4. İşte bu kusurdan teberri edip o fâni mahbubattan kat-ı alaka etmek…
Üçüncü Lem’a mütalaasına kaldığımız yerden devam ediyoruz:
İşte bu kusurdan teberri edip o fâni mahbubattan kat-ı alaka etmek, o mahbublar onu terk etmeden evvel o onları terk etmek cihetiyle… (3. Lem’a)
(Teberri: Uzaklaşma, arınma / Mahbubat: Sevgililer / Kat-ı alaka: Alakayı kesme)
Ey nefsim! Hata ettin, kusur ettin, sana verilen muhabbet duygusunu fânilere sarf edip Mahbub-u Hakiki’den gaflet ettin; bununla da müsrifler defterine kaydoldun.
Şimdi tövbe vaktidir. Hem öyle sadece dille değil, hâl ile tövbe vaktidir. Bu tövbe de şudur ki:
Fâni mahbubattan kat-ı alaka edip onları kalben terk edeceksin. Sevdiğin fâniyi ancak Allah hesabına ve mana-yı harfîyle seveceksin. Mana-yı ismi cihetiyle sevmek artık sana yasaktır!
Artık vazifen budur: Fâniler seni terk etmeden önce sen onları terk edecek ve sana verilen bütün muhabbeti Bâki-i Hakiki’ye hasredeceksin.
— Peki, bilir misin bunu nasıl yapacaksın?
Şöyle yapacaksın:
Mahbub-u Bâki’ye hasr-ı muhabbeti ifade eden يَا بَاقِي اَنْتَ الْبَاقِي olan birinci cümlesi… (3. Lem’a)
Artık vird-i zebanın يَا بَاقِي اَنْتَ الْبَاقِي zikri olacak. Bu zikir Mahbub-u Bâki’ye hasr-ı muhabbeti ifade ediyor. Bu zikir ile fânilerin sevgisinden vazgeçtiğini ve sadece Allah’ın sevgisinde fâni olmak istediğini ilan edeceksin.
Bu zikri çekerken de şu manaları düşüneceksin:
“Bâki-i Hakiki yalnız sensin. Masiva fânidir. Fâni olan elbette baki bir muhabbete ve ezelî ve ebedî bir aşka ve ebed için yaratılan bir kalbin alakasına medar olamaz.” manasını ifade ediyor. “Madem o hadsiz mahbubat fânidirler, beni bırakıp gidiyorlar; onlar beni bırakmadan evvel ben onları يَا بَاقِي اَنْتَ الْبَاقِي demekle bırakıyorum. Yalnız sen bakisin ve senin ibkan ile mevcudat beka bulabildiğini bilip itikad ederim. Öyle ise senin muhabbetinle onlar sevilir. Yoksa alâka-i kalbe layık değiller.” demektir. (3. Lem’a)
(Bâki-i Hakiki: Hakiki sonsuzluk sahibi (Allah) / Mâsiva: Allah’ın dışındaki varlıklar / İbka: Baki kılma)
İşte ey nefsim! Artık dilinde يَا بَاقِي اَنْتَ الْبَاقِي zikri, gönlünde de mezkûr mana olacak. Huzur-u İlahîde boynunu bükecek, يَا بَاقِي اَنْتَ الْبَاقِي diyecek, bu manaları derinden derine tefekkür edecek ve biraz da gözyaşı dökeceksin.
Hadi sen يَا بَاقِي اَنْتَ الْبَاقِي derken ben de şu manaları biraz tefekkür edeyim:
Ya Rabbi! Baki olan sensin, ölümsüz olan sensin; senden gayrı ne varsa hepsi ölüme mahkûmdur ve zevale düşecektir. Sen ki bana bir muhabbet duygusu vermiş ve kalbimi bu muhabbetle doldurmuşsun. Bu muhabbetle de seni sevmemi murad etmişsin. Elbette fâni mahbubat böyle baki bir muhabbete, ezelî ve ebedî bir aşka ve ebed için yaratılan bir kalbin alakasına layık değildir. Bu muhabbet ile onlar sevilmemeli ve sevilemez. Bu muhabbet ancak sana hasr ve tevcih edilir.
Ya Rabbi! Madem onlar fânidir ve zevale mahkûmdur ve madem ben onları terk etmek istemesem de onlar beni terk edip gidiyorlar, zevalde saklanıp kayboluyorlar; öyleyse onlar beni terk etmeden önce ben onları kalben terk ediyorum. يَا بَاقِي اَنْتَ الْبَاقِي sözümle de onları terk ettiğimi ilan ediyorum.
Ya Rabbi! Yalnız sen bakisin, sen ezelîsin, sen ebedîsin ve ancak senin baki kılmanla mevcudat beka bulabilir. İsm-i Kayyum’un tecellisi bir an kesilse mevcudat ademe düşer, yok olup gider.
Madem her şey senin ibkan ile beka buluyor ve her şey sana muhtaçtır, öyleyse onlar ancak senin muhabbetinle mana-yı harfi cihetiyle sevilir. Yoksa kalbin alakasına layık değildirler.
Ya Rabbi! Ben dahi hepsini kalbimden çıkarıp kalbime yalnız seni soktum ve ayine-i Samed olan kalbimi yalnız sana açtım…
İşte ey nefsim! يَا بَاقِي اَنْتَ الْبَاقِي derken bu manaları düşünmeli ve kalbini mâsivadan temizlemeye çalışmalısın. Belki her يَا بَاقِي اَنْتَ الْبَاقِي zikrin ve tefekkürün kalpteki bir sevgiyi yok etmeli ve yok olan sevginin yerine muhabbetullahı bitirmeli.
Üstadımız şöyle devam ediyor:
İşte bu hâlette kalp hadsiz mahbubatından vazgeçiyor. Hüsün ve cemalleri üstünde fânilik damgasını görür, alâka-i kalbi keser. Eğer kesmezse mahbubları adedince manevi cerihalar oluyor. (3. Lem’a)
(Hüsün: Güzellik / Cemal: Güzellik / Ceriha: Yara)
Ey nefsim! Fâni mahbubattan vazgeç; vazgeçtiğini de يَا بَاقِي اَنْتَ الْبَاقِي zikriyle ilan et. Bu zikre devam ederken, mevcudatın hüsün ve cemalleri üzerindeki fânilik damgasını gör. Daha önce sevdiğin ve sonra toprağa gömdüğün fânileri düşün. Sevdiğin ve seni terk eden fânileri film şeridi gibi gözünün önünden geçir. Neleri sevmişsin de şimdi ne onlar seni hatırlar ne de sen onları hatırlarsın…
Ey nefsim! mevcudatın hüsün ve cemalleri üzerindeki fânilik damgasını iyice gör, sonra alâka-i kalbini kes ve yüzünü Allah’a çevir. Eğer böyle yapmaz ve onları mana-yı ismîyle sevmeye devam edersen mahbubların adedince manevi yaraların olur. Şöyle ki:
Bir şeyi seversin, sonra sevdiğin şey seni terk eder. Onun terkiyle kalbinde bir yara açılır. Ne kadar çok şeyi seversen yaraların o kadar çok olur. Çünkü her sevdiğin mutlaka seni terk edecektir, zira fânidir. Ya onun ömrü kısa ya da senin ömrün kısadır.
O zaman gel ey nefsim, en selametli yola gir. Bütün fânilerin sevgisini bir anda kalbinden çıkar ve kalbini sahibine teslim et. Bırak o girsin ve onu misafir et.
Şimdi soruyorsun ey nefsim:
— Peki, bütün fâni mahbubatı bir anda kalbimden çıkardığımda, oluşacak binlerce yarayı nasıl tedavi edeceğim? Kalp bu yaraların hepsine birden nasıl dayanabilir?
Bu yaraların merhemini bir sonraki derste öğreneceksin. Eee, her şey bir derste öğrenilmez! Biraz da sabır lazım…
Sen önce dersine biraz çalış; يَا بَاقِي اَنْتَ الْبَاقِي zikrine devam et. Ama bu iş sadece dille olmaz. Dille zikrederken kalbinle de manayı tefekkür et. Her يَا بَاقِي اَنْتَ الْبَاقِي zikrinde bir mahbubunu kalbinden kopar ve at. Bırak firakın yarası biraz kanasın. Bir sonraki derste bu yaralara öyle bir merhem süreceğiz ki o yaraların yerinde birden gül-i Muhammedî çiçeği açacak.
Bu dersimizde şu bölümü mütalaa ettik:
İşte bu kusurdan teberri edip o fâni mahbubattan kat-ı alaka etmek, o mahbublar onu terk etmeden evvel o onları terk etmek cihetiyle, Mahbub-u Bâki’ye hasr-ı muhabbeti ifade eden يَا بَاقِي اَنْتَ الْبَاقِي olan birinci cümlesi, “Bâki-i Hakiki yalnız sensin. Masiva fânidir. Fâni olan elbette baki bir muhabbete ve ezelî ve ebedî bir aşka ve ebed için yaratılan bir kalbin alakasına medar olamaz.” manasını ifade ediyor. “Madem o hadsiz mahbubat fânidirler, beni bırakıp gidiyorlar; onlar beni bırakmadan evvel ben onları يَا بَاقِي اَنْتَ الْبَاقِي demekle bırakıyorum. Yalnız sen bakisin ve senin ibkan ile mevcudat beka bulabildiğini bilip itikad ederim. Öyle ise senin muhabbetinle onlar sevilir. Yoksa alâka-i kalbe layık değiller.” demektir.
İşte bu hâlette kalp hadsiz mahbubatından vazgeçiyor. Hüsün ve cemalleri üstünde fânilik damgasını görür, alâka-i kalbi keser. Eğer kesmezse mahbubları adedince manevi cerihalar oluyor. (3. Lem’a)
Yazar: Sinan Yılmaz