20. “Onlar ancak Allah’ın razı olduğu kimseye şefaat edebilirler.” ayetinin izahı
Şefaati inkâr edenlerin sözde delillerine cevap vermeye devam ediyoruz. Cevap vereceğimiz onuncu delilleri şöyle:
Onlar diyorlar ki:
— Enbiya suresi 28. ayette şöyle buyrulmuş: “Onlar ancak Allah’ın razı olduğu kimseye şefaat edebilirler.” Bu ayet-i kerime şefaatin olmadığına delildir. Zira şefaat sadece Allah’ın razı olduğuna edilecektir. Günahkâr ise Allah’ın razı olduğu kişi değildir. Bu durumda ona şefaat edilememesi gerekir.
İşte onlar böyle diyorlar. Meseleyi izah ettiğimizde bu sözün nereden çıktığını çok daha iyi anlayacaksınız. Şimdi biraz itikad dersi yapalım:
Bizler Ehl-i sünnet itikadına sahibiz. Bizim itikadımıza göre, büyük günah işleyen küfre girmez ve kâfir olmaz.
Mutezile’ye göre ise büyük günah işleyen kâfir olur. Mutezile’nin büyük günah işleyeni kâfir görmesinden dolayı halletmesi gereken bazı meseleler vardır. Bunlardan biri de şefaattir. Şefaat o kadar çok delille sabittir ki inkârı mümkün değildir. Ancak Kur’an’ın anlattığı şefaati Mutezile’nin kabul etmesi de mümkün değildir. Çünkü şefaat, büyük günahları sebebiyle cehenneme gidecek ya da gitmiş kulların affı için Allah’a dua etmektir.
Mutezile bu şefaati kabul edemez. Çünkü Mutezile büyük günah işleyeni kâfir görmektedir. Kâfir için de cehennemden çıkış yoktur.
Eğer Mutezile cehennemden çıkartılma manasındaki şefaati kabul ederse, o zaman ona şöyle denilir:
— Hani büyük günah işleyen kâfirdi? Kâfir cehennemden çıkamaz ve ona şefaat edilemez. Eğer büyük günah sahibine şefaat edilebiliyor ve cehennemden çıkabiliyorsa, büyük günah işleyen kâfir olamaz.
İşte onlara böyle denilir.
Bu durumda, Mutezile şefaati inkâr edemiyor, çünkü Kur’an’da ve hadiste onlarca delil var. Ama şefaati kabul de edemiyor, çünkü büyük günah işleyene kâfir diyor. Kâfirler hakkında da şefaat mümkün değildir.
Mutezile bu iki cihetten sıkışmış iken, kendilerine şöyle bir çıkış yolu bulup diyorlar ki:
— Şefaat haktır. Ancak şefaat cehennemden çıkartılmak değil, cennetteki derecenin yükseltilmesidir.
Böyle dediklerinde hem büyük günah sahiplerinin kâfir olduğu itikadında devam edebiliyorlar hem de şefaatle ilgili ayetleri yalandan da olsa izah ediyorlar.
Bir daha tekrar edelim: Mutezile büyük günah işleyene kâfir dediği için, şefaati büyük günah sahipleri hakkında kabul edemiyor. Çünkü büyük günah işleyen kâfirse kâfire şefaat yoktur ve kâfir cehennemden çıkamaz. Bu sebeple, şefaati cennete girecek kimselerin derecelerinin artırılması olarak izah ediyor.
Biz Ehl-i sünnet ise diyoruz ki:
— Hayır, büyük günah işleyen kâfir değil fasıktır ve şefaat büyük günah sahipleri içindir.
Bizler meseleyi onlar gibi dolandırmak zorunda değiliz. Çünkü onların büyük günah işleyenlere kâfir demesi şefaati böyle izah etmelerine zorluyor. Bizim ise böyle batıl bir itikadımız yok!
Buraya kadar anlattığımız anlaşıldıysa, şimdi başa dönelim:
Mutezile diyordu ki: Şefaat sadece Allah’ın razı olduğuna edilecektir. Günahkâr ise razı olunan kişi değildir. Bu durumda, ona şefaat edilememesi gerekir.
Mutezile’nin niçin böyle dediğini herhâlde anladınız. Çünkü onlara göre, günah işleyen kâfirdir. Kâfirden de Allah razı değildir.
Lakin ey Mutezile! Bize göre, günah işleyen kâfir değildir! Pekâlâ günahkârdan da Allah razı olabilir. Belki onun günahları çoktur lakin bu günahları sebebiyle kâfir olmaz. Belki onun Allah’ı razı edecek bir ameli vardır.
Mesela belki zalim bir sultan karşısında hakkı söylemiştir. Belki anne babasına çok hizmet etmiştir. Belki de bir köpeğe çölde su vermiştir…
Bu ameller terazide küçük gibidir. Ancak Allahu Teâlâ bazen zerre miskal bir ameli yıldız gibi büyütür. Hoşnut olduğu bir amel sebebiyle kulunun günahlarını örter. Bununla ilgili Kur’an’da onlarca ayet var. (Bu ayetleri “Tekfir” konusunda işlediğimizden dolayı burada bu kapıyı açmıyoruz. Dileyenler “Tekfir” derslerini okuyabilirler.)
Sözün özü: “Günahkâr razı olunan kişi değildir.” iddiası batıldır ve Mutezile’nin büyük günah işleyeni kâfir görmesi sebebiyle söylenmiştir.
Biz de diyoruz ki: Fasık da Allah’ın rızasını celbedecek bir amel işleyebilir. Zatında küçük olan o amel -ihlasla yapılmışsa- rahmet-i İlahiyeyi celbeder ve Allah o kulundan razı olur. Razı olunca da şefaat edilmesine izin verir. Mesele bu kadar basittir!
Yazar: Sinan Yılmaz