40. Benî-Âdem’in en dâhi ediblerini, en harika hatiplerini, en mütebahhir ulemasını…
Beş derstir şu cümlenin mütalaasını yapıyoruz:
“O belâgat ise nazmın cezaletinden ve hüsn-ü metanetinden ve üsluplarının bedaatinden, garib ve müstahsenliğinden ve beyanının beraatinden, faik ve safvetinden ve maânîsinin kuvvet ve hakkaniyetinden ve lafzının fesahatinden, selasetinden tevellüd eden bir belâgat-ı harikuladedir ki…” (25. Söz)
Buradaki her bir madde ileride karşımıza tekrar çıkacak; makamında daha detaylı bir şekilde mütalaa edeceğiz.
Üstadımız şöyle devam ediyor:
“benî-Âdem’in en dâhi ediblerini, en harika hatiplerini, en mütebahhir ulemasını muarazaya davet edip bin üç yüz senedir meydan okuyor, onların damarlarına şiddetle dokunuyor. Muarazaya davet ettiği hâlde, kibir ve gururlarından başını semavata vuran o dâhiler, ona muaraza için ağız açamayıp kemal-i zilletle boyun eğdiler.” (25. Söz)
(Mütebahhir: Derinleşmiş / Muaraza: Karşı koyma, benzerini getirme)
Kur’an, benzerinin getirilememesi hususunda müşriklere şu ayetleriyle meydan okumuştur:
قُلْ لَئِنِ اجْتَمَعَتِ الْاِنْسُ وَالْجِنُّ عَلٰى اَنْ يَاْتُوا بِمِثْلِ هٰذَا الْقُرْاٰنِ لَا يَاْتُونَ بِمِثْلِهِ وَلَوْ كَانَ بَعْضُهُمْ لِبَعْضٍ ظَهِيرًا
“De ki: Yemin olsun ki eğer insanlar ve cinler bu Kur’an’ın bir benzerini getirmek üzere bir araya toplansalar -birbirlerine yardımcı olsalar da- onun benzerini getiremezler.” (İsra 88)
أَمْ يَقُولُونَ افْتَرٰيهُ قُلْ فَأْتُوا بِسُورَةٍ مِثْلِهِ وَادْعُوا مَنِ اسْتَطَعْتُم مِنْ دُونِ اللّهِ إِنْ كُنتُمْ صَادِقِينَ
“Yoksa ‘Onu uydurdu’ mu diyorlar? De ki: Öyleyse onun benzeri on sure getirin. Allah’tan başka, gücünüzün yettiği kimseleri de yardıma çağırın; eğer sadıklar iseniz.” (Yunus 38)
أَمْ يَقُولُونَ افْتَرٰيهُ قُلْ فَأْتُوا بِعَشْرِ سُوَرٍ مِثْلِهِ مُفْتَرَيَاتٍ وَادْعُوا مَنِ اسْتَطَعْتُم مِنْ دُونِ اللّهِ إِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ
“Yoksa ‘Onu uydurdu’ mu diyorlar? De ki: Öyleyse onun benzeri, uydurulmuş on sure getirin. Allah’tan başka, gücünüzün yettiği kimseleri de yardıma çağırın; eğer sadıklar iseniz.” (Hûd 13)
أَمْ يَقُولُونَ تَقَوَّلَهُ بَل لَا يُؤْمِنُونَ فَلْيَأْتُوا بِحَدِيثٍ مِثْلِهِ إِنْ كَانُوا صَادِقِينَ
“Yoksa ‘Onu uydurdu’ mu diyorlar? Hayır, onlar inanmıyorlar. Eğer doğru iseler onun benzeri bir söz meydana getirsinler.” (Tûr 33-34)
وَإِنْ كُنْتُمْ فِي رَيْبٍ مِمَّا نَزَّلْنَا عَلَى عَبْدِنَا فَأْتُوا بِسُورَةٍ مِنْ مِثْلِهِ وَادْعُوا شُهَدَاءَكُمْ مِنْ دُونِ اللّهِ إِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ
“Eğer kulumuza indirdiğimizden (Kur’an’dan) şüphe içinde iseniz, haydi onun mislinden bir sure getirin. Allah’tan başka bütün şahitlerinizi de çağırın; eğer sadıklar iseniz.” (Bakara 23)
Üstad Hazretleri mezkûr ayet-i kerimelerden sekiz mertebede meydan okumayı çıkarmıştır. Bu sekiz mertebe meydan okuma ileride izah edilecek. Bu sebeple burada detaya girmiyoruz.
Yazar: Sinan Yılmaz