3. “Onlar Allah’ın razı olduğu kimseden başkasına şefaat etmezler.” ayetinin izahı
Şefaatin hak olduğuna dair göstereceğimiz üçüncü delil Enbiya suresinin 28. ayet-i kerimesidir. Bu ayet-i kerimede şöyle buyrulmuş:
وَلاَ يَشْفَعُونَ إِلاَّ لِمَنْ ارْتَضَى
Onlar ancak Allah’ın razı olduğu kimseye şefaat edebilirler. (Enbiya 28)
Şöyle de manalandırabiliriz: Onlar Allah’ın razı olduğu kimseden başkasına şefaat etmezler. (Enbiya 28)
Şimdi, bu ayet-i kerime üzerinde biraz tahlil yapalım:
Ayet-i kerimenin başında, وَلاَ يَشْفَعُونَ “Onlar şefaat etmezler.” buyrulmuş. Burada “onlar” ile kastedilen meleklerdir. Zira bu ayette meleklerin sıfatları anlatılmaktadır.
“Onlar şefaat etmezler.” beyanından sonra, إِلاَّ لِمَنْ “Ancak o kimse müstesna” denilerek, meleklerin şefaat etmeyecekleri hükmünden bir kısım insanlar müstesna kılınmıştır.
إِلاَّ لِمَنْ ifadesinden anlıyoruz ki bir kısım insanlara şefaat edeceklerdir. Eğer şefaat hak olmasaydı böyle bir istisna yapılmaz; “Onlar şefaat etmezler.” denilerek ayete nokta konulurdu. Ancak nokta konulmamış ve إِلاَّ لِمَن denilerek istisna yapılmıştır.
— Peki, bu istisnaya giren kullar kimlerdir?
Ayetin devamı bunu beyan eder: ارْتَضَى Allah’ın razı olduğu kullar…
O hâlde şimdi, alttaki ayet-i kerimeye bakarak şu sorularımıza cevap bulun:
Onlar ancak Allah’ın razı olduğu kimseye şefaat ederler. (Enbiya 28)
— Melekler kime şefaat etmeyecek?
Allah’ın razı olmadığı kimselere.
— Peki, kime şefaat edecek?
Allah’ın razı olduğu kimselere.
Bakın, ayet-i kerimenin apaçık beyanıyla, Allah’ın razı olduklarına şefaat edilecektir. Razı olmayı da şöyle izah edebiliriz:
Mesela bir kulun günahları sevaplarından çoktur. Bu sebeple cehennemi hak eder. Ancak onun bir sözü veya bir ameli vardır ki Allah o sözden ve o amelden hoşnut olmuştur. Mesela zalim bir sultanın karşısında hakkı haykırmıştır. Veya Allah’ın isminin küçümsendiği bir yerde Allah’ın ismini yüceltmiştir. Ya da elindeki son lokmayı Allah için tasadduk etmiş ve mümin kardeşini kendi nefsine tercih etmiştir. Ve bunlar gibi ameller işlemiştir…
Evet, belki bu ameller zatında küçüktür; belki çakıl taşı kadardır ve onun dağ gibi günahlarına mukabele edememiştir. Lakin bu ameller Allah’ın rahmetini ve rızasını celbetmiştir.
İşte Allahu Teâlâ, o ameli sebebiyle kulunu affetmeyi murad eder. Bunu murad edince de onun hakkında şefaate izin verir.
Şefaat: Meleklerin, peygamberlerin veya salih kulların günahkâr kulun affedilmesi için Allah’a dua etmesidir. Allahu Teâlâ kulunu affetmeyi murad edince onun hakkındaki duayı kabul eder. Bu durumda o kula şefaat edilmiş olur.
Görüldüğü gibi, affeden yine Allah’tır. Şefaat ise Allah’ın affına bir vesiledir.
Şimdi, şefaati inkâr edenlere şunu sormak istiyoruz:
— Ayet-i kerimede apaçık bir şekilde, Allah’ın razı olduğu kimselere şefaat edileceği beyan buyrulurken, sizler nasıl oluyor da şefaati inkâr ediyorsunuz?
— Nasıl oluyor da bu ayete gözlerinizi kapıyorsunuz?
Bakın, Allah’ın razı olduğu kişilere melekler şefaat edecektir. Melekler şefaat edebiliyorsa; peygamberler, evliyalar, şehitler ve şefaat etmesine izin verilen diğerleri de şefaat edecektir. Bütün bu şefaatler de ancak Allah’ın izni ve rızası dâhilindedir. Mesele bu kadar açıktır. Daha fazla söze ihtiyaç yoktur.
Yazar: Sinan Yılmaz