22. Şefaati inkâr edenlerin hadisten gösterdikleri delillere cevaplar
Şefaati inkâr edenlerin sözde delillerine cevap vermeye devam ediyoruz. Bu başlıkta, onların hadislerden gösterdikleri delillere cevap vereceğiz. Cevabımıza geçmeden önce bazı bilgileri hatırlayalım:
Kur’an’da ve hadislerde hem şefaatin olduğuna hem de olmadığına dair beyanlar vardır. Şefaatin hem olması hem de olmaması mümkün değildir. Bir şey ya vardır ya yoktur. İki zıddı cemetmek muhaldir. Bu birbirine zıt beyanları cemetmenin tek yolu, ayet ve hadislerin farklı zümrelerden bahsettiğini kabul etmektir.
— Bunu yapmayıp, şefaatin olmadığını bildiren bir hadisi göstererek “Şefaat yoktur.” derseniz, şefaatin olduğunu bildiren ayet ve hadisleri ne yapacaksınız?
— Ya da bunun tam tersi, şefaatin olduğunu bildiren ayetleri gösterip “Herkese şefaat vardır.” derseniz, şefaatin olmadığını bildiren ayet ve hadisleri ne yapacaksınız?
Demek, birbirine zıt beyanları cemetmenin tek yolu, ayet ve hadislerin farklı zümrelerden bahsettiğini kabul etmektir.
Evet, Kur’an’da ve hadislerde şefaatin olmadığını beyan eden ifadeler vardır. Ancak bu ifadeler şu zümreler hakkındadır:
1. Kâfirler ve müşrikler hakkındadır. Mesela Hazreti Nuh (a.s.) kâfir olarak ölen oğluna, Hazreti Lut (a.s.) kâfir olarak ölen eşine ve yine Peygamberimiz (a.s.m.) kâfir olarak ölen amcalarına şefaat edemeyecektir. Nitekim Peygamberimiz (a.s.m.) amcası Ebû Talib’e şefaat etmek istediğinde Tövbe suresinin 113. ayeti nazil olmuştur. Ayet şöyle der:
“Müşriklerin cehennemlik oldukları belli olduktan sonra artık onlar için ne peygamberin ne de müminlerin Allah’tan af dilemeleri doğru değildir.” (Tövbe 113)
Yine münafıklar, “Ya Resulallah! Bizim için mağfiret talep et.” dediklerinde, Peygamberimiz (a.s.m.) da “Sizin için mağfiret talebinde bulunacağım.” diyerek onlar için mağfiret talebine yöneldiğinde şu ayet-i kerime nazil olmuştur:
“İster onlar için af dile isterse af dileme! Onlar için yetmiş defa da af dilesen Allah onları asla affetmeyecektir. Çünkü onlar Allah’ı ve Resulünü inkâr etmişlerdir.” (Tevbe 80)
Gördüğünüz gibi, bu ayet-i kerimeler kâfirlere şefaat edilemeyeceğini açıkça bildirmektedir. Eğer birisi Kur’an ve hadisten şefaatin olduğuna dair delilleri gösterip, “Şefaat herkes için vardır.” derse, bu ayetler onu tekzip eder ve şefaatin kâfirler için olmadığını bildirir.
Demek, delilleri tahlil ederken geniş bir açıdan bakmak gerekir.
2. Şefaatin olmadığını bildiren ayet ve hadisler, Allah’ın kendilerinden razı olmadığı ve şefaat edilmesine izin vermediği günahkâr müminler hakkındadır.
Kişi mümin de olsa ona şefaat edilmesi Allah’ın iznine ve rızasına bağlıdır. Allah’ın izin vermediği mümine kimse şefaat edemeyecek; onun için şefaat talep edilse de bu talep kabul olmayacaktır.
Bir de şunu ilave edelim: Şefaatin olmadığını beyan eden ayet ve hadislerin bir kısmı da zaman ve mekânla ilgilidir. Yani ahirette bazı zaman ve mekânlarda kimse kimseye şefaat edemeyecek, kimse kimseyle ilgilenmeyecek; peygamberler dâhil herkes kendi nefsinin derdine düşecektir. Mesela amel defterleri dağıtılırken, defterler teraziye konulduğunda ve sırattan geçilirken kimse kimseye şefaat edemeyecek ve herkes kendi nefsiyle ilgilenecektir. Bununla ilgili bir hadis-i şerifi daha önce nakletmiştik.
Kardeşlerim, her amelde üç mertebe olduğu gibi, şefaatte de üç mertebe vardır. Bunlar: Tefrit, ifrat ve vasattır.
– Şefaatin olduğunu bildiren ayetleri ve hadisleri görüp, “Bütün insanlara şefaat vardır.” diyen ifrattadır.
– Şefaatin olmadığını bildiren ayet ve hadislere bakıp, “Hiç kimseye şefaat edilmeyecek, şefaat yoktur.” diyen tefrittedir.
– Şefaatin olmadığını bildiren ayet ve hadisleri kâfirler ve Allah’ın izin vermediği müminlerle tefsir eden, şefaatin olduğunu bildiren ayet ve hadisleri de Allah’ın izin verdiği ve razı olduğu müminlerle izah eden vasattadır. Bu vasat mertebe ki Kur’an buna sırât-ı müstakim (dosdoğru yol) der. İşte bizler bu yol üzerindeyiz!
Buraya kadar yaptığımız izahı tam anlayabildiyseniz, artık size her kim şefaatin yokluğuna dair ayetler ve hadisler gösterse onları izah edebilir ve muhatabınızı sırât-ı müstakime davet edebilirsiniz.
Bu girişten sonra, şimdi, Mutezile’nin şefaatin yokluğuna delil olarak gösterdiği hadislere bakalım:
Ebû Hüreyre Hazretlerinden şöyle nakledilmiştir: “Yakın akrabalarını uyar.” ayeti nazil olunca Resulullah (a.s.m.) şöyle dedi:
— Ey Kureyş topluluğu! Nefislerinizi Allah’ın azabına karşı koruyun. Ey Abdi Menaf oğulları! Ben sizi Allah’ın azabına karşı koruyamam. Ey Abbas b. Abdulmuttalib! Seni Allah’tan gelecek azaptan koruyamam. Ey Resulullah’ın halası Safiye! Seni Allah’ın azabına karşı koruyamam. Ey Fatıma b. Muhammed! Malımdan dilediğini iste. Ancak sana Allah’tan gelecek azabı defedemem. (Müslim, İman, 348-351)
Mutezile bu hadisi gösterip der ki: Peygamberimizin onlardan azabı defedememesi şefaatin olmadığına delildir.
Onlara cevabımız şudur: Bu hadis-i şerif şu manalara gelebilir:
1. Peygamberimiz (a.s.m.) onlara, “Eğer siz İslam’ı bırakıp şirke dönerseniz ben sizi Allah’ın azabına karşı koruyamam.” demek istemiştir. Şart cümlesi hazf olmuştur.
2. Ya da bu hadisin manası şudur: Eğer siz bu İslam nimetine şükretmeyip günahlara dalarsanız sakın bana güvenmeyin. Sakın “Muhammed babamızdır, amcamızdır, akrabamızdır, bizi ateşten kurtarır.” diye düşünmeyin. Çünkü ben sizi Allah’ın izni ve rızası olmadan ateşten kurtaramam.
İşte hadisin manası budur. Hadiste geçen “Azabı sizden defedemem” sözü, Allah’ın izni ve rızası olmadan defedemem manasındadır. Zaten hakikat de böyledir. Peygamberimiz (a.s.m.) ancak günahkâr bir müminin affı için dua eder. Kabul edip etmemek Allah’a kalmıştır. Bu sebeple Peygamberimiz (a.s.m.) kimseyi kurtaracağına söz veremez.
— Peki, hadis-i şerifi niçin böyle anlamak zorundayız? Niçin hadisi şefaatin olmadığına delil yapamıyoruz?
Cevabımız şudur: Kur’an’da ve hadislerde şefaatin olduğuna dair beyanlar vardır. Mesela:
شَفَاعَتِى لِأَهْلِ الْكَبَائِرِ مِنْ أُمَّتِى “Benim şefaatim ümmetimden büyük günah sahipleri içindir.” (Tirmizî, Kıyame, 11; İbni Mâce, Zühd, 26; Ahmed İbni Hanbel, 3/113) hadisi var. Bu hadisi İmam Tirmizî, İbni Mâce ve Ahmed İbni Hanbel Hazretleri nakletmiştir.
Yine شَفَاعَتِى يَوْمَ الْقِيَامَةِ حَقٌّ فَمَنْ لَمْ يُؤْمِنْ بِهَا لَمْ يَكُنْ مِنْ اَهْلِهَا “Kıyamet günü şefaatim haktır. Kim şefaatime inanmazsa onun ehlinden olmayacaktır.” (El-Muttaki, Kenzül Umman, 14/399) hadisi var.
Daha birçok hadis ve ayet var. Bu ayet ve hadislerin bir kısmını daha önce zikretmiştik.
— Eğer Mutezile’nin delil olarak gösterdiği hadisi, anlattığımız şekilde anlamayıp şefaati inkâr edersek, şefaatin varlığını bildiren ayet ve hadisleri nasıl izah edeceğiz?
Hiçbir şekilde izah edemeyiz!
Başta şöyle demiştik: Eğer şefaatin olmadığını bildiren bir hadisi gösterip “Şefaat yoktur” dersek, şefaatin olduğunu bildiren ayet ve hadisleri ne yapacağız? Ya da bunun tam tersi, şefaatin olduğunu bildiren bir ayeti gösterip “Herkese şefaat vardır.” dersek, şefaatin olmadığını bildiren ayet ve hadisleri ne yapacağız?
Bu ayet ve hadisleri cemetmenin tek yolu, şefaatin olmadığını bildiren ayet ve hadislerin kâfirler ve Allah’ın izin vermediği günahkâr müminler hakkında olduğunu kabul etmektir. Ancak bu şekilde bu farklı haberleri cemedebiliriz.
Şimdi, Mutezile’nin delil olarak gösterdiği başka bir hadise bakalım:
Ebû Hüreyre Hazretlerinden rivayet edildiğine göre, Peygamberimiz (a.s.m.) şöyle buyurmuştur:
— Sizden hiçbirinizi kıyamet gününde, boynunda feryat eden bir koyunla bulmayayım. O: “Ey Allah’ın resulü bana yardım et.” dedikçe, ben: “Bugün Allah’ın hükmünden sana bir fayda sağlayamam, ben tebliğ etmiştim.” diyeceğim. (Buhârî, Zekât, 1314)
Bu hadiste de aynı mana vardır. Peygamberimiz (a.s.m.) Allah’ın izni olmadan fayda sağlayamaz. Kaldı ki hadis-i şerifte, “Boynunda feryat eden koyun.” ibaresi bir koyunu zorla gasbeden kişi hakkındadır. Bu bir kul hakkıdır. Kul hakkını Allah bile affetmezken, Peygamberimizin fayda sağlaması söz konusu değildir. Dolayısıyla bu hadis-i şerif, Peygamberimizin kul hakkına karşı faydasının olmayacağına delildir; şefaatin olmadığına değil.
Mutezile’nin delil olarak gösterdiği bir başka hadis de şudur:
İbni Abbas Hazretlerinin rivayetine göre, (sahabelerden) Osman b. Maz’ûn Hazretleri öldüğü vakit bir kadın -bir rivayete göre kendi hanımı- şöyle der:
— Cennet sana kutlu olsun ey Osman b. Maz’ûn!
Bu söz üzerine Resulullah (a.s.m.) ona kızgınca bakarak der ki:
— Ne biliyorsun cennete gireceğini?
Kadın şöyle der:
— Ey Allah’ın resulü! Senin süvarin ve sahabendir.
Peygamberimiz (a.s.m.) şöyle buyurur:
— Vallahi ben Allah’ın resulüyüm, ben bile bana ne yapılacağını bilmem. (Mecmau’z-Zevâid, 9/302)
Mutezile bu hadis-i şerifi şefaatin yokluğuna delil gösterir. Ancak bu hadis de şefaatin yokluğuna delil değildir. Hadis-i şerif, kimsenin ameline güvenmemesi gerektiğini ders vermektedir. Mümin değil şefaate, kendi ameline bile güvenmez. Amele güvenmek ucubtur; ucub ise manevi bir hastalıktır.
İşte Peygamberimiz (a.s.m.) amelimize ve şefaate güvenmememiz için bu tip hadisler söylemiştir. Bizler amelimize güvenmediğimiz gibi, şefaate de güvenmiyoruz; şefaati sadece umuyoruz. Müminin korku ve ümit arasında yaşaması gerekir. Bu sebeple, şefaat bizler için ancak bir ümit makamıdır.
Mutezile’nin delil olarak gösterdiği diğer hadisleri zikretmeye gerek duymuyoruz. Birinin cevabını öğrendiğinizde hepsine aynı cevabı verebilirsiniz. Önemine binaen cevabı bir daha tekrar etmek istiyorum. Peygamberimiz (a.s.m.)’ın “Sizi ateşten kurtaramam.” gibi sözleri şu manaları tazammun etmektedir:
1. Eğer şirke ve küfre girerseniz sizi asla kurtaramam.
2. Mümin bile olsanız, Allah size şefaat etmeme izin vermezse size faydam olmaz. Şefaat ancak Allah’ın izni iledir.
3. Şefaatim madem Allah’ın izniyledir, o hâlde ona güvenerek günahlara dalmayın. Belki de Allah size şefaat etmeme izin vermez. Şefaatimi ancak ümit ve reca makamında düşünün.
4. Ahirette öyle zamanlar olur ki başka bir yerde şefaat edebildiğime orada şefaat edemem. Oralarda ben dahi “nefsim, nefsim” derim.
5. Şefaatin olmayacağını bildiren bir kısım hadisler tehdit ve korkutma makamında söylenmiştir. Bu makamda şefaatin yokluğunu nazara vermek ilm-i belâgatta güzeldir.
Şunu da merak ediyorum: Bazı hadisleri gösterip “Şefaat yoktur.” diyenler şunu mu bekliyorlardı: Peygamberimiz (a.s.m.) insanların karşısına çıkıp şöyle mi demeliydi: Ne yaparsanız yapın, hangi günahı işlerseniz işleyin ben size şefaat ederim. O yüzden günahtan korkmanıza hiç gerek yok. Arkanızda ben varım, işleyin işleyebildiğiniz kadar günahı…
— Peygamberimiz (a.s.m.) böyle mi demeliydi?
— Böyle dese miydi şefaate inanacaklardı?
— Peygamberimizin, “Bana güvenmeyin, sizi ateşten koruyamam.” demesinden daha doğal ne var ki?
— Takvaya irşad böyle yapılmaz mı?
Ey Mutezile mensupları! Bu maksatlarla söylenmiş hadislerden birini alıp, şefaatin varlığına dair bütün ayet ve hadislere gözlerinizi kapatarak ve saydığımız bu maddeleri hiç düşünmeyerek nasıl olur da “Şefaat yoktur.” dersiniz. Sizi insafa davet ediyoruz!
Kardeşlerim, bu derste anlatılan hakikatler çok önemlidir. Bu dersi iyi kavradığınızda Mutezile’nin göstereceği her delile kolayca cevap verebilirsiniz. Ancak bazen bir meseleyi kavramak bir defa okumakla olmuyor. Eğer tam kavrayamadıysanız metni bir daha okuyun; bunu da bir ibadet kabul edin.
Yazar: Sinan Yılmaz