9. Hz. Musa’nın Allah’ı görememesi Allah’ın görülemeyeceğine delil midir?
“Allah’ı görmek” isimli eserimizin bu dersine kadar, Allahu Teâlâ’nın ahirette görüleceğini Kur’an’ın ayetleriyle ve hadis-i şeriflerle ispat ettik. Eserimizin bu bölümünde ve devamında, Allah’ı görmeyi inkâr eden Mutezile’nin sözde delillerine cevap vereceğiz.
Mutezile diyor ki:
— Allah’ı görmek caiz değildir. Çünkü Hazreti Musa Allah’ı görmek istemiş ama Allah kendisini ona göstermemiştir. Eğer Allah’ı görmek caiz olsaydı, Allahu Teâlâ peygamberinin isteğini geri çevirmez ve kendisini ona gösterirdi. Madem göstermemiş, o hâlde Allah’ı görmek mümkün değildir.
İşte Mutezile böyle diyor. Mutezile’nin bu sözüne karşı cevabımızı şöylece maddeleyelim:
1. Hazreti Musa Allah’ı dünyada görmek istemiştir. Allah’ı dünyada görmek farklı bir meseledir, ahirette görmek farklı bir meseledir. Bizim bahsimiz Allah’ı ahirette görmektir. Dolayısıyla Hazreti Musa’nın Allah’ı dünyada göremeyişi, ahirette görülemeyeceğine delil olamaz.
2. Hazreti Musa ülü’l-azm bir peygamberdir. Yani peygamberlerin büyüklerindendir. Allahu Teâlâ’yı en iyi peygamberler tanır. Eğer Allah görülemeyecek olsaydı Hazreti Musa bunu bilir ve Allah’tan böyle bir istekte bulunmazdı.
Hazreti Musa’nın Allah’ı görmek istemesi ispat eder ki Allah’ı görmek caizdir ve mümkündür.
3. Eğer Allah’ı görmek mümkün olmasaydı Cenab-ı Hak Hazreti Musa’ya, “Sen beni göremezsin.” demez, “Ben görülemem.” derdi.
Allahu Teâlâ, “Ben görülemem.” dememiş, “Sen beni göremezsin.” demiş. Yani “Dünya şartları ve senin hâlihazırdaki fıtratın beni görmeye müsait değildir.” demiş. Bundan da anlaşılır ki ahiretin şartları ve insanın ahiretteki fıtratı Allah’ı görmeye müsaittir.
4. Hazreti Musa Allah’ı görmek isteyince, Cenab-ı Hak Hazreti Musa’nın isteğine cevaben, “Benim tecelli ettiğim dağ yerinde durabilirse sen de beni görebilirsin.” (Araf 143) buyurmuş.
Yani Allahu Teâlâ zatının görülmesini, dağın yerinde durabilme şartına bağlamış. Dağın yerinde durabilmesi mümkündür; mümküne bağlı olan şey de mümkündür. Eğer Cenab-ı Hakk’ı görmek mümkün olmasaydı, Allahu Teâlâ zatının gözükmesini mümkün olan bir şarta bağlamazdı.
5. Ayet-i kerimede beyan edilen “Allah’ın dağa tecelli etmesi” bir nevi ru’yet yani görmedir. Demek ki dağ bir nevi hayata ve görme kabiliyetine nail olmuş; Allah’ı görme şerefine kavuşmuş fakat bunun azamet-i tesiriyle parçalanmıştır.
O hâlde insan için de Allah’ı görmek mümkündür. Fakat insan bu dünyada buna tahammül edebilecek bir kabiliyete haiz değildir. Ehl-i iman ahirette bu kabiliyete ve nimete mazhar olacaktır.
6. Hazreti Nuh’un, tufana kapılan oğlunu kurtarmak istemesi üzerine, Allahu Teâlâ Hazreti Nuh’a, “Hakkında bilgin olmayan bir şeyi benden isteme! Ben seni cahillerden olmaktan sakındırırım.” (Hud 46) buyurmuş ve bu şekilde azarlamıştır.
Yine Hazreti Âdem ile Hazreti Havva’nın yasak ağacın meyvelerini yemeleri üzerine, Allahu Teâlâ onları ikaz etmiştir.
Hâl böyle iken, Allahu Teâlâ Hazreti Musa’nın kendisini görme talebine mukabil onu ikaz etmemiş ve Hazreti Nuh’a dediği gibi, “Böyle bir şeyi benden isteme! Sakın cahillerden olma.” dememiştir.
Eğer Hazreti Musa, Cenab-ı Hakk’ın koymuş olduğu sünnetullah kanunlarına muhalif bir talepte bulunmuş olsaydı, elbette o da diğer peygamberler gibi serzenişe maruz kalır ve Allah tarafından ikaz edilirdi.
Madem edilmemiş, o hâlde istediği şey sünnetullaha uygundur ve zatında mümkündür.
Yazar: Sinan Yılmaz