8. “Allah göktedir.” hadisinin tahlili
Bu dersimizde, Selefîlerin delil olarak gösterdiği اَيْنَ اللَّهُ “Allah nerededir?” hadisini tahlil edeceğiz.
اَيْنَ اللَّهُ hadisi şöyledir: Peygamberimiz (a.s.m.) bir cariyenin Müslüman olup olmadığını anlamak için ona, “Allah nerededir?” diye sormuş. Cariye bu soruya cevaben “Allah göktedir.” demiş. Daha sonra Peygamberimiz (a.s.m.) “Ben kimim?” demiş. Cariye “Sen Allah’ın resulüsün.” deyince Peygamberimiz (a.s.m.) onun Müslüman olduğuna hükmetmiş. (Müslim, Mesâcid, 33; Ebû Dâvûd, Salat, 166; Nesâî, Sehv, 20; Ahmed İbni Hanbel, V, 447-449; İbni Ebî Şeybe, VII, 215)
Selefîler bu hadisi delil gösterip diyorlar ki:
— Peygamberimiz (a.s.m.) cariyenin “Allah göktedir.” sözünü kabul etmiş ve onun Müslüman olduğuna hükmetmiştir. Demek Allah göktedir. Yine bir kimsenin Müslüman olup olmadığını anlamak için kendisine bu soru sorulur. Allah’ın gökte olduğunu söylerse Müslüman olduğuna hükmedilir.
İşte Selefîler böyle diyorlar. Bu derste onların bu sözünü kökünden çürütüp atacağız.
Evvela mezkûr hadis-i şerif zayıftır, çünkü hadiste ızdırab vardır.
Hadis ıstılahında ızdırab şudur: Hadisin senedi sahih dahi olsa, bir hadis farklı raviler tarafından nakledilir ve hadisin metninde uyumsuzluk olursa buna “ızdırab” denir. Izdırab, hadisin sıhhat derecesini zayıfa düşürür.
Şimdi, bu hadisin kaç farklı şekilde rivayet edildiğini görelim:
Birinci rivayeti biraz evvel zikrettiğimiz hâliyle Atâ b. Yesâr nakletmiştir. Bu hadiste, Peygamberimiz (a.s.m.) “Allah nerededir?” diye sormuş; cariye bu soruya cevaben “Allah göktedir.” demiştir.
İkinci rivayet yine Atâ b. Yesâr’dan gelmiştir. Bu rivayette Peygamberimiz (a.s.m.) “Allah nerededir?” dememiş; “Semada kim var?” diye sorarcasına elini yukarıya kaldırıp işaret etmiştir. (ez-Zehebî, el-Uluvv li’l-Aliyyi’l-Azîm, I, 254)
Üçüncü rivayet yine Atâ b. Yesâr’dan gelmiştir. Bu rivayet şöyledir: Peygamberimiz (a.s.m.) cariyeye, “Allah’tan başka bir ilah olmadığına şahitlik eder misin?” diye sordu. Cariye “Evet.” dedi. (Sonra Peygamberimiz) “Muhammed’in Allah’ın kulu ve Resulü olduğuna şahitlik eder misin?” diye sordu. Cariye yine “Evet.” dedi. (Abdürrezzak, el-Musannef, IX, 175)
Hadis bu şekliyle, Ubeydullah b. Abdillah b. Utbe b. Mes’ud isimli sahabe tarafından da nakledilmiştir. (Ebû Dâvûd, Eymân, 16; Ahmed İbni Hanbel, III, 452)
Dördüncü rivayette, cariye Peygamberimiz (a.s.m.)’ın sorularına sadece işaretle cevap vermiştir. Yani Efendimiz (a.s.m.) cariyeye “Allah nerededir?” diye sormuş, cariye eliyle yukarıyı işaret etmiştir. (Ebû Dâvûd, Eymân, 16; Ahmed İbni Hanbel, II, 291)
Beşinci rivayette, Peygamberimiz (a.s.m.) cariyeye “Allah nerededir?” diye değil, “Rabbin kimdir?” diye sormuş. Cariye eliyle yukarıyı işaret etmiştir. (İbni Huzeyme, Kitâbu’t-Tevhid, 123; el-Beyhakî, es-Sünenü’l-Kübrâ, VII, 388)
Altıncı rivayette, eliyle işaret etmeyip başıyla yukarıyı göstermiştir.
Gördüğünüz gibi, hadisin rivayetleri farklı farklıdır.
– Bir rivayette Peygamberimiz (a.s.m.) “Allah nerededir?” diye sormuş.
– Başka bir rivayette “Rabbin kim?” diye sormuş.
– Diğer rivayette ise sormamış. Sadece elini yukarıya kaldırıp işaret buyurmuş.
– Başka bir rivayette “Allah’tan başka bir ilah olmadığına şahitlik eder misin?” diye sormuş.
– Yine bir rivayette cariye “Allah göktedir.” demiş. Ama diğer bir rivayette böyle dememiş, sadece eliyle yukarıyı işaret etmiş. Diğer bir rivayette ise başıyla yukarıyı işaret etmiş.
İşte rivayetlerdeki bu farklılıklar sebebiyle ıztırab oluşmuş; ıztırab da hadisin sıhhat derecesini zayıfa düşürmüş.
— Peki, şimdi Selefîler ne yapmalı?
Şunu yapmalı: Bu manada sahih bir hadis göstermeli ve bu zayıf hadisi ona dayamalı.
Hadi bize bu manada sahih bir hadis göstersinler.
— Yapabilirler mi?
Hayır, yapamazlar! Hatta sahih hadis bulamazlarsa, hiç değilse zayıf hadis göstersinler. Zayıflar bir araya gelip kuvvet bulsunlar.
— Peki, bu manada zayıf bir hadis gösterebilirler mi?
Hayır, bunu da yapamazlar. Çünkü bu manada başka hiçbir hadis yoktur.
Şimdi merak ediyor ve diyorsunuz ki:
— Peygamberimiz (a.s.m.) bu olaydan başka, bir kimsenin Müslüman olup olmadığını hiç araştırmadı mı sorgulamadı mı? Yani bu olay tek mi?
Hayır, Peygamberimizin sorguladığı onlarca olay var. Lakin ne hikmetse hiç birinde Peygamberimiz (a.s.m.) “Allah nerededir?” diye sormuyor. Tek sorduğu soru: “Rabbin kim?” ve “Ben kimim?”
Onlarca örnekten altı tanesini nakledelim:
Birinci hadise: Sahabeden eş-Şerid b. Süveyd Hazretlerinden nakledilmiştir. eş-Şerid b. Süveyd Hazretleri, Peygamberimiz (a.s.m)’a gelerek, annesinin mümin bir cariyeyi özgürlüğe kavuşturmasını vasiyet ettiğini, kendisinin de siyahi bir cariyesi olduğunu söyler. Onu azat etmekle bu vasiyeti yerine getirmiş olup olmadığını sorar. Peygamberimiz (a.s.m.) cariyeyi kendisine getirmesini söyler. Cariye gelince, Peygamberimiz (a.s.m.) “Rabbin kimdir?” diye sorar. Cariye “Allah” der. Ardından “Ben kimim?” diye sorar. Cariye “Allah’ın resulüsün.” der. Bunun üzerine Peygamberimiz (a.s.m.) eş-Şerid b. Süveyd’e der ki: “Onu azat edebilirsin. Zira o mümindir.” (Ahmed İbni Hanbel, IV, 222, 388-9; İbni Hibban, I, 419)
İkinci hadise: Bu hadise önceki hadiseye benzemektedir ve İbni Ebî Şeybe tarafından nakledilmiştir. Bir adam Peygamberimiz (a.s.m.)’a gelerek, annesinin mümin bir köleyi azat etmeyi adadığını ve kendisinin bir cariyesi olduğunu söyler. Peygamberimiz (a.s.m.) cariyeyi kendisine getirmesini söyler. Cariye gelince, “Allah’tan başka bir ilah bulunmadığına ve benim Allah’ın resulü olduğuma şahitlik eder misin?” diye sorar. Cariye “Evet.” deyince, sahabeye “Onu azat et.” der. (İbni Ebî Şeybe, VII, 215)
Üçüncü hadise: Bu hadise el-Hakîm tarafından nakledilmiştir. Bu sefer Peygamberimize gelen bir kadındır ve yanında siyahi bir cariyesi vardır. Peygamberimiz (a.s.m.) cariyenin mümin olup olmadığını öğrenmek için şu soruları sorar: “Rabbin kim? Dinin ne? Ben kimim? Namaz kılıyor musun? Benim Allah katından getirdiklerimin hak olduğunu ikrar ediyor musun?” Cariyenin bütün bu sorulara “Evet.” diye cevap vermesi üzerine Peygamberimiz (a.s.m.) “Onu azat et.” der. (el-Hakîm, III, 258)
Dördüncü hadise: Ramazan hilalini gördüğünü söyleyen bir adamın mümin olup olmadığını öğrenmek için Peygamberimiz (a.s.m.) kendisine şöyle sorar: “Allah’tan başka bir ilah olmadığına ve Muhammed’in O’nun kulu ve resulü olduğuna şahitlik eder misin?” Adam “Evet.” deyince Peygamberimiz (a.s.m.) oruca başlanmasını emreder. (Ebû Dâvûd, Sıyam, 14; Nesâî, Sıyam, 8; Tirmizî, Savm, 7; İbni Mâce, Sıyam, 6)
Beşinci hadise: Yahudi bir ailenin çocuğu ölüm hastalığındayken Peygamberimiz (a.s.m.) onun yanına gitmiş ve kendisine şöyle sormuş: “Allah’tan başka bir ilah olmadığına şahitlik eder misin?” Çocuk “Evet.” demiş. Bu sefer Peygamberimiz (a.s.m.) şöyle sormuş: “Muhammed’in Allah’ın resulü olduğuna şahitlik eder misin?” Çocuk yine “Evet.” diye cevap vermiş. Bir süre sonra çocuk vefat ettiğinde Peygamberimiz (a.s.m.) ve sahabeler onu yıkayıp defnetmişler. (Taberânî, el-Mu’cemu’l-Kebir, VIII, 67; Heysemi, Mecmâu’z-Zevaid, II, 323)
Altıncı hadise: Başta Buhârî ve Müslim olmak üzere pek çok kaynakta zikredilen İbni Sayyad kıssasıdır. Peygamberimiz (a.s.m.) İbni Sayyad’a, “Benim Allah’ın resulü olduğuma şahitlik eder misin?” diye sormuştur.
Bunlar gibi daha birçok hadise var. Bu örnekler Peygamberimiz (a.s.m.)’ın bir kişinin mümin olup olmadığını anlamak için “Allah nerededir?” sorusunu sormayıp, “Rabbin kim? Ben kimim?” sorusunu sorduğunu ve kelime-i şehadeti ikrar etmesini istediğini göstermektedir. Bu kadar sahih hadis varken zayıf bir hadisi delil getirmek ehl-i ilmin işi değildir.
Hafız Abdullah b. Muhammed el-Harâri, “Şerhu’s-Sırâtu’l-Müstakim” isimli eserinde şöyle diyor: Cariye hadisi iki sebepten dolayı sahih değildir.
1. Bu hadis muzdarib bir hadistir. Çünkü birbirinden farklı rivayetleri vardır.
2. Bu hadis usul kaidelerine muhaliftir. Çünkü dinimizin kurallarına göre, kelime-i şehadeti söyleyen mümin ve Müslüman olur. Nitekim 15 sahabenin rivayet ettiği bir hadis-i şerifte Peygamberimiz (a.s.m.) şöyle buyurmuştur: “İnsanlar Allah’tan başka ilah olmadığına ve benim Allah’ın resulü olduğuma şehadet edinceye kadar savaşmakla emrolundum.”
“Allah nerededir?” hadisi, zahirine göre alındığı takdirde bu mütevatir hadise muhaliftir. O zaman ya tevil edilir ya da reddedilir. Çünkü muhaddisler mütevatir hadislere muhalif olan ve tevil edilemeyen hadisleri reddederler. (Muhammed el-Harâri’nin tespiti burada bitti.)
Bu makamda şöyle bir soru akla gelebilir:
— Mezkûr cariye hadisini İmam Buhârî nakletmiştir. İmam Buhârî’nin naklettiği bir hadisi nasıl sahih kabul etmeyiz?
Buna cevaben deriz ki: İmam Buhârî bu hadisi Sahih’inde değil, “Halku ef’âli’l-ibad” isimli eserinde zikretmiştir. Bu eser için de “Bu kitaptaki bütün hadisler sahihtir.” dememiştir. Kaldı ki İmam Buhârî Sahih’indeki bir kısım hadisleri de zayıf kabul eder. Bu hadislerin zayıf olduğuna işaret olması için de hadisi senetsiz bırakmıştır.
Dersimizde buraya kadar şu noktaları ispat ettik:
1. Cariye hadisi zayıftır, çünkü hadiste ızdırab vardır.
2. Peygamberimiz (a.s.m.) cariyeden başka kimseye “Allah nerededir?” diye sormamıştır. Bu hadis tektir.
3. Peygamberimiz (a.s.m.)’ın sorduğu tek soru, “Rabbin kim? Ben kimim?” sorusudur ve kelime-i şehadeti ikrar etmesini istemektir.
4. Cariye hadisi usul kaidelerine muhaliftir. Çünkü dinimizin kurallarına göre, kelime-i şehadeti söyleyen mümin ve Müslüman olur.
Bütün bu izahlardan sonra, Selefîler hâlâ inat edip, “Yok, biz cariye hadisiyle amel ederiz.” derslerse, şimdi onlara farklı bir izah yapacağız:
Onlara deriz ki: Cariye hadisini sahih kabul etseniz dahi bu, Allah’ın gökte olduğunu ispat etmez. Zira Peygamberimiz (a.s.m.) اَيْنَ اللَّهُ diye sormuş. Arapçada اَيْنَ kelimesi sadece mekân için kullanılmaz. Hem mekân hem de mekânet yani şan için kullanılır. Dolayısıyla soru “Allah nerededir?” şeklinde değil, “Allah’ın şanı nerededir?” şeklinde olabilir. Cariye “Semadadır.” derken, “Makamı çok yüksektir.” demek istemiştir. Nitekim Araplar, “Falanın mekânı semadadır.” sözüyle ne semayı ne de orada yer tutmayı kastederler. Bu sözle o kişinin şanının yüceliğini kastederler.
Hadiste geçen اَيْنَ kelimesini mekânet ile açıklayan bir kısmı âlimler şunlardır:
1. İmam Râzî (Esâsu’t-Takdis)
2. Hafız Sübkî (es-Seyfu’s-Sakil)
3. İmam Kurtubî (et-Tezkâr)
4. İmam Nevevi (Şerh-i Sahih-i Müslim)
5. İmam Süyûtî (Şerh-i Sünen-i Tirmizî)
6. İmam Ebû Hayyan Endulisî (el-Bahru’l-Muhit Tefsiri)
7. Hafız Askalânî (Risalet el-Kazbini)
Daha bunlar gibi yazabileceğimiz çok âlim var. Bunların hepsi hadisteki اَيْنَ lafzını “mekânet” yani şanla tefsir etmişlerdir.
Ey Selefîler! Kaçacak yeriniz yok! Hadisteki ıztıraba gözünüzü yumsanız, hadis âlimlerinin “Bu hadis zayıftır.” sözüne kulaklarınızı tıkasanız ve bu hadisi sahih kabul etseniz yine de Allah’ın gökte olduğunu ispat edemezsiniz. Çünkü hadisteki اَيْنَ lafzını “mekânet” ile izah edebiliriz. Zira bu, Arapların kullandığı bir üsluptur!
Yazar: Sinan Yılmaz