a
Ana SayfaYedinci Söz7. O bilet, senet ise başta namaz olarak eda-i feraiz ve terk-i kebairdir…

7. O bilet, senet ise başta namaz olarak eda-i feraiz ve terk-i kebairdir…

Yedinci Söz’ün mütalaasına kaldığımız yerden devam ediyoruz:

Ve o bilet, senet ise başta namaz olarak eda-i feraiz ve terk-i kebairdir. Öyle mi? Evet, bütün ehl-i ihtisas ve müşahedenin ve bütün ehl-i zevk ve keşfin ittifakıyla o uzun ve karanlıklı ebedü’l-âbâd yolunda zâd u zahîre, ışık ve burak ancak Kur’an’ın evamirini imtisal ve nevahisinden içtinab ile elde edilebilir. Yoksa fen ve felsefe, sanat ve hikmet, o yolda beş para etmez. Onların ışıkları, kabrin kapısına kadardır. (7. Söz)

Metinde geçen “ehl-i ihtisas ve müşahede” ifadesiyle peygamberler ve asfiyalar; “ehl-i zevk ve keşf” ifadesiyle de veliler ve iman hakikatlerini hakka’l-yakîn gören Allah dostları kastedilmiştir.

Üstadımızın mezkûr ifadesini, 29. Mektup’tan şu kısımla birlikte mütalaa etmek faydalı olacaktır:

“Böyle ahmaklardan mühim bir mevkii işgal eden birisi demiş ki: Biz ‘Allah Allah’ diye diye geri kaldık; Avrupa ‘top tüfek’ diye diye ileri gitti.

‘Cevâbü’l-ahmaki’s-sükût’ kaidesince, böylelere karşı cevap sükûttur. Fakat bazı ahmakların arkasında bedbaht âkıllar bulunduğundan deriz ki: Ey biçareler! Bu dünya bir misafirhanedir. Her günde otuz bin şahit, cenazeleriyle ‘el-mevtü hakkun’ hükmünü imza ediyorlar ve o davaya şehadet ediyorlar. Ölümü öldürebilir misiniz? Bu şahitleri tekzip edebilir misiniz? Madem edemiyorsunuz; mevt ‘Allah Allah’ dedirtir. Sekeratta ‘Allah Allah’ yerine hangi topunuz, hangi tüfeğiniz, zulümat-ı ebedîyi o sekerattakinin önünde ışıklandırır, ye’s-i mutlakını ümid-i mutlaka çevirebilir?

Madem ölüm var, kabre girilecek; bu hayat gidiyor, baki bir hayat geliyor. Bir defa ‘top tüfek’ denilse, bin defa ‘Allah Allah’ demek lazım gelir. Hem Allah yolunda olsa tüfek de ‘Allah’ der, top da ‘Allahu Ekber’ diye bağırır, Allah ile iftar eder, imsak eder.” (29. Mektup)

(Cevâbü’l-ahmaki’s-sükût: Ahmaklara cevap sükûttur / Âkıl: Akıllı / el-mevtü hakkun: Ölüm haktır / Sekerat: Can çekişme anı / Zulümat-ı ebedî: Ebedî karanlıklar / Ye’s-i mutlak: Kesin ümitsizlik)

Metnin tefekkürünü sizlere havale ediyor ve ana metnin mütalaasına devam ediyoruz. Ama sakın tefekkür etmeden ve nefsi sigaya çekmeden metne devam etmeyin.

İşte ey tembel nefsim! Beş vakit namazı kılmak, yedi kebairi terk etmek, ne kadar az ve rahat ve hafiftir. Neticesi ve meyvesi ve faydası ne kadar çok, mühim ve büyük olduğunu, aklın varsa bozulmamış ise anlarsın. (7. Söz)

“Yedi kebair” ifadesiyle yedi büyük günah kastedilmiştir. Ebû Hüreyre (r.a.)’dan rivayet edilen bir hadis-i şerifte Resulullah (a.s.m.) şöyle buyurmuştur:

— Helak edici olan yedi şeyden sakınınız!

Sahabeler: “Ya Resulallah! Bu yedi şey nedir?” diye sordular. Resulullah (a.s.m.) şöyle buyurdu:

— Allah’a ortak koşmak, büyü yapmak, Allah’ın haram kıldığı bir canı öldürmek, faiz yemek, yetim malı yemek, düşmanın hücumu sırasında harpten kaçmak, namuslu bir kadına zina iftirasında bulunmak.

İbni Ömer (r.a.)’dan rivayet edilmiştir. Resulullah (a.s.m.) şöyle buyurdu:

— Büyük günahlar dokuzdur: Allah’a ortak koşmak, mümin kimseyi öldürmek, namuslu kadına iftira etmek, harpten kaçmak, faiz yemek, yetim malı yemek, büyü yapmak, ana babaya isyan etmek, Beyt-i Haram’da günah işlemek.

Büyük günahların tarifi hakkında âlimler farklı izahlar yapmışlardır. Bazılarını bu makamda nakletmeyi uygun görüyoruz. Büyük günahlar hakkında şu tarifler yapılmıştır:

1. Kendisini işlediği için, sahibine, Kur’an veya sünnetin deliliyle şiddetli bir azap tehdidi yapılan günahlardır. Şafiîlerin bazısı bu görüşü tercih etmiştir.

2. Sopa ve taşla öldürülmek gibi had cezası gerektiren bütün günahlardır. İmam Begavî ve bazı âlimlerin görüşü budur.

3. Kur’an-ı Kerim’de haram olduğuna dair ayet-i kerime zikredilmiş olan veya kendisine had cezası gereken günahlardır.

4. Sahibinin, dinini hafife aldığına delalet eden bütün günahlardır. İmam Fahru’r-Râzî bu görüştedir.

5. Had gerektiren veya hakkında şiddetli tehdit bulunan bütün günahlardır. İmam Mâverdî bu görüştedir.

6. Haram-ı liaynihi (başka sebepten değil de kendisinde bulunan bir sebepten dolayı yasaklanmış) olan günahlardır. İmam Halîmî bu görüştedir.

7. İmam Vahidî der ki: En doğru görüşe göre, büyük günahların herkesin anlayabileceği şekilde net bir tarifi yoktur. Böyle olsaydı, insanlar küçük günahları mübah görerek onlara dalarlardı. Lakin Allahu Teâlâ, kullar büyük günahlardan sakınma ümidiyle bütün günahlardan kaçınmaya gayret etsinler diye büyük günahları gizlemiştir.

8. İbni Abbas Hazretleri der ki: Kulun devam ettiği her günah küçük de olsa büyüktür. Tövbe ettiği günah ise ne kadar büyük de olsa büyük değildir.

9. Yine İbni Abbas Hazretleri büyük günahların sayısını yirmi olarak ifade eder. Bunlar: Allah’a ortak koşmak, Allah’ın rahmetinden ümit kesmek, Allah’ın mekrinden emin olmak, ana babaya asi olmak, Allah’ın haram kıldığı bir canı öldürmek, iffetli mümin kadınlara iftira etmek, yetim malı yemek, muharebeden kaçmak, faiz yemek, sihir yapmak, zina etmek, yalan yere yemin etmek, milletin malına hıyanet etmek, farz olan zekâtı vermemek, yalan söylemek, şahitliği gizlemek, namazı terk etmek, ahdi bozmak, sıla-i rahmi kesmek ve şarap içmektir.

10. İmam Gazzâlî Hazretleri şöyle der: Küçük günahlar ile büyük günahlar arasındaki farkı inkâr etmek uygun olmaz.  Çünkü bu fark, şeriatın kaynaklarından anlaşılmaktadır. Evet, bir günaha iki değişik itibarla küçük ya da büyük denilebilir. Zira günahlar; şahıslar, yerler, hâller ve vakitler itibarıyla farklılık kazanır. Mesela Harem bölgesinin dışında küçük günahlar, orada büyük günahtır.

Metne devam edelim:

Ve fısk ve sefahete seni teşvik eden şeytana ve o adama dersin: Eğer ölümü öldürüp zevali dünyadan izale etmek ve aczi ve fakrı, beşerden kaldırıp kabir kapısını kapamak çaresi varsa söyle dinleyelim. Yoksa sus. Kâinat mescid-i kebirinde Kur’an kâinatı okuyor. Onu dinleyelim. O nur ile nurlanalım, hidayetiyle amel edelim ve onu vird-i zeban edelim. Evet, söz odur ve ona derler. Hak olup Hak’tan gelip Hak diyen ve hakikati gösteren ve nurani hikmeti neşreden odur. (7. Söz)

Mümkünse bu kısmı ezberleyelim ve nefsimiz bizi günaha davet ettiğinde ona bu sözlerle cevap verelim. Diyelim ki:

— Eğer ölümü öldürebilirsen… Zevali dünyadan izale edebilirsen… Aczi ve fakrı benden kaldırabilirsen… Kabir kapısını kapayabilirsen… Söyle dinleyelim. Yoksa sus. Kâinat mescid-i kebirinde Kur’an kâinatı okuyor. Onu dinleyelim… O nur ile nurlanalım… Hidayetiyle amel edelim… Ve onu vird-i zeban edelim.

Cenab-ı Mevla, bizi günaha teşvik eden nefse ve şeytana böyle cevap verebilmeyi ve bu cevabın hakikatine ulaşmayı bizlere nasip etsin. Âmin.

Şu ifade üzerinde de biraz duralım: Kâinat mescid-i kebirinde Kur’an kâinatı okuyor.

Cenab-ı Hakk’ın iki farklı kitabı ve her kitabında da kendine mahsus ayetleri vardır. Birinci kitabı Kur’an-ı Hakîm’dir. Bu kitap kelam sıfatından gelmiş olup, içindeki her bir cümlesi bu kitabın bir ayetidir.

İkinci kitap ise kâinat kitabıdır. Bu kitap kudret sıfatından gelmiş olup, içindeki her bir varlık da bu kitabın bir ayetidir. Dağ bir ayettir, deniz bir ayettir, bulut bir ayettir; kuş, balık, ağaç bir ayettir; her varlık bir ayettir.

Kur’an kitabının ayetlerine “âyât-ı Kur’aniye” denir. Kâinat kitabının ayetlerine ise “âyât-ı tekviniye” denir.

Tekviniye: Yaratılışa ait, yaratılışla alakalı demektir. Kâinattaki ayetler Allah’ın tekvin sıfatıyla vücut buldukları ve her biri Allah’ın varlığına delil oldukları için bu ismi almıştır.

Eğer şu kâinata bir mescid gözüyle bakılırsa, bu mescitteki her bir varlık bir kârî (Kur’an okuyucusu) ve bir zâkir olur ki her biri kendine mahsus bir lisanla konuşur. Kur’an ise mevcudatın mütenevvi dillerle yaptığı bu konuşmaları bizlere tercüme eder.

Bu bahsin izahı uzundur. Bu makamda bu kadarla iktifa edip, tafsilatını başka bir makama havale edelim.

İşte Üstadımız mezkûr manayı, “Kâinat mescid-i kebirinde Kur’an kâinatı okuyor.” ifadesiyle beyan etti.

Üstadımız Yedinci Söz’ü şu duayla tamamlıyor:

اَللّٰهُمَّ نَوِّرْ قُلُوبَنَا بِنُورِ الْايمَانِ وَ الْقُرْاٰنِ اَللّٰهُمَّ اَغْنِنَا بِالْاِفْتِقَارِ اِلَيْكَ وَ لَا تُفْقِرْنَا بِالْاِسْتِغْنَاءِ عَنْكَ تَبَرَّاْنَا اِلَيْكَ مِنْ حَوْلِنَا وَ قُوَّتِنَا وَ الْتَجَئْنَا اِلٰى حَوْلِكَ وَ قُوَّتِكَ فَاجْعَلْنَا مِنَ الْمُتَوَكِّلينَ عَلَيْكَ وَ لَاتَكِلْنَا اِلٰى اَنْفُسِنَا وَاحْفَظْنَا بِحِفْظِكَ وَارْحَمْنَا وَ ارْحَمِ الْمُؤْمِنينَ وَ الْمُؤْمِنَاتِ وَ صَلِّ وَ سَلِّمْ عَلٰى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ عَبْدِكَ وَ نَبِيِّكَ وَ صَفِيِّكَ وَ خَليلِكَ وَ جَمَالِ مُلْكِكَ وَ مَليكِ صُنْعِكَ وَ عَيْنِ عِنَايَتِكَ وَ شَمْسِ هِدَايَتِكَ وَ لِسَانِ حُجَّتِكَ وَ مِثَالِ رَحْمَتِكَ وَ نُورِ خَلْقِكَ وَ شَرَفِ مَوْجُودَاتِكَ وَ سِرَاجِ وَحْدَتِكَ فى كَثْرَةِ مَخْلُوقَاتِكَ وَ كَاشِفِ طِلْسِمِ كَائِنَاتِكَ وَ دَلَّالِ سَلْطَنَةِ رُبُوبِيَّتِكَ وَ مُبَلِّغِ مَرْضِيَّاتِكَ وَ مُعَرِّفِ كُنُوزِ اَسْمَائِكَ وَ مُعَلِّمِ عِبَادِكَ وَ تَرْجُمَانِ اٰيَاتِكَ وَمِرْاٰتِ جَمَالِ رُبُوبِيَّتِكَ وَ مَدَارِ شُهُودِكَ وَ اِشْهَادِكَ وَ حَبيبِكَ وَ رَسُولِكَ الَّذى اَرْسَلْتَهُ رَحْمَةً لِلْعَالَمينَ وَ عَلٰى اٰلِه وَ صَحْبِه اَجْمَعينَ وَ عَلٰى اِخْوَانِه مِنَ النَّبِيّينَ وَ الْمُرْسَلينَ وَ عَلٰى مَلٰئِكَتِكَ الْمُقَرَّبينَ وَ عَلٰى عِبَادِكَ الصَّالِحينَ اٰمينَ

“Ey Allah’ımız! Kalbimizi imanın ve Kur’an’ın nuruyla nurlandır. Ey Allah’ımız! Kendimizi daima sana muhtaç olduğumuzu hissetmekle bizi zengin eyle; senin rahmetine ihtiyaç duymamakla bizi fakir düşürme. Biz kendi güç ve kuvvetimizden vazgeçip senin güç ve kuvvetine sığındık. Sen de bizi sana tevekkül edenlerden eyle. Bizi nefsimize terk etme. Bizi hıfzınla koru. Bize, erkek ve kadın bütün müminlere rahmet et. Kulun, peygamberin, yüce katından seçtiğin, dostun, mülkünün güzelliği, sanatının sultanı, inayetinin pınarı, hidayetinin güneşi, hüccetinin lisanı, rahmetinin timsali, yaratıklarının nuru, mevcudatının şerefi, pek çok olan mahlukatının içinde birliğinin kandili, kâinatının tılsımının keşfedicisi, rububiyet saltanatının ilancısı, razı olduğun şeylerin tebliğcisi, isimlerinin definelerinin tanıtıcısı, kullarının muallimi, kâinatının delillerinin tercümanı, rububiyetine ait güzelliklerin aynası, senin görünüp gösterilmene vesile olan Habibin ve âlemlere rahmet olarak gönderdiğin Resulün olan Efendimiz Muhammed’e, bütün âl ve ashabına, kardeşleri olan nebi ve resullere, mukarreb meleklerine ve salih kullarına salât ve selâm eyle. Âmin.”

Yedinci Söz’ün mütalaasını burada tamamladık. Şimdi Yedinci Söz’ü baştan sona bir daha okumalısınız. Yavaş yavaş ve cümleler üzerinde tefekkür ede ede… Bakalım, Yedinci Söz sizlere ne kadar açılmış. Eğer anlayamadığınız bir cümle olursa, o cümlenin izah edildiği kısma dönüp şerhini bir daha okuyabilirsiniz.

Yazar: Sinan Yılmaz

Paylaş:
Bu Makaleyi Değerlendirin