a
Ana SayfaYirmi Beşinci Söz1. Mucizat-ı Kur’aniye Risalesi

1. Mucizat-ı Kur’aniye Risalesi

Rabbimizin ihsanı ve inayetiyle Yirmi Beşinci Söz’ün mütalaasına başlıyoruz. Cenab-ı Hak mütalaasını yapacağımız hakikatleri gönlümüze işletsin ve ruhumuzda meleke eylesin.

Mütalaa usulümüz şöyle olacak: Yirmi Beşinci Söz’ü baştan başlayarak okuyacak, manası açık olan cümlelerin tefekkürünü sizlere havale edecek ve manası kapalı cümlelerin izahını yapacağız. İnayet ve tevfik Allah’tandır.

MUCİZAT-I KUR’ANİYE RİSALESİ

Üstad Hazretleri bu risaleye “Mucizat-ı Kur’aniye Risalesi” diyor. İlk önce “mucizat” kavramı üzerine biraz konuşalım:

Kelimenin kökü “âciz bıraktı” manasındaki  أَعْجَزَ  fiilidir. Bu fiilin masdarı  اِعْجَازٌ  şeklindedir. اِعْجَازٌ “âciz bırakmak”,  مُعْجِزٌ  ise “âciz bırakan” demektir. Kelimenin müennesi  مُعْجِزَةٌ , cem-i müennes-i salim formu ise  مُعْجِزَاتٌ  şeklindedir. Mucize “âciz bırakan”, mucizat ise “âciz bırakanlar” manasındadır.

Peygamberimiz (a.s.m.)’ın gösterdiği harikulade hâller müşrikleri benzerini getirmekten âciz bıraktığı için “mucize” ismini almıştır. Çoğul olarak kullanıldığında da “mucizat” ismini alır.

Mucizat-ı Kur’aniye “Kur’an’ın mucizeleri” manasındadır. Yani Kur’an’ın kelime ve ifadelerinde öyle harikulade hâller var ki beşer bunları taklit etmekten âcizdir. Kur’an bu vasıflarıyla beşeri âciz bırakmakta ve bir beşer kelamı olmadığını ispat etmektedir.

Bu risalede Kur’an’ın 40 vech-i i’cazını öğrenecek ve mucizat-ı Kur’aniyeye şahit olacağız. Elhamdülillah.

Üstadımız şöyle diyor:

Elde Kur’an gibi bir mucize-i bâki varken

Başka bürhan aramak aklıma zâid görünür.

Elde Kur’an gibi bir bürhan-ı hakikat varken

Münkirleri ilzam için gönlüme sıklet mi gelir?

Mana açık olmakla birlikte, dört meseleyi izah edelim:

1. Üstadımız Kur’an hakkında “mucize-i bâki” dedi. “Mucize-i bâki” ifadesini biraz açalım:

Üstadımız On Dokuzuncu Mektup’ta şöyle diyor:

— Resul-i Ekrem aleyhissalâtü vesselâm iddia-yı nübüvvet etmiş, Kur’an-ı Azîmüşşan gibi bir fermanı göstermiş ve ehl-i tahkikin yanında bine kadar mucizat-ı bâhireyi göstermiştir.

Bu ifadeden anlıyoruz ki Peygamberimiz (a.s.m.) bine yakın mucize göstermiş. Ancak bu mucizeler gösterildikten sonra fenaya düşmüş. Yani sadece onlara şahit olanlar görmüş, bize haberi ulaşmış; biz ise görememişiz. Bu cihetle bu mucizelere “mucizat-ı fâniye” diyebiliriz.

Kur’an ise baki bir mucize olarak bize kadar ulaşmış. Gözümüz önünde duruyor; kim isterse i’cazını görebilir. İşte bu cihetle Kur’an bir mucize-i bâkidir.

2. Yine Üstadımız şöyle dedi: “Başka bürhan aramak aklıma zâid görünür.”

Kur’an, ehli için her meseleyi çözer ve her delili sunar. İbni Abbas Hazretleri, “Devemin yularını kaybetsem onu Kur’an’da bulurum.” demiş. Yine En’am suresinde şöyle buyrulmuş:

مَا فَرَّطْنَا فِي الْكِتَابِ مِن شَيْءٍ

“Biz Kitap’ta hiçbir şeyi eksik bırakmadık.” (En’am 38)

Madem Kur’an’da hiçbir şey eksik bırakılmamış ve ehli, devesinin yularını bile bu kitapta buluyor. O hâlde ehil olanlar için başka bir bürhan aramaya gerek yoktur.

Üstad Hazretleri de bu işin ehli ve Kur’an hakikatlerinin keşşafıdır. Bu sebeple de şöyle der:

Elde Kur’an gibi bir mucize-i bâki varken

Başka bürhan aramak aklıma zâid görünür.

3. Biraz da şu cümle üzerinde duralım: “Elde Kur’an gibi bir bürhan-ı hakikat varken”

Bürhan “kesin delil, güçlü kanıt” manasındadır. “Bürhan” denilince, “sıradan bir işaret”, “zayıf bir emare” ya da “kanaat oluşturan görüş” değil; yakîn veren delil anlaşılır.

Bürhan-ı hakikat ifadesi isim tamlaması da olabilir sıfat tamlaması da. İsim tamlaması olsa “hakikatin bürhanı” manasına; sıfat tamlaması olsa “hakikat olan bürhan” manasına gelir.

Arapçada isim tamlamasıyla sıfat tamlamasını ayırt etmek kolay. Türkçe ifadelerde ise bu ancak manaya uygunluğu ile ayırt edilebilir. Bürhan-ı hakikat ifadesi mana cihetiyle hem isim tamlamasına hem de sıfat tamlamasına hamledilebilir. İsim tamlaması kabul etsek mana şöyle olur:

Bürhan-ı hakikat “hakikatin kesin delili” demektir. Kur’an bir bürhan-ı hakikattir. Yani onda, Allah’ın varlığından tutun peygamberlerin hak oluşuna, ahiretin varlığından tutun meleklerin hak oluşuna kadar bütün hakikatlerin kuvvetli delilleri zikredilmiştir. Tabii hakikatin delillerini de herkes bulup çıkaramaz. Bunun için de ihsan-ı İlahiyeye mazhar olup, iyi bir dalgıç olmak lazım. En kıymetli inciler en diptedir. Oraya dalamayan o inciyi çıkaramaz. Ya oraya dalmak ya da dalana tabi olmak lazım. Elhamdülillah biz tabi olduk…

Bürhan-ı hakikat ifadesini isim tamlaması kabul edersek böyle bir izah yapabiliriz. Sıfat tamlaması kabul edersek mana şöyle olur:

Kur’an bir bürhan-ı hakikattir. Yani hak ve hakikat olan bir bürhandır. Hak olması da Allah katından gelmesi, Allah’ın ezelî kelamı olması ve içindeki her bir hükmün hak ve hakikat olmasıdır.

Meseleyi bir daha tekrar edelim: Bürhan-ı hakikat ifadesini isim tamlaması veya sıfat tamlaması olarak kabul edebiliriz. Kabule göre de mana değişir. İsim tamlaması kabul edersek “hakikatin bürhanı”, sıfat tamlaması kabul edersek “hakikat olan bürhan” manasına gelir. Buna göre de cümlenin izahı şekillenir.

4. Yine Üstadımız şöyle dedi: “Münkirleri ilzam için gönlüme sıklet mi gelir?”

Gerçekten de dediği gibi, münkirleri ilzam Üstadımızın gönlüne sıklet gelmemiş; kendi ifadesiyle, küfrün bel kemiğini kırmıştır. Kimin Kur’an hakkında şüphesi varsa bu 25. Söz’ü mütalaa etsin. Kur’an’ın Allah’ın kelamı olduğunu tasdik etmezse kendi nefsine levmetsin.

Mütalaasını yaptığımız bölümü bir daha okuyalım:

MUCİZAT-I KUR’ANİYE RİSALESİ

Elde Kur’an gibi bir mucize-i bâki varken

Başka bürhan aramak aklıma zâid görünür.

Elde Kur’an gibi bir bürhan-ı hakikat varken

Münkirleri ilzam için gönlüme sıklet mi gelir?

Yazar: Sinan Yılmaz

Paylaş:
Bu Makaleyi Değerlendirin