a
Ana SayfaŞefaat1. “Rahman’ın katında bir söz almış olan kimseden başkasına şefaat edilmez.” ayetinin izahı

1. “Rahman’ın katında bir söz almış olan kimseden başkasına şefaat edilmez.” ayetinin izahı

Şefaat: Bir kimsenin suçunu affettirmek ve kendisinden cezayı kaldırmak için o kişi hakkında yapılan bir istektir.

Biraz daha açacak olursak: Ahiret günü bir kısım günahkâr müminlerin affedilmeleri ve itaatkâr müminlerin yüksek mertebelere ulaşması için başta Peygamberimiz (a.s.m.) ve diğer büyük zatların Allahu Teâlâ’ya niyaz ve dualarıdır.

Bizlerin inancı olan Ehl-i sünnet itikadına göre, şefaat haktır ve Allah’ın iznine bağlıdır. Hâl böyle iken, bir kısım Ehl-i sünnet muhalifleri şefaati inkâr etmekte ve şefaate inananları şirke düşmekle itham etmektedirler. Yani onlara göre, bütün Ehl-i sünnet mensupları şirke düşmüştür ve müşriktir.

Şefaate dair bu eserimiz bu kişilerin şefaat hakkındaki yanlış sözlerine tam bir cevap olacaktır. Eserin tamamını okuduğunuzda bu kişilerin Kur’an’dan ne kadar uzak olduğunu çok daha iyi anlayacaksınız.

Şefaat konusunda Ehl-i sünnetin görüşü şudur: Şefaat haktır ve Allah’ın iznine bağlıdır.

Bizler bu itikadın doğruluğunu Kur’an, hadis ve icma ile ispat edeceğiz. Bu ispattan sonra da şefaati inkâr edenlerin sözlerine teker teker cevap vereceğiz. İnayet ve tevfik Allah’tandır.

Şefaatin hak olduğuna dair göstereceğimiz birinci delil Meryem suresinin 86 ve 87. ayet-i kerimeleridir. Bu ayet-i kerimelerde şöyle buyrulmuş:

وَنَسُوقُ الْمُجْرِمِينَ إِلَى جَهَنَّمَ وِرْدًا

Suçluları susuz olarak cehenneme süreceğiz. (Meryem 86)

لاَ يَمْلِكُونَ الشَّفَاعَةَ إِلاَّ مَنْ اتَّخَذَ عِنْدَ الرَّحْمَنِ عَهْدًا

Onlar şefaate malik değildirler. Şefaate ancak Rahman’ın katında bir söz almış kimse maliktir. (Meryem 87)

Şimdi bu ayet-i kerime üzerinde biraz tahlil yapalım:

Ayet-i kerimenin başında günahkârlardan bahsedilerek onların susuz olarak cehenneme sürüleceği haber verilmiş. Daha sonra da  لاَ يَمْلِكُونَ الشَّفَاعَةَ  “Onlar şefaate malik değildirler.” buyrulmuş.

Onların şefaate malik olmaması iki manaya gelebilir:

Birinci mana: Onların şefaat edemeyeceğidir.

İkinci mana: Onlara şefaat edilemeyeceğidir.

Fahreddin er-Râzî Hazretleri ikinci manayı tercih ederek şöyle der:

— İkinci mana daha uygundur. Çünkü ayeti birinci manaya hamletmek -yani onlar şefaat edemez demek- açık ve belli olan bir hususu yeniden açıklamak gibi bir şey olur.

Buna göre, “Onlar şefaate malik değillerdir.” beyanı, “Onlara şefaat edilmez.” manasındadır.

Ayetin tahliline devam edelim:

Kâfirlerden, müşriklerden ve diğer bütün asilerden mürekkep günahkârlar güruhuna, “Onlara şefaat edilmez.” buyrulduktan sonra,  إِلاَّ مَنْ  “O kimse müstesna” denilerek şefaatin fayda vermeyeceği günahkârlar güruhundan bir kısım insanlar müstesna kılınmıştır.

إِلاَّ مَنْ  ifadesinden anlıyoruz ki bir kısım günahkârlara şefaat fayda verecektir. Eğer şefaat onlara da fayda vermeyecek olsaydı böyle bir istisna yapılmaz; “O gün günahkârlara şefaat edilmez.” denilerek ayete nokta konulurdu. Ancak nokta konulmamış ve  إِلاَّ مَنْ  denilerek istisna yapılmış.

— Peki, bu istisnaya giren kullar kimlerdir?

Ayetin devamı bunu beyan eder:

اتَّخَذَ عِنْدَ الرَّحْمَنِ عَهْدًا  Rahman’ın katında bir söz alanlar.

Buradaki “söz” Fahreddin er-Râzî’nin beyanına göre, tevhid ve kelime-i şehadettir. Yani imandır.

Demek, ayet-i kerimede iman sahibi olan günahkârlar, imansız günahkârlardan ayırt edilmiştir. İmansız günahkârlar hakkında “Onlara şefaat edilmez” buyrulurken, imanı olan günahkârlar bu hükmünden istisna edilmiştir.

O hâlde şimdi, alttaki ayet-i kerimeye bakarak şu sorularımıza cevap bulun:

Onlar şefaat edilmez. Şefaat ancak Rahman’ın katında bir söz almış kimseye edilir. (Meryem 87)

— Kime şefaat edilmeyecek?

Günahkârlara…

— Peki, bu günahkarlardan hangi güruh müstesnadır?

Allah’ın katında bir söz alanlar yani tevhid ve kelime-i şehadet sahibi olanlar…

Bakın, ayetin açık beyanıyla, Allah’ın katında söz alan -yani tevhid ve kelime-i şehadet sahibi olan- günahkârlara şefaat edilecektir. Bu, ayetin apaçık beyanıdır.

Şimdi, şefaati inkâr edenlere deriz ki:

Ayet-i kerimede, Rahman’ın katında söz alan günahkârlara şefaat edileceği açıkça beyan buyrulmuştur. Demek, şefaat haktır ve Allah katında söz alanlara yani tevhid ve kelime-i şehadet sahiplerine mahsustur.

— Sizler bu ayet-i kerimeyi okumuyor musunuz?

— Eğer okuyorsanız ayete nasıl mana veriyorsunuz?

— Ayetteki  إِلاَّ مَنْ  “o kişi müstesna” kaydını görmüyor musunuz?

— Eğer şefaat hak olmasaydı ayette  إِلاَّ مَنْ  denilir miydi?

إِلاَّ مَنْ  demek, “Şefaat ancak bu kişilere edilir.” demektir. Bu kişiler de ayetin devamında izah edilmiş: Rahman’ın katında söz alanlar…

Fahreddin er-Râzî’nin izahına göre de “söz alanlar” tevhid ve kelime-i şehadet sahibi olanlardır. Bu kişilere şefaat edilebilecektir.

Ey şefaati inkâr edenler! Allah bu kişilere şefaat edilebilecek derken, siz “Yok, edilemez.” diyorsunuz.

— Bu sözünüzle ayeti inkâr ettiğinizin farkında mısınız?

Eğer biraz aklınız varsa hemen tövbe eder ve fikirlerinizle bozduğunuz insanların ıslahına çalışırsınız!

Yazar: Sinan Yılmaz

Paylaş:
Bu Makaleyi Değerlendirin