cerrahiye: Cerrahi operasyon / Mâsiva: Allah’ın dışındaki varlıklar / Tecrit: Soyma, soyutlama)
Ey nefsim! Bu birinci nükteye dikkat et! Çünkü bir ömür boyu aradığın şey buradadır. Sen bir ömür boyu kalbini mâsivadan tecrit etmeye, Allah’ta fâni olmaya, her şeyinle Allah’a yönelmeye ve fânilerin aşkından kurtulmaya çalıştın.
Çalıştın da ne oldu? Usulsüzlüğün ve yol bilmemen sebebiyle zerre miskal yol alamadın. Hâlâ fânilere âşıksın ve hâlâ kalbin onların aşkıyla doludur.
Şimdi Üstadımız sana bir usul öğretecek ve bir yol gösterecek. يَا بَاقِي اَنْتَ الْبَاقِي zikriyle kalbini mâsivadan tecrit edip, bu zikirle kalbinde manevi bir ameliyat yapacak. Tabii sır sadece bu zikri çekmekte değil. Asıl sır bu zikri çekerken yapman gereken tefekkürde.
Bu usulü iyi anla ve bu yolu iyi keşfet!.. Sadece keşfetmekle de kalma bu yolda yürü. İnşallah bu yolun sonu mâsivayı terk ve Allah’ta fâni olma makamıdır.
Üstadımız bu yolun tarifine şöyle başlıyor:
İnsan mahiyet-i câmiiyeti itibarıyla mevcudatın hemen ekserisiyle alakadardır. (3. Lem’a)
(Mahiyet-i câmiiyet: Toplayıcı ve birleştirici olma mahiyeti)
Ey nefsim! Bu cümleye ve gelecek cümlelere dikkat et. Çünkü hakka vasıl olmak ve kalben mâsivayı terk etmek için önce kendini keşfetmelisin.
Bak, Allahu Teâlâ seni öyle bir fıtratta yaratmış ve hamuruna öyle bir hâl koymuş ki sen bütün mevcudatla alakadarsın.
Evvela ihtiyaç cihetiyle alakadarsın. İhtiyacın âlemin her yerine dağılmıştır. Hatta hayalin nereye gitse oradan bir ihtiyaçla döner.
Sonra fikir cihetiyle alakadarsın. Âlemin her köşesini düşünür, eşya üzerinde mülahazalar yaparsın.
Sonra merak cihetiyle alakadarsın. Seni Ay’a götüren ve sana uzayda yolculuk yaptırtan şey merak cihetiyle olan bu alakadarlığındır.
Daha bunlar gibi nice alakadarlığın var. Yani ey nefsim! Sen hayvanata benzemezsin. Zira onların ne senin gibi ihtiyacı var, ne senin gibi fikri var, ne de senin gibi merakı var. Akılları olmadığı için fikren mahdutturlar; âlemi tefekkür ve ihata edemezler.
İşte seni hayvanattan ayıran birinci özelliğin budur: Sen mevcudatın hemen ekserisiyle alakadarsın, çünkü mahiyet-i câmian bunu iktiza ediyor ve fıtratın bunu emrediyor.
İkinci özelliğini Üstadımız şöyle beyan ediyor:
Hem insanın mahiyet-i câmiasında hadsiz bir istidad-ı muhabbet dercedilmiştir. Onun için insan da umum mevcudata karşı bir muhabbet besliyor. Koca dünyayı bir hanesi gibi seviyor. Ebedî cennete bahçesi gibi muhabbet ediyor. (3. Lem’a)
(İstidad-ı muhabbet: Sevme kabiliyeti)
Ey nefsim! Allahu Teâlâ kalbine öyle bir muhabbet koymuş ki harcamakla bitmez, sevmekle tükenmez.
Ve mahiyet-i câmiana öyle bir muhabbet dercetmiş ki zerreden şemse kadar her şeyi o muhabbetle seversin.
Seninle alakası olsun olmasın, tanı tanıma, bil bilme, her şeyi o muhabbetle sever ve gönlüne sokarsın.
Bu muhabbeti belki şöyle tefekkür edebiliriz:
Kalbimize hadsiz bir muhabbet duygusu dercedilmiş. Bu muhabbet duygusunu, milyonlar ipi olan bir yumak şeklinde hayal ediyoruz…
– Bu yumuktan bir ip uzanmış, anne-babamıza bağlanmış.
– Başka bir ip uzanmış, eşimize bağlanmış.
– Başka bir ip uzanmış, çocuğumuza bağlanmış.
– Başka bir ip uzanmış, malımıza bağlanmış.
– Başka bir ip uzanmış, bahçemizde uçan kelebeğe bağlanmış.
– Başka bir ip uzanmış, evimizdeki kediye bağlanmış.
– Başka bir ip uzanmış, saksıdaki çiçeğe bağlanmış…
Sözün özü: Kalpteki bu muhabbetten binler belki milyonlar ip uzanmış ve her ip bir eşyaya bağlanmış.
İşte ey nefsim! Bir ip yumağı mı yoksa bir örümcek ağı mı, buna takılıp kalmışsın… Eğer mâsivadan tecrit olmak istiyorsan bütün bu ipleri teker teker koparmalısın. Bunun yolu da inşallah ileride gelecek.
Şimdi meselemiz şu:
— Sana verilen muhabbet duygusuyla fânileri sevmişsin ve onlara âşık olmuşsun. İyi de bu işin sonu ne olmuş?
Sonunu Üstadımız şöyle beyan ediyor:
Hâlbuki muhabbet ettiği mevcudat durmuyorlar, gidiyorlar. Firaktan daima azap çekiyor. Onun o hadsiz muhabbeti, hadsiz bir manevi azaba medar oluyor. O azabı çekmekte kabahat, kusur ona aittir. (3. Lem’a)
(Firak: Ayrılık)
Ey nefsim! Bak, neyi sevmişsen ya o seni terk etmiş ya da sen onu terk etmişsin!
– Babanı sevmişsin, elinle toprağa koymuşsun.
– Bir kuşun vardı, onu sevmişsin; cismini kurtların yediğini görmüşsün.
– Bir elbisen vardı, onu sevmişsin; yırtıldığında alıp çöpe atmışsın.
– Malın vardı, onu sevmişsin; sonra kaybetmiş de arkasından ağlamışsın.
– Yiyecekleri sevmişsin; yemişsin de sonra onlardan kaçmışsın.
– Arabanı sevmişsin; sonra kaza yapıp onu araba mezarlığına gömmüşsün…
Ey nefsim! Sevip de seni terk etmeyen ya da senin terk etmediğin bir mahbubun var mıdır?
Vallahi yoktur! Hepsi seni terk etmiş ya da sen onları terk etmişsin. Zevalin elemi ise kalbini yakmış, firaklarından azap çekmişsin. Hâlâ onları hatırlar da vaveyla edersin.
Demek, senin hadsiz muhabbetin başının belası olmuş, manevi azabının medarı olmuş.
Ama sakın şikâyet etme! Çünkü bu azabı çekmekte kusur sana aittir, kabahat senindir. Neden mi? Nedenini sonraki derse bırakalım ve bu dersimizi burada tamamlayalım.
Bu dersten ödevin şu olsun ey nefsim:
1. Önce mevcudatla olan alakadarlığını tefekkür et.
2. Sonra kalbine dercedilen muhabbeti ve bu muhabbetle eşyayı nasıl sevdiğini düşün. Kalbinden çıkan iplerin eşyaya nasıl bağlandığını ve sana verilen muhabbeti nasıl dağıttığını iyice anla.
3. Daha sonra da sevdiklerinin seni terk etmesiyle hasıl olan manevi cehennemi ve elim azabı hisset.
Bunu yaparken de boynunu bük, gözlerini kapat ve hâlini derinden derine mütalaa et. Manayı ruha ve letaife iyice işlet. Bunu yaptıktan sonra bir sonraki derse geçebilirsin.
Bu dersimizde şu kısmı okuduk:
BİRİNCİ NÜKTE
Birinci defa يَا بَاقِي اَنْتَ الْبَاقِي bir ameliyat-ı cerrahiye hükmünde kalbi mâsivadan tecrit ediyor, kesiyor. Şöyle ki: İnsan mahiyet-i câmiiyeti itibarıyla mevcudatın hemen ekserisiyle alakadardır. Hem insanın mahiyet-i câmiasında hadsiz bir istidad-ı muhabbet dercedilmiştir. Onun için insan da umum mevcudata karşı bir muhabbet besliyor. Koca dünyayı bir hanesi gibi seviyor. Ebedî cennete bahçesi gibi muhabbet ediyor.
Hâlbuki muhabbet ettiği mevcudat durmuyorlar, gidiyorlar. Firaktan daima azap çekiyor. Onun o hadsiz muhabbeti, hadsiz bir manevi azaba medar oluyor. O azabı çekmekte kabahat, kusur ona aittir. (3. Lem’a)
Yazar: Sinan Yılmaz