29. “Rabbimizin hiçbir danışmanı yoktur. Kimse Allah’a ne karar vereceğinin dersini veremez.” sözüne cevap
Şefaati inkâr edenlerin sözlerine cevap vermeye devam ediyoruz. Onlardan bazıları diyor ki:
— Din gününün sahibi sadece Allah’tır ve o gün Rabbimizin hiçbir danışmanı yoktur. Kimse Allah’a ne karar vereceğinin dersini veremez…
İnsan bu kişilerin sözlerini işitince söyleyecek söz bulamıyor. Yani öyle saçmalıyorlar ki sözlerinin neresine cevap vereceksiniz!
Diyorlar ki: Din gününün sahibi Allah’tır.
Tamam, doğru. Din gününün sahibi Allah’tır, buna itirazımız yok.
Sonra diyorlar ki: Rabbimizin hiçbir danışmanı yoktur. Kimse Allah’a ne karar vereceğinin dersini veremez.
— Ya hu biz Rabbimizin danışmanı vardır mı dedik? Ya da şefaate böyle danışmanlık manası mı yükledik?
Eserimizin başında şefaati şöyle tarif etmiştik:
Şefaat: Bir kimsenin suçunu affettirmek ve kendisinden cezayı kaldırmak için, o kişi hakkında Allah’a yapılan bir dua ve niyazdır. Bu tarif Ehl-i sünnet âlimlerinin yaptığı tariftir.
— Sizler bu tarifin neresinden danışmanlık manasını çıkarıyorsunuz?
— Hangi Ehl-i sünnet âlimi şefaati, “Allah’ın kullarına danışması ve bunu affedelim mi affetmeyelim mi diye kullarına sorması” olarak tarif etmiş de siz bu tanımı onlara yamıyorsunuz?
Ehl-i sünnet âlimlerinden kimsenin söylemediği bir sözü sanki onlar söylemiş gibi söylüyor, sonra da “Bu olur mu canım?”diyorsunuz! Sizin yaptığınıza cerbeze yani aldatma denir!
Önce vicdanların kabul etmeyeceği bir tarif yapıyor ve şefaate danışmanlık diyorsunuz. Sonra da o tarif üzerinden şefaati inkâr ettiriyorsunuz. Yani önce diyorsunuz ki:
— Allah’ın danışmanı olur mu?
Sizi dinleyen vicdan sahipleri de “Olmaz tabii.” diyorlar. Sonra da şefaati danışmanlığa benzeterek, “O zaman şefaat yoktur.” diyorsunuz.
Şimdi, karşınızdaki “Şefaat vardır.” dese, “Allah’a danışman mı atadın?” diyeceksiniz.
— İyi de şefaati kim danışmanlık olarak tarif etmiş ve şefaati danışmanlığa benzetmiş?
Şefaat bir dua ve niyazdan ibarettir. Allah’ın o kulu affetmesi için yapılan bir duadır. Allah bu duayı kabul ederse, “Falan kul, falan kula şefaat etti.” denilir. Eğer bu duayı kabul etmezse, “Falan kula şefaat etmek istedi ancak şefaati kabul edilmedi.” denilir. Dolayısıyla Allah dilemedikçe kimse kimseye şefaat edemez ve şefaatçi olamaz.
— Bunun danışmanlıkla ya da -haşa- Allah’a ders vermekle ne alakası var?
— Bir kulun affı için Allah’a dua etmek Allah’a ders vermek midir?
Hâlbuki bizler her namazımızda ربنا اغفرلي duasını okuyarak hem anne-babamız için hem de bütün müminlerin affı için Allah’a dua ediyoruz. Şimdi, biz -haşa- Allah’a ders mi vermiş oluyoruz? Bu nasıl bir mantıktır!
Şimdi size bir soru daha soracağız:
Siz diyorsunuz ki: Şefaat cehennemden kurtarmak değil, cennette derecelerin katlanmasıdır.
Bu sözünüzün izahını önceki derslerde yaptığımızdan dolayı sözün izahına girmeyeceğiz. Sadece şunu sormak istiyoruz:
Size göre şefaat cennette derecelerin katlanması için Allah’a yapılan istektir.
— İyi de sizin mantığınıza göre, bu da danışmanlık ve Allah’a ders vermek olmuyor mu?
Neticede, Allah o kişiye cennette bir makam takdir etmiş. Bundan sonra Allah’a o kişinin derecesinin artırılması için istekte bulunmak yine sizin mantığına göre, Allah’a ders vermek ve danışmanlık manasına gelecektir. Günahların affı için olan şefaat ile bunun ne farkı var?
Demek, size göre, cennette derecelerin artırılması için danışmanlık yapmak ve -haşa- Allah’a ders vermek caiz ama günahların affı için bunu yapmak caiz değil!
Biz size ne diyelim, ne söyleyelim? Size hangi nasihat kâr eder? Allah kalbinizi hakka açsın ve sizlere hidayet nasip etsin.
Yazar: Sinan Yılmaz