35. Derece-i i’cazda belâgat-ı Kur’aniyedir. O belâgat ise nazmın cezaletinden…
BİRİNCİ ŞULE
Bu şulenin üç şuaı var.
BİRİNCİ ŞUA
“Derece-i i’cazda belâgat-ı Kur’aniyedir.” (25. Söz)
“İ’caz” kelimesinin kökü “âciz bıraktı” manasındaki أَعْجَزَ fiilidir. Bu fiilin masdarı اِعْجَازٌ şeklindedir. “Kur’an’ın i’cazı” denildiğinde, Kur’an’ın âciz bırakması anlaşılır.
— Peki, Kur’an kimi âciz bırakmış?
Bütün ins ve cinni âciz bırakmış.
— Neyden âciz bırakmış?
Benzerini getirmekten âciz bırakmış. Kur’an sekiz mertebede meydan okumuş; ins ve cin bu meydan okumaya karşı sükût etmiş; sükût ile aczini itiraf etmiş. (Bu sekiz mertebe ileride beyan edilecek. Mütalaasını o makamda yapacağız.)
Kur’an’ın âciz bıraktığı vecihlerden biri de belâgat-ı Kur’aniyedir. Üstad Hazretleri, belâgat-ı Kur’aniyenin neyden tevellüd ettiğini şöyle beyan ediyor:
“O belâgat ise nazmın cezaletinden ve hüsn-ü metanetinden ve üsluplarının bedaatinden, garib ve müstahsenliğinden ve beyanının beraatinden, faik ve safvetinden ve maânîsinin kuvvet ve hakkaniyetinden ve lafzının fesahatinden, selasetinden tevellüd eden bir belâgat-ı harikuladedir ki…” (25. Söz)
Buradaki her bir madde kendi makamında misalleriyle izah edilecek. Maddelerin ciddi mütalaasını kendi makamlarına havale edip ön bilgi mahiyetinde kısa bir izah yapalım:
Belâgat-ı Kur’aniye şu unsurlardan tevellüd eder:
1. Nazmın cezaleti ve hüsn-ü metaneti.
Nazım: Kelimelerin ve cümlelerin dizilişidir.
Cezalet ise farklı manalara gelir:
A. Lafzın kuvvetli olması ve kelimenin kulağa zayıf gelmemesidir. Mesela bir reisin konuşması ile küçük bir çocuğun konuşması arasında ağırlık farkı vardır. Kelamın ağırlığının olmasına cezalet denir.
B. Lafzın manayı güçlü bir şekilde taşımasıdır. Yani kelimeler, manayı eksiksiz ve kuvvetli bir biçimde yüklenir. Lafız mananın altında ezilmez; bilakis manayı omuzlar.
C. Lafzın vakar ve heybet vermesidir. Bununla dinleyende bir ciddiyet ve ağırlık hissi meydana gelir. Bazı belâgat âlimleri cezaleti, الفخامة في اللفظ “lafızdaki ihtişam ve heybet” olarak tarif etmişlerdir.
D. Rikkatin zıddı olmasıdır. Belâgat kitaplarında sıkça “cezalet” ve “rikkat” karşılaştırması yapılır. “Rikkat: İncelik, yumuşaklık, zarafettir. Cezalet ise kuvvet, ağırlık ve metanettir.” denilir.
Cezalet hakkında yaptığımız bu tarifler “hüsn-ü metaneti” de karşılar. “O belâgat ise nazmın cezaletinden ve hüsn-ü metanetinden…” ifadesinde “hüsn-ü metanet” farklı bir mana taşımıyor. “Nazmın cezaleti” demek aynı zamanda “nazmın hüsn-ü metaneti” demektir. Zira cezalet, hüsn-ü metanetten çıkıyor. Burada “hüsn-ü metanet” ifadesi tekit için gelmiş. İfade ettiği mana cezalet ile aynıdır.
Meseleyi tam açmak için şöyle sorsak:
— Cezalet nedir?
Cevaben: “Nazmın hüsn-ü metanetidir.” diyebiliriz.
Peki, şöyle sorsak:
— Hüsn-ü metanet nedir?
Cevaben: “Nazmın cezaletidir.” diyebiliriz.
Hepsini toplarsak: Nazmın cezaleti ve hüsn-ü metaneti; kelimelerin kuvvetli olup kulağa zayıf gelmemesi, lafzın manayı güçlü bir şekilde taşıması ve manaya hizmet etmesi, lafızda bir ihtişam ve heybetin bulunması gibi manalara gelir.
Üstadımız, Kur’an’ın nazmındaki cezaleti ve hüsn-ü metaneti ileride şöyle beyan ediyor:
“O nazımdaki cezalet ve metaneti, İşaratü’l-İ’caz baştan aşağıya kadar bu cezalet-i nazmiyeyi beyan eder. Saatin saniye, dakika, saati sayan ve birbirinin nizamını tekmil eden ne ise Kur’an-ı Hakîm’in her bir cümledeki, hey’atındaki nazım ve kelimelerindeki nizam ve cümlelerin birbirine karşı münasebatındaki intizamı öyle bir tarzda İşaratü’l-İ’caz’da âhirine kadar beyan edilmiştir. Kim isterse ona bakabilir ve bu nazımdaki cezalet-i hârikayı bu surette görebilir. Yalnız bir iki misal, bir cümlenin hey’atındaki nazmı göstermek için zikredeceğiz…” (25. Söz)
(Hey’at: Heyetler / Âhir: Son)
Üstadımız o makamda, Kur’an’ın nazmındaki cezalete misaller veriyor. Misalleri makamında mütalaa ederiz. Burada bu kapıyı açmayalım. Cümlenin mütalaasına sonraki derste devam edeceğiz.
Yazar: Sinan Yılmaz