a
Ana SayfaŞefaat31. “Allah mı daha merhametli Peygamberimiz mi daha merhametli?” diyenlere cevap

31. “Allah mı daha merhametli Peygamberimiz mi daha merhametli?” diyenlere cevap

Şefaati inkâr edenlerin sözlerine cevap vermeye devam ediyoruz. Onlardan bazıları şöyle diyor:

— Hâşâ Allah mı daha merhametli Peygamberimiz mi daha merhametli? Kim kimi kimin elinden kurtarıyor?

— Allah’ın sevmediği bir adamı Peygamberimiz seviyor olabilir mi? Allah’ın razı olmadığı bir adamdan Peygamberimiz razı olabilir mi? Böyle bir şey olabilir mi? Allah sevmediği, razı olmadığı bir adamı cehenneme atar; Peygamberimiz onu savunabilir mi? Bu nasıl bir beklentidir? Kimi kiminle yarıştırıyoruz?

İşte bu bedbahtlar böyle diyor. Onların bu sözlerine karşı deriz ki:

Sizler Mutezile’yi taklit ediyor ve onların sözleriyle konuşuyorsunuz. Mutezile’yi taklit ettiğiniz için de şefaati cennette derecelerin katlanması olarak kabul ediyorsunuz. İyi de sizin mantığınıza göre biz de size şöyle sorabiliriz:

— Allah mı daha merhametli Peygamberimiz mi? Allah kuluna cennette bir derece takdir etmiş. Şimdi, Peygamberimiz bu derecenin yükseltilmesini istese, Allah’tan daha merhametli olmuş olmaz mı?

Bu sorumuza nasıl cevap vereceksiniz?

Kişinin cehenneme girmemesi için veya girmişse çıkması için dua etmek ve niyazda bulunmak Allah’tan daha merhametli olma manasına geliyorsa, bir kişinin cennetteki derecesinin artırılması için dua etmek de aynı manaya gelmez mi? Arada ne fark var?

Yine siz diyorsunuz ki:

— Allah’ın sevmediği bir adamı Peygamberimiz seviyor olabilir mi? Allah’ın razı olmadığı bir adamdan Peygamberimiz razı olabilir mi?

Size cevaben deriz ki:

Kur’an bunun örnekleriyle doludur. Mesela Peygamberimiz (a.s.m.) Ebû Talib için af dilemiştir. Af dilemesi ispat eder ki Peygamberimiz onu seviyordu. Ama Allahu Teâlâ, Ebû Talip kâfir olduğu için bu duayı kabul etmemiştir. Allah’ın kabul etmemesinden de anlıyoruz ki Allah Ebû Talib’i sevmiyordu.

Ne oldu? Bakın, Allah’ın sevmediği bir kulu Peygamberimiz sevmiş!

Başka bir örnek verelim:

Hazreti Nuh (a.s.) evladının affı için dua etmiştir. Bu duadan anlıyoruz ki Hazreti Nuh (a.s.) evladını seviyordu. Zaten bir babanın evladını sevmemesi mümkün değildir.

— Peki, Allah onu seviyor muydu?

Hayır, çünkü onun hakkında yapılan duayı kabul etmemiş ve Hazreti Nuh’a, “O senin ailenden değildir.” buyurmuş. Allah’ın bu sözü üzerine de Hazreti Nuh (a.s.) evladı için af dilemekten vazgeçmiş.

Daha başka örnekler de verebiliriz. Meselenin özü şu: Bir peygamber beşeriyet iktizasıyla Allah’ın sevmediği bir kulu sevebilir. Onun hakkında dua da edebilir. Allah o kulu sevmediğini peygamberine bildirdiğinde, artık peygamber o kulun sevgisinden vazgeçer ve onun için dua etmeyi bırakır.

Ahirette de durum aynıdır. Mesela Peygamberimiz (a.s.m.) Allah’a bir kulu affetmesi için dua eder. Eğer Allah o kulun hiçbir amelinden razı değilse, Peygamberimizin duasını ve şefaat arzusunu kabul etmez. Peygamberimiz de Allah’ın izin vermemesinden anlar ki bu kulun Allah’ı razı edecek hiçbir ameli yoktur. Bu anlayıştan sonra da o kul için dua etmeyi bırakır.

Bir kul da vardır ki onun Allah için yaptığı ameller vardır. Lakin günahları amellerinden fazla olduğu için cehenneme girecektir ya da girmiştir. Peygamberimiz (a.s.m.) bu kişi için de dua eder. Cenab-ı Hak Peygamberimizin duası hürmetine o kulun günahlarını siler ve onu affeder.

Burada affeden Allah’tır. Peygamberimizin şefaati olan duası ise o affın vesilesidir. Haddizatında Peygamberimizin dua etmesi de Allah’a aittir. O kulun sevgisini Peygamberimizin kalbine düşüren ve o kula dua etme meylini ona veren Allah’tır.

— Bu meseleyi kavramak çok mu zordur yoksa bunların bu meseleyi kavrayacak kadar dahi bir zekâsı yok mudur?

Burada şöyle bir soru akla gelebilir:

— Madem hakikatte affeden Allah’tır. Hatta Peygamberimizin gönlüne o kulun muhabbetini düşüren ve o kula dua etme meylini veren de Allah’tır. O hâlde direkt Allah affetse ya, niçin şefaati affına vesile yapıyor?

Bu sorunun cevabını bir sonraki başlıkta verdik. Merak edenler o cevabı okuyabilir.

Bu makamda onlara son sözümüz şudur: Biz kimseyi kimseyle yarıştırmıyoruz. Sizin kafanızda nasıl bir şefaat inancı varsa, her cümleyi o bozuk inanca göre kuruyor ve âlimleri, peygamberleri Allah’la yarıştırmakla itham ediyorsunuz. Önce siz vehminizin ürünü olan şu bozuk şefaat inancından kurtulun; Ehl-i sünnet âlimlerinin izah ettiği ve bizim bu eserin başından beri anlattığımız şefaati öğrenin; sonra gelin bakalım, bizim itikadımızda sizin vehmettiğiniz şeyler var mı?

Yazar: Sinan Yılmaz

Paylaş:
Bu Makaleyi Değerlendirin