24. “Sahabeler şefaat talep etmemiştir.” sözüne cevap
Şefaati inkâr edenlerin sözlerine cevap vermeye devam ediyoruz. Bu dersimizde onların şu sözlerine cevap vereceğiz:
Onlar diyorlar ki:
— Sahabeler şefaat talep etmemiştir. Eğer şefaat hak olsaydı onlar talep ederdi. Sahabelerin şefaat talep etmemesi şefaatin yokluğuna kâfi bir delildir.
Onlara bu sözlerine karşı “el-insaf” diyoruz. Yahu siz hiç hadis okumadınız mı? Hadis ilminden bu kadar mı uzaksınız? Hiç değilse biraz siyer-i nebi ya da hayâtu’s-sahâbe okusaydınız… Eğer bir parça okusaydınız, “Sahabeler şefaat talep etmemiştir.” demekten haya ederdiniz.
Sahabeler Peygamberimiz (a.s.m.)’dan şefaat talep etmişlerdir. Bu konuyla ilgili hadislere geçmeden önce şu noktayı izah edelim:
Şefaat talep etmek, Peygamberimiz (a.s.m.)’dan, kendisinin affı için Allah’a dua etmesini istemek demektir. Şefaatin manası budur. Şefaati, Allah’ın cehenneme attığını Peygamberimizin kurtarması olarak anlamak yanlıştır. Allahu Teâlâ bir kimsenin cehennemde kalmasını murad ederse onu cehennemden kurtaracak kimse yoktur.
O hâlde önce şu kavramları yerine oturtalım:
– “Peygamberimizden şefaat istedi.” demek, “Peygamberimizden, kendi affı için Allah’a dua etmesini istedi.” demektir.
– “Peygamberimiz şefaat edecek.” demek, “O kişinin affı için Allah’a dua edecek.” demektir.
– Peygamberimizin duası hürmetine o kişi affedilirse, “Peygamberimiz ona şefaat etti.” denilir. Peygamberimizin onun hakkındaki duası kabul edilmezse, “Peygamberimiz şefaat etmek istedi ancak şefaati kabul edilmedi.” denilir.
– O hâlde “Peygamberimiz şefaat edecek.” demek, “O kişiyi cehennemden kurtaracak.” demek değildir. “O kişinin affı için Allah’a dua ve niyazda bulunacak.” demektir.
Bu kavramları izah ettikten sonra, şimdi sıra geldi sahabelerin Peygamberimiz (a.s.m.)’dan şefaat talep etmelerine:
Enes b. Malik Hazretlerinden nakledilmiştir. O şöyle dedi:
— Ey Allah’ın Resulü! Bana kıyamet gününde şefaat eder misin?
Bunun üzerine Peygamberimiz (a.s.m.) şöyle dedi:
— Allah izin verirse ederim. (Bu hadis-i şerifi İmam Tirmizî Sünen’inde nakletmiş ve hadisi hasen kabul etmiştir.)
İbni Abbas Hazretlerinin naklettiği başka bir hadis-i şerifte, Peygamberimiz (a.s.m.) cennete hesapsız ve azapsız olarak girecek yetmiş bin kişiden bahseder. Sahabeler, “Onlar kimlerdir ya Resulallah?” diye sorarlar. Peygamberimiz (a.s.m) onları tarif ettikten sonra Ukkaşe b. Mihsan el-Esedî ayağa kalkarak şöyle der:
— Ey Allah’ın Resulü! Allah’a dua et, beni onlardan kılsın.
Bunun üzerine Peygamberimiz (a.s.m.) şöyle der:
— Sen onlardansın.
Bir başka adam da ayağa kalkarak, “Allah’a dua et de beni de onlardan kılsın.” deyince, Peygamberimiz (a.s.m.) şöyle buyurur:
— Bu hususta Ukkaşe senden önce davrandı. (Buhârî, No: 5705; Müslim, No: 220/375)
Bu hadis-i şerif, Kur’an’dan sonra en sağlam kaynak olan Buhârî ve Müslim’de geçmektedir. Hadisin şu noktasına bir daha dikkat edelim:
Hazreti Ukkaşe: “Ey Allah’ın Resulü! Allah’a dua et, beni onlardan kılsın.” diyor. Onun bu isteği Peygamberimizden şefaat talep etmektir. Çünkü şefaat, Peygamberimizden, Allah’ın affına mazhar olması için dua etmesini talep etmektir. Hazreti Ukkaşe de bunu yapıyor ve Peygamberimizden dua istiyor.
Onun bu isteğine karşı da Peygamberimiz (a.s.m.) “Ben sana dua edemem.” demiyor; “Sen onlardansın.” diyor. Eğer şefaat talep etmek caiz olmasaydı Hazreti Ukkaşe bunu yapmazdı. Faraza yapsa da Peygamberimiz (a.s.m.) onu uyarırdı. Madem uyarmamış, o hâlde Peygamberimizden şefaat talep etmek caizdir.
Şimdi nakledeceğimiz hadiseyi İmam Taberânî “Mu’cemu’l-Kebir”de, İmam Beyhakî “Delailü’l-Nübüvve”de, İbni Abdilberr “el-İstiab”da ve İbni Hacer de Sahih-i Buhârî şerhi “Fethu’l-Bari”de zikretmiştir.
Sahabeden Sevad b. Karîb Hazretleri Peygamberimiz (a.s.m.)’ın önünde şu şiiri okumuştur:
Şehadet ediyorum ki Allah’tan başka Rab yoktur.
Ve sen görünmeyen her tehlikeden güven içindesin.
Sen Peygamberlerden Allah’a vesile kılınmaya en layık olanısın.
Ey şerefli insanların oğlu!
Senden başka hiçbir şefaatçinin geçmediği o günde
Sevad b. Karîb’e şefaat eyle!
İşte Sevad b. Karîb Hazretleri Peygamberimiz (a.s.m.)’dan böyle şefaat talep etmiş, buna karşı Peygamberimiz ona engel olmamıştır. Peygamberimizin engel olmaması sükûtî bir ikrardır.
Yine şu hadise nakledilir:
Hazreti Ebû Bekir (r.a.) Peygamberimiz (a.s.m.)’ın vefat haberini duyar duymaz hemen geldi. Resulullah’ı alnından öptü ve şöyle dedi:
— Anam babam sana feda olsun ya Resulallah! Ölümünde de yaşamın kadar güzelsin. Senin ölümünle peygamberlik son bulmuştur. Şanın ve şerefin o kadar büyük ki üzerine ağlamaktan münezzehsin. Ey Muhammed! Rabbiniz katında bizi unutma, hatırında olalım.
Böyle dedi ve dışarı çıkıp Hazreti Ömer’i susturdu. (İbni Hişâm, es-Sire, IV/335; Taberî, Tarih, III/197, 198)
Hazreti Ebû Bekir’in Peygamberimizin alnını öperken, “Rabbiniz katında bizi unutma, hatırında olalım.” demesi, Peygamberimiz (a.s.m.)’dan öldükten sonra da dua ve şefaat istemenin caiz olduğuna delildir. Zira Hazreti Ebû Bekir’in “Bizi unutma.” demesi, “Ey Allah’ın Resulü! Sana Allah’ın izniyle şefaat etme yetkisi verilecektir. Bize de unutma, bizim affımız için de Allah’a dua ve niyaz da bulun.” manasındadır.
Sahabelerin Peygamberimiz (a.s.m.)’dan şefaat talep ettiğine dair dört hadis naklettik. Şimdi, “Sahabeler şefaat talep etmemiştir.” diyenlere şunu soruyoruz:
— Sizler “Sahabeler şefaat talep etmemiştir.” derken neye dayanarak etmemiş diyorsunuz?
Eğer siz hadisleri inkâr ediyorsanız bu sözü söylemeye hakkınız yok. Zira mazi sizler için meçhuldür. Hadisleri inkâr edenin mazi hakkında söyleyebileceği bir söz olamaz ki “Sahabeler şefaat talep etmemiştir.” diyebilsin.
Yok, eğer hadisleri kabul ediyorsanız, o zaman işte İmam Buhârî, işte İmam Müslim, İşte İmam Tirmizî ve diğerleri… Hadisleri kabul ediyorsanız, bu âlimlerin sahih kabul ettiği hadisleri kabul etmek zorundasınız.
Sözün özü: “Sahabeler şefaat talep etmemiştir.” diyenler iki arada sıkışıp kalmışlardır. Hadisleri inkâr etseler onlara deriz ki:
Siz sahabelerin şefaat talep etmediğini nereden biliyorsunuz? Geçmişi bilmek, ya o zamana ait kayıtları kabul etmekle ya da zamanları aşıp o zamana gitmekle olur. Siz geçmişe ait kayıtları kabul etmiyorsunuz. Zamanları aşıp gitmeye de gücünüz yok. O hâlde bu konuda söyleyecek bir sözünüz yok!
Yok, eğer “Biz sahih kayıtları kabul ediyoruz.” diyorsanız, o hâlde alın size sahih kayıtlar. İslam’ın en sahih kaynaklarında kaydedilmiş ve hadis hafızlarının kabul etmiş olduğu hadisler!
Yazar: Sinan Yılmaz