4. İyi amel işleyenlere hüsna ve bir de ziyade vardır.” ayetinin izahı
Allahu Teâlâ’nın ahirette görüleceğine dair üçüncü delilimiz Yunus suresinin 26. ayetidir. Bu ayet-i kerimede şöyle buyrulmuş:
لِلَّذِينَ أَحْسَنُوا الْحُسْنَى وَزِيَادَةٌ
İyi amel işleyenlere hüsna ve bir de ziyade vardır. (Yunus 26)
Fahreddin er-Râzî Hazretleri, ayet-i kerimede geçen “hüsna” kelimesinin cennet, “ziyade” kelimesinin ise Allah’ı görmek manasında olduğunu şöyle izah eder:
— Ayetteki “ziyade” kelimesinin Allah’ı görmek manasında olduğuna hem naklî hem de akli delil mevcuttur. Naklî delil bu husustaki hadis-i şeriflerdir. Mesela Hazreti Suheyb (r.a.)’dan nakledilen bir hadis-i şerif şöyledir:
إِذَا دَخَلَ أَهْلُ الْجَنَّةِ الْجَنَّةَ يَقُولُ اللَّهُ تَبَارَكَ وَتَعَالَى تُرِيدُونَ شَيْئًا أَزِيدُكُمْ فَيَقُولُونَ أَلَمْ تُبَيِّضْ وُجُوهَنَا أَلَمْ تُدْخِلْنَا الْجَنَّةَ وَتُنَجِّنَا مِنَ النَّارِ فَيَكْشِفُ الْحِجَابَ فَمَا أُعْطُوا شَيْئًا أَحَبَّ إِلَيْهِمْ مِنَ النَّظَرِ إِلَى رَبِّهِمْ عَزَّ وَجَلَّ
Cennet ehli cennete girdiğinde Allahu Teâlâ der ki: “Size ziyade olarak bir şeyi vermemi ister misiniz?” Ehl-i cennet der ki: “Sen bizim yüzlerimizi ak etmedin mi? Sen bizi cennete sokup ateşten korumadın mı? (Yani bize bu nimetleri vermişken biz daha ne isteyelim.) Bunun üzerine Allah hicabını kaldırır. (Yani zatından perdeyi açarak cemalini gösterir.) Onlara Rablerine bakmaktan daha sevimli hiçbir şey verilmemiştir.
Bu hadis-i şerifi İmam Müslim, İmam Tirmizî, İmam Nesâî, İbni Mâce, Ahmed İbni Hanbel ve Ebû Dâvud gibi hadis ilminin imamları nakletmiş ve hepsi bu hadisin sıhhatinde ittifak etmiştir.
Ayette geçen “ziyade” kelimesinin Allah’ı görmek manasında olduğuna dair başka hadis-i şerifler de vardır. Bu hadis-i şerifleri kendi başlığında işleyeceğiz.
Râzî Hazretleri akli delili de şöyle izah ediyor:
Ayetteki الْحُسْنَى kelimesi, başına harf-i tarifin gelmiş olduğu tekil bir kelimedir. Bu durumda, bu kelimenin daha önce bilinen ve geçen bir şeye hamledilmesi lazım gelir ki bu da دَارُ السَّلاَم terkibidir. دَارُ السَّلاَم lafzıyla cennet kastedilmiştir. “Dârüsselam” lafzından bütün Müslümanlar cenneti anlar. Dolayısıyla دَارُ السَّلاَم lafzına hamledilen الْحُسْنَى kelimesi cennet manasına gelmektedir. Bunun böyle olduğu sabit olunca, ayette bahsedilen “ziyade”nin cennetten başka bir şey olması gerekir. Eğer ziyade cennet olursa bir tekrar olmuş olur. Tekrar ise güzel değildir. Bu durumda geriye tek bir şık kalır ki “ziyade”den muradın Allah’ı görmek olmasıdır.
Yine Râzî Hazretleri şu izahı yapıyor: Üzerine ilave olunan şey, belirli bir miktarla tayin edildiği zaman, ziyadenin o şeyin cinsinden olması gerekir. Fakat belirli bir miktarla tayin olunmamışsa, ziyadenin ondan başka bir şey olması gerekir.
Mesela bir kimse, “Sana 10 kilo buğday ve bir de ziyade verdim.” dese, bu ziyadenin buğday cinsinden olduğu anlaşılır. Fakat miktar tayin etmeksizin, “Sana buğday ve bir de ziyade verdim.” dese, buradaki ziyadenin buğdaydan farklı bir şey olması gerekir.
Ayette “cennet ve bir de ziyade” ifadesi vardır. Cennet ve içindeki nimetler miktarı belli olmayan şeylerdendir. Öyleyse söz konusu olan ziyadenin cennetten farklı bir şey olması gerekir. Bu farklı şey de Allah’ı görmektir.
Kardeşlerim, ilmî bir mesele işledik. Böyle ilmî meseleler bazen bir defa okumakla anlaşılmaz. Metni bir defa daha okumanızı ve delili biraz daha tefekkür etmenizi tavsiye ediyorum.
Yazar: Sinan Yılmaz