25. “Şefaat, cehennemden çıktıktan sonra cennette birinin yanına sığınmaktır.” sözüne cevap
Şefaati inkâr edenlerin sözlerine cevap vermeye devam ediyoruz. Bu dersimizde şu sözlerine cevap vereceğiz:
Onlardan bazıları diyor ki:
— Şefaatin manası, cehenneme giren büyük günah işlemiş birini cezasını çektikten sonra cennette yanına almaktır.
Şefaati inkâr edenlerin sözlerine cevap verirken bazı sözler cevap vermeye değer oluyor. Mesela şefaati inkâr edenlerin bir kısmı, “Şefaat asla yoktur.” diyor. Biz bu söze cevap verirken sadece o kişiye değil aynı anda Haricilere cevap veriyoruz. Çünkü şefaati inkâr edenler Haricilerdir.
Yine şefaati inkâr edenlerin bir kısmı, “Şefaat azaptan kurtarmak değil, cennette makamın katlanmasıdır.” diyor. Biz bu söze cevap verirken sadece o kişiye değil aynı anda Mutezile’ye cevap veriyoruz. Çünkü bu söz Mutezile’ye aittir.
Ancak günümüzdeki bazı sapkınlar öyle şeyler söylüyorlar ki bunların tarihte emsali yok. Yani geçmişte o kadar ehl-i bid’a çıkmış ama kimse onun söylediğini söylememiş. İşte bu dersimizde tahlilini yapacağımız söz böyle bir söz!
Bu zamanın sapkınları level atlamış. Baksanıza, hiç kimsenin söylemediğini söylüyorlar: Şefaat, cehennemden çıktıktan sonra cennette birinin yanına sığınmakmış.
Vay be! Bravo onlara! Ne kadar zekiler ya! On dört asırdır kimsenin bulamadığını onlar bulmuş! Demek, on dört asır boyunca şefaat hep yanlış anlaşılmış! İyi ki onlar var, geldiler ve bizi kurtardılar…
Kardeşlerim, onların bu sözlerine karşı söyleyecek başka bir söz bulamıyorum. Bu söze hangi ilmî cevabı verelim? Bakın, bu sapkın kişiler diyor ki:
1. Mahşer meydanında şefaat yokmuş.
2. Cehennemde de şefaat yokmuş.
— Peki, şefaat neredeymiş?
Bunlara göre, kişi cehennemde günahları kadar ceza çekermiş, sonra cehennemden çıkar ve cennete girermiş. Cennet ehlinden birisi de onu yanına alırmış. İşte bu yanına almak şefaatmiş ve şefaat cennetteymiş.
Şimdi bunlara soruyorum:
— Cehennemden çıkıp cennete giren kişiye Allah cennette yer vermiyor mu ki başka birisinin yanına sığınıyor?
Yani şöyle mi oluyor: Kişi cehennemden çıkıyor ve cennete giriyor. Ama cennette her yer parsellenmiş. Bu kişiye hiç yer yok. Allah da bu kişiye yer ayırmamış. Şimdi, bu kişi nerede kalacak? Cennet ehlinden birisi bu kişiye diyor ki: “Gel, şu benim evin yanında küçük bir ev yap; şimdilik burada idare et.” Bu durumda, cennet ehli olan kişi onu yanına aldığı için ona şefaat etmiş oluyor. İşte şefaat buymuş…
Onlara deriz ki: Yahu siz cenneti böyle mi hayal ediyorsunuz? Aslında hayret ettiğim şey sizin bu fikre sahip olmanız değil. Hayret ettiğim şey, sizin bu sözlerinizi kabul edip sizin peşinizden gelen insanların olması. Yani azıcık düşünen bir insan sizin bu şefaat tanımınızı nasıl kabul eder?
Eğer onların bu sözüne inanan ve “Şefaat niye böyle olmasın?” diyen biri varsa olamayacağını hemen ispat edelim. Kur’an’da şefaatin geçtiği birkaç ayete bakalım ve şefaat kelimesine “cennette yanına alma” manasını verelim. Bakalım, meal ne olacak?
Mesela Necm suresi 26. ayette şöyle buyrulur:
“Göklerde nice melek vardır ki Allah’ın dileyip razı olduğuna izin vermeden önce onların şefaatleri hiçbir fayda vermez.”
Şimdi, ayetteki “şefaat” kelimesine “cennette yanına alma” manasını verelim. Bakalım, mana oturacak mı?
“Göklerde nice melek vardır ki Allah’ın dileyip razı olduğuna izin vermeden önce onların cennette yanlarına almaları hiçbir fayda vermez.”
Bu mana oturdu mu? Yoksa melekler de mi cehennemden çıkanları cennette yanlarına alacaklar?
Başka bir ayete bakalım. Meryem suresi 86. ayette şöyle buyrulur:
“Suçluları susuz olarak cehenneme süreceğiz. (O gün) Rahman’ın katında bir söz almış olan kimseden başkasına şefaat edilmez.”
Şimdi, ayetteki “şefaat” kelimesine “cennette yanına alma” manasını verelim. Bakalım, mana oturacak mı?
“(O gün) Rahman’ın katında bir söz almış olan kimseden başkası cennette yanına alınmaz.”
Bu mana oturdu mu?
Başka bir ayete bakalım. Taha suresi 109. ayette şöyle buyrulur:
“O gün Rahman’ın kendisine izin verdiği ve sözünden hoşnut olduğu kimselerden başkasına şefaat fayda vermez.”
Şimdi, ayetteki “şefaat” kelimesine “cennette yanına alma” manasını verelim. Bakalım, mana oturacak mı?
“O gün Rahman’ın kendisine izin verdiği ve sözünden hoşnut olduğu kimselerden başkasına cennette yanına alma fayda vermez.”
Bu mana oldu mu?
Dilerseniz, bir de hadis-i şerife bakalım. Peygamberimiz (a.s.m.) şöyle buyurmuştur:
شَفَاعَتِى لِأَهْلِ الْكَبَائِرِ مِنْ أُمَّتِى “Şefaatim ümmetimden büyük günah sahipleri içindir.” (Tirmizî, Kıyame:11; İbni Mâce, Zühd:26; Ahmed İbni Hanbel, 3/113)
Bu hadisin manası, “Cennette yanıma almam, ümmetimden büyük günah sahipleri içindir.” şeklinde midir? Bu mana oturuyor mu?
Sözü uzatmamak için daha başka örnek vermiyoruz. Şefaat kelimesi türevleriyle birlikte Kur’an’da otuz bir defa geçiyor. Açın bu ayetleri, şefaat kelimesine “cennette yanına alma” manasını verin. Bakın bakalım, ayet bir mana ifade edecek mi?
Şimdi, aklınıza şu soru geliyordur: Peki, bu sözü söyleyenler bunu nereden çıkardı?
Cevabını vereyim: Nefislerinden çıkardılar. Ama maalesef nefislerinin sözlerini dinleyecek ve kabul edecek çok da kişi buldular.
Ama ilmin kaybolduğu bu asırda insanları kandırmak kolaydır. Kişinin elinde doğru bilgi yok ki muhatabının sözünü mihenk taşına vurabilsin, onu bir süzgeçten geçirebilsin. İş böyle olunca, kim önüne Kur’an’ı alıp konuşsa, “Dediği doğru mudur değil midir?” buna bakılmaksızın, hemen taraftar buluyor.
Ancak bilinsin ki: Batılın peşinden koşan da mesuldür. Dünyanın en gereksiz meselelerini öğreneceğine dinini öğrenseydi, fâni işlere ayırdığı zamanın onda birini dinini öğrenmeye ayırsaydı. Lakin böyle yapmadı, imanına kıymet vermedi, itikadının delillerini öğrenmeye çalışmadı, Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarını okumadı; sonra da bir hırsız geldi, imanını ve itikadını çalıverdi.
Maalesef ahir zamanda yaşıyoruz, iman hırsızlarının en çok olduğu zamanda. Cenab-ı Hak bizleri bu hırsızların şerlerinden muhafaza etsin. Âmin.
Yazar: Sinan Yılmaz