8. Allah’ın resulü bir işe hükmettiğinde artık seçme hakkınız yoktur. (Ahzab 36)
Ahzab suresi 36. ayet-i kerimede şöyle buyrulmuş:
وَمَا كَانَ لِمُؤْمِنٍ وَلاَ مُؤْمِنَةٍ إِذَا قَضَى اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَمْرًا أَنْ يَكُونَ لَهُمُ الْخِيَرَةُ
Allah ve Resulü bir işe hükmettiğinde, mümin bir erkek ve mümin bir kadın için, artık o işte kendi isteklerine göre tercih hakları yoktur. (Ahzab 36)
Şimdi, Allahu Teâlâ diyor ki: Allah ve Resulü bir iş hakkında “helal” ya da “haram” diye hükmederse, artık mümine düşen “İşittik ve itaat ettik.” demektir. Mümin olanın artık o işte tercih hakkı yoktur.
Mesela Allahu Teâlâ faizin haram olduğuna hükmetmiştir. Bu hükümden sonra bir mümin faiz haram mıdır helal midir diye düşünmez; faizin haram olduğunu kabul eder.
Şimdi, şu nokta üzerinden duralım:
Ayet-i kerime iki şeyden bahsediyor:
1. Allah’ın bir şeye hükmetmesi.
2. Resulünün bir şeye hükmetmesi.
Allah’ın hükümleri Kur’an’da geçen hükümlerdir.
— Peki, Resulünün hükümleri nerede geçmektedir?
Sakın, “Bunlar da Kur’an’da geçen hükümlerdir.” demeyin. Çünkü bunlar Kur’an’da geçen hükümler olamaz. Arapça bilmeyenler için bunu izah edelim:
إِذَا قَضَى اللَّهُ وَرَسُولُهُ ayetindeki “vav” harfi Arapçada atıf harfidir. Atıf harfi, kendisinden sonrasıyla öncesinin farklı olduğunu ispat eder. Biz bunu Türkçede de kullanıyoruz. Mesela “Vedat ve Cüneyt geldi.” desek, Vedat’ın Cüneyt’ten farklı bir şahıs olduğunu anlarız. Bu farkı ortaya koyan edat “ve” edatıdır.
Aynen bunun gibi, “Allah bir işe hükmettiğinde ve Resulü bir işe hükmettiğinde” dediğimizde, Resulünün hüküm verdiği şeylerin Allah’ın hüküm verdiği şeylerden farklı olduğunu anlarız. Eğer ikisi aynı olsaydı arada “vav” atıf harfi kullanılmazdı. Madem kullanılmış, o hâlde ikisi birbirinden farklıdır.
Şimdi sorumuz şu:
— Allah’ın hükümleri Kur’an’da geçmektedir. Peki, Resulünün hükümleri nerede geçmektedir?
Aklınıza hadis-i şeriflerden başka bir yer geliyor mu? Herhâlde gelmiyordur.
Demek, birisi sadece Kur’an’daki helalleri ve haramları kabul etse bu yeterli değildir. Sünnetin hükümlerini de kabul etmek zorundadır. Bu, ayetin apaçık beyanıdır.
Ayetin devamına da dikkat edelim:
وَمَنْ يَعْصِ اللَّهَ وَرَسُولَهُ فَقَدْ ضَلَّ ضَلاَلاً مُبِينًا Kim Allah’a ve Resulüne isyan ederse şüphesiz apaçık bir şekilde sapmıştır.
Bakın, sapmak sadece Allah’ın hükümlerine karşı gelmek değildir. Resulünün hükümlerine karşı gelmek de apaçık bir sapmaktır.
Şimdi, hadis inkârcılarına diyoruz ki:
Ey hadis inkârcıları! Sizler, “Biz Kur’an’a uyarız. Kur’an bize yeter.” diyorsunuz.
— Peki, bu ayetin hükmüyle niçin amel etmiyorsunuz?
Ayet-i kerime diyor ki: Allah’ın resulü bir işe hükmettiğinde artık seçme hakkınız yoktur. Kim Allah’ın resulüne isyan ederse apaçık bir şekilde sapmıştır!
Ayetin bu beyanına karşı, sizler hadisleri inkâr ediyor ve sünneti kabul etmiyorsunuz.
— Bu hâlinizle Kur’an’a karşı geldiğinizin farkında değil misiniz?
Siz Kur’an’a uyduğunuzu iddia ediyorsunuz lakin Kur’an’ı hiç anlamıyorsunuz. Vallahi Kur’an’dan zerre miskal nasibiniz yok. Allah size tövbe etmeyi ve ölümden önce uyanmayı nasip etsin. Âmin.
Yazar: Sinan Yılmaz