a
Ana SayfaAltıncı Söz11. Şimdi satmaya bakacağız. Acaba o kadar ağır bir şey midir ki çokları satmaktan kaçıyorlar…

11. Şimdi satmaya bakacağız. Acaba o kadar ağır bir şey midir ki çokları satmaktan kaçıyorlar…

Altıncı Söz’ün mütalaasına kaldığımız yerden devam ediyoruz:

Şimdi satmaya bakacağız. Acaba o kadar ağır bir şey midir ki çokları satmaktan kaçıyorlar. Yok, kat’a ve asla! Hiç öyle ağırlığı yoktur. Zira helâl dairesi geniştir, keyfe kâfi gelir. Harama girmeye hiç lüzum yoktur. Feraiz-i İlahiye ise hafiftir, azdır. (6. Söz)

Cenab-ı Hak kemal-i kereminden ve nihayetsiz rahmetinden dolayı helal dairesini biz kullarına geniş tutmuş ve haram dairesini dar kılmıştır. Yine dinin farzları ve emirleri son derece hafif ve azdır. Mesela:

– Allahu Teâlâ bizlere bir günde 24 saat vermiş, sadece 1 saatini namaz için istemiş ve 23 saatini bizlere bırakmış.

– Bir yılda 12 ay vermiş, sadece bir ayında oruç tutmamızı emretmiş ve 11 ayı bizlere bırakmış.

– Uzun bir ömür vermiş, bu uzun ömürde sadece bir defa hac yapmamızı emretmiş.

– Bizlere mal mülk vermiş, bu malın sadece kırkta birini zekât olarak istemiş.

– Bizler için hadsiz içecekler yaratmış ve hepsini bize helal kılmış, sadece şarabı ve içkiyi haram kılmış.

– Yine bizler için yüzlerce hayvanı yaratmış ve hepsinin etini bizlere helal kılmış, sadece domuz, aslan, kurt gibi fıtraten temiz olmayanları bize haram kılmış.

– Her türlü giyeceği helal kılmış, sadece erkekler için ipeği haram kılmış.

Listeyi uzatmak mümkündür. Sözün özü şudur: Kim diyebilir ki ben İslam’ın şu emrine güç yetiremiyorum, şu ameli işlemek çok zor, buna takat yetmez…

Böyle bir amel var mıdır? Allah’ın hangi farzı ağır ve hangi emri zordur?

Asla hiç yoktur! Bilakis helal dairesi geniş ve dinin farzları az ve hafiftir.

Üstadımız bu Altıncı Söz’ü şöyle tamamlıyor:

Allah’a abd ve asker olmak öyle lezzetli bir şereftir ki tarif edilmez. Vazife ise yalnız, bir asker gibi Allah namına işlemeli, başlamalı. Ve Allah hesabıyla vermeli ve almalı. Ve izni ve kanunu dairesinde hareket etmeli, sükûnet bulmalı. Kusur etse istiğfar etmeli. “Ya Rab! Kusurumuzu affet, bizi kendine kul kabul et, emanetini kabzetmek zamanına kadar bizi emanette emin kıl, âmin!” demeli ve ona yalvarmalı. (6. Söz)

“Allah’a abd ve asker olmak öyle lezzetli bir şereftir ki tarif edilmez.” ifadesi üzerine biraz konuşalım:

Evet, Allah’a abd ve asker olmanın lezzeti tarif edilmez. Ancak Allah’a abd ve asker olmuş zatlara bakarak bu lezzetli şerefi bir parça anlayabiliriz. Bunu anlamak için bu lezzete ulaşan kimselerin sözlerine ve hayatlarına bakmak gerekir. Bizler örnek olması için, Allah’a tam manasıyla abd ve asker olan ve bu lezzetli şerefe ulaşan kullardan birkaç misal vereceğiz.

Tâbiinden ve hanım velilerin büyüklerinden olan Râbiatü’l-Adeviyye Hazretleri, Allah’a kulluktan aldığı lezzeti bir duasında şöyle tarif eder:

— Ya Rabbi, eğer sana ibadet etmem cehennem korkusundan ise beni cehenneme at! Eğer cennete girmek ümidi ile sana ibadet ediyorsam cennetini yasak eyle! Eğer sırf senin rızan için, sen sen olduğun için ibadet ediyorsam, baki olan cemalin ile müşerref eyle!

Şimdi de Hazreti Ömer’in (r.a.) kulluğuna bakalım:

O büyük halife, ateşperest İranlının sırtına vurduğu hançer darbeleriyle yaralanmıştı ve koma hâlinde yatıyordu. Yediği içtiği şeyler yaralarından dışarıya çıkıyor; ne bir ses veriyor ne de seslere alaka duyuyordu. Hizmetçisi gelip yemek veya su isteyip istemediğini sorunca ya cevapsız bırakıyor ya da sadece gözleriyle “Hayır.” deyip geçiştiriyordu. Fakat “Ey Müminlerin emiri! Namaz vakti geldi.” denilince, “Ha işte kalkıyorum. Namazı terk edenin İslam’dan nasibi yoktur.” diyerek yaralarından kan aka aka namazını kılıyordu.  İşte bu, Allah’a kul ve O’na asker olmadaki lezzetin bir neticesidir.

Şimdi, Efendimiz (a.s.m.)’ın hayatından birkaç hadiseye bakarak Cenab-ı Hakk’a nasıl bir abd ve asker olduğunu görelim:

Bir gün Kureyşli müşrikler, Resulullah (a.s.m.)’ın amcası Ebû Tâlib’e bir heyet gönderip, ya yeğeninin Allah’ın dinini tebliğ etmek vazifesine engel olmasını ya da onu kendilerine teslim etmesini isterler. Ebû Tâlib Resulullah (a.s.m.)’ı çağırarak müşriklerin niyetlerini ona bildirir. Bunun üzerine Resulullah (a.s.m.) gözlerinde yaşlar belirmiş olduğu hâlde amcasına şunları söyler:

— Canımı elimde tutan Allah’a yemin ederim ki şu İlahî tebliğ vazifemi terk edeyim diye güneşi sağ elime, ayı da sol elime verip bana bağışlasalar, sen bile beni terk edip gitsen onların bu dediklerini yapmam. Allah bana yeter!

Hazreti Aişe (r.a.) şöyle diyor:

— O (a.s.m.) namaz kılarken kaynayan bir tencere gibi ses çıkartır, ağlayıp gözyaşı döktüğünü görenler ve duyanların hemen rikkatine dokunurdu. Şüphesiz ki Allah’ın Peygamberi geceleyin namazda ayakları şişinceye kadar ayakta dikilirdi. Bunun üzerine Hazreti Aişe ona, “Ya Resulallah! Allah senin geçmiş ve gelecek günahlarını mağfiret etmiş olduğu hâlde niçin bu kadar meşakkatle ibadet ediyorsun?” dedi. Resulullah (a.s.m.) şöyle cevap verdi: “Ya Aişe! Ben çok şükreden bir kul olmayayım mı?”

Allah’a abd ve asker olmanın lezzetine dair çok misali evliya menkıbelerinde bulabilirsiniz. Bizler bu bahsi o menkıbelere havale ediyor ve son olarak diyoruz ki:

Mevlana Hazretlerine sormuşlar: “Aşk nedir?” O demiş: “Ben ol da bil!”

Yazar: Sinan Yılmaz

Paylaş:
Bu Makaleyi Değerlendirin