2. Şu Söz’ün başında beş şuleyi yazmak niyet ettik…
İHTAR
“Şu Söz’ün başında beş şuleyi yazmak niyet ettik. Fakat Birinci Şule’nin âhirlerinde eski hurufatla tabetmek için gayet süratle yazmaya mecbur olduk. Hatta bazı gün yirmi otuz sahifeyi iki üç saat içinde yazıyorduk. Onun için üç şuleyi ihtisaren, icmalen yazarak iki şuleyi de şimdilik terk ettik. Bana ait kusurlar ve noksaniyetler ve işkâl ve hatalara nazar-ı insaf ve müsamaha ile bakmalarını ihvanlarımızdan bekleriz.” (25. Söz)
(Âhir: Son / İhtisaren: Kısaca, kısa tutarak / İcmalen: Özetle / İşkâl: Anlaşılma güçlüğü)
Uzun metinleri daha iyi anlamanın yolu metni maddelemektir. Biz de böyle yapalım:
1. Şu Söz’ün başında beş şuleyi yazmak niyet ettik: Üstad Hazretleri Yirmi Beşinci Söz’ü beş şule olarak yazmaya niyet etmiş. Bundan da şu çıkıyor: Üstadımız bir risaleyi yazarken, “Hadi yazmaya başlayalım da işi yolda düzeriz.” mantığıyla yazmaya başlamıyor. Yazılacak risale ilk önce Üstadımızın zihninde yazılıyor. Üstadımızın daha sonra yaptığı, zihninde yazdığı risaleyi yazıya dökmek. Sanki yazdıklarını ezberden yazıyor!..
Bu risalede de aynısı olmuş. Üstadımız eseri zihninde beş şule olarak tasnif etmiş. Her şulenin konusu ve o şulede yazılacaklar Üstadımızın zihninde belli. Tek yapılacak iş, zihinde olanı yazıya dökmek… Ancak kader-i İlahî hepsinin yazılmasına müsaade etmemiş; iki şule yazılamamış.
2. Fakat Birinci Şule’nin âhirlerinde eski hurufatla tabetmek için gayet süratle yazmaya mecbur olduk. Üstad Hazretleri -ihtiyaca binaen- bu eseri çok çabuk bastırmayı arzu etmiş. Herhâlde Kur’an’a olan hücumu görmüş, imanların zayıfladığını ve tehlikede olduğunu hissetmiş ki eserin bitmesini bekleyememiş. Eseri Osmanlıca tabetmek için süratlice yazmış. Hatta iki şuleyi terk etmiş.
3. Hatta bazı gün yirmi otuz sahifeyi iki üç saat içinde yazıyorduk: Bizler günde 20-30 sayfayı tam anlayarak mütalaa edemeyiz; gücümüz ve fikrimiz buna yetmez. Üstad Hazretleri ise 2-3 saatte 20-30 sayfa yazıyor. Bu da -üstte temas ettiğimiz gibi- ispat ediyor ki bu risale, üzerine düşünülerek yazılmış bir eser değildir. Eser zaten Üstadımızın zihninde yazılı ve belli. Üstadımızın tek yaptığı, zihnindekini eseri yazıya dökmek.
4. Onun için üç şuleyi ihtisaren, icmalen yazarak iki şuleyi de şimdilik terk ettik: Ben şahsen terk edilen iki şuleye çok üzülüyorum. “Acaba bu iki şulede ne vardı?” diye merak ediyor; “Keşke yazılsaydı.” diyorum. Ama ne yapalım, kader-i İlahî böyle murad etmiş. Biz yazılanı tam anlayabilsek bu bizim için büyük bir kârdır. Bu dahi zordur ve olursa büyük bir nimettir.
5. Bana ait kusurlar ve noksaniyetler ve işkâl ve hatalara nazar-ı insaf ve müsamaha ile bakmalarını ihvanlarımızdan bekleriz: Ben Üstad Hazretlerine ait kusurların ve hataların olduğuna inanmıyorum. Noksaniyet ise olabilir. Zaten iki şule terk edilmiş. Hem Kur’an hesabına ne yazılsa noksandır ve Kur’an’ın meziyetlerini tam gösteremez. İşkâle gelince; gerçekten vardır. Bu risaleyi hakkıyla anlamak zordur. Zaten Üstadımız devamında şöyle diyor: “Gerçi her bahsini her ehl-i dikkat tam anlamaz, istifade etmez. Fakat o bahçede herkesin ehemmiyetli hissesi var.”
İnşallah Rabbimizin himmet ve inayetiyle, bizler bu eseri tam anlayan bahtiyarlardan oluruz. Bakalım nasibimiz ne kadar olacak?..
Yazar: Sinan Yılmaz