1. İnsanın hikmet-i hilkati
Rabbimizin ihsanı ve tevfikiyle Beşinci Söz’ün mütalaasına başlıyoruz. Mütalaa usulümüzü şöyle hatırlatalım: Beşinci Söz’ü baştan başlayarak okuyacak, manası açık olan cümlelerin tefekkürünü sizlere havale edecek ve manası kapalı cümlelerin izahını yapacağız. Cenabı Mevla istifadeyi ve okuyacaklarımızla amel etmeyi nasip etsin. Âmin.
BEŞİNCİ SÖZ
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحيمِ
اِنَّ اللّٰهَ مَعَ الَّذينَ اتَّقَوْا وَالَّذينَ هُمْ مُحْسِنُون
“Şüphesiz Allah, takva sahipleriyle ve muhsinlerle beraberdir.” (Nahl 128)
Namaz kılmak ve büyük günahları işlememek, ne derece hakiki bir vazife-i insaniye ve ne kadar fıtri, münasip bir netice-i hilkat-i beşeriye olduğunu görmek istersen şu temsilî hikâyeciğe bak, dinle… (5. Söz)
(Vazife-i insaniye: İnsanlık vazifesi / Fıtri: Doğal / Netice-i hilkat-i beşeriye: İnsanoğlunun yaratılışının neticesi)
Üstad Hazretleri, “Namaz kılmak ve büyük günahları işlememek…” dedi. Bu ifadeye bedel, “Farzları eda etmek ve büyük günahları işlememek…” diyebilirdi. Yani Üstadımız, bütün farzların edası yerine sadece namazı zikretti. Bunun sebebi olarak gönlüme şu ihtimaller geliyor:
1. Genelde en çok terke uğrayan farz ibadet namazdır. Gerçi şimdi oruç ve diğer farzlar da terk ediliyor. Ancak bu risalenin yazıldığı dönemde insanlar oruç ve hac gibi farzları terk etmezdi. Hatta bizim çocukluğumuzda bile namaz kılmayanlar oruç tutar, kimse oruç yemezdi. Üstadımız buna istinaden en çok terk edilen farz ibadeti zikretmiş olabilir.
2. Farz ibadetler içinde nefse en zor gelen ibadet namazdır. Namaz kılanlar genelde diğer farzları da eda ederler. Dolayısıyla namaz kılmak, diğer farzları da eda etmek makamında kabul edilmiş ve bu sebeple, “Farzları eda etmek ve büyük günahları işlememek…” yerine, “Namaz kılmak ve büyük günahları işlememek…” denilmiş olabilir.
3. Namazın kıymetine dikkat çekilmek istenmiş ve bu sebeple sadece namazdan bahsedilmiş olabilir.
Böyle ince nükteler üzerinde düşünmeli, işin hikmetini bulmaya çalışmalı, biraz muhakemeyi çalıştırmalı; sonra da “En doğrusunu Allah bilir.” diyerek meseleyi Allah’a havale etmeliyiz.
Üstad Hazretleri şöyle demişti: Namaz kılmak ve büyük günahları işlememek, ne derece hakiki bir vazife-i insaniye ve ne kadar fıtri, münasip bir netice-i hilkat-i beşeriye olduğunu görmek istersen şu temsilî hikâyeciğe bak, dinle…
“Netice-i hilkat-i beşeriye” ifadesi üzerinde biraz duralım:
Netice-i hilkat: Yaratılışın gayesi, sebebi ve neticesi demektir. Mesela:
– Güneşin netice-i hilkati, ısıtmak ve aydınlatmaktır. Güneşin yaratılışının bir sebebi budur.
– Tavuğun netice-i hilkati yumurta vermektir. Tavuğa yüklenen vazife budur.
– Bal arısının netice-i hilkati bal yapmaktır. Onun yaratılışının gayesi baldır.
– Koyunun netice-i hilkati süt vermektir. Koyun süt vermesi için yaratılmıştır.
Tabii bunların daha birçok yaratılış hikmetleri var. Bizler örnek olması için sadece birini zikrettik.
– Yine mesela saatin netice-i hilkati zamanı göstermesidir. Saati yapan usta, saatten bu neticeyi murad etmiştir.
– Radyonun netice-i hilkati seslerin naklidir. Radyo bu netice için yapılmıştır.
– Televizyonun netice-i hilkati ise görüntüleri nakletmesidir. Televizyonu yapan usta ondan böyle bir neticeyi kastetmiştir.
Etrafımıza baktığımızda canlı ve cansız, İlahî ya da beşerî her eşyada bir yaratılış ve yapılış sebebi görmekteyiz. İşte bu sebeplere, o mahlukun netice-i hilkati denir.
Kur’an’da geçen, “Ben cinleri ve insanları ancak bana ibadet etsinler diye yarattım.” (Zariyat 56) ayet-i kerimesi, insanın netice-i hilkatini haber vermektedir.
Bulutun netice-i hilkati yağmur, ipek böceğinin netice-i hilkati ipek, ağacın netice-i hilkati meyve olduğu gibi -tabii bu mahlukların daha birçok netice-i hilkatleri vardır- insanın da netice-i hilkati namaz kılmak, dua ve ibadet etmek, büyük günahları işlememek ve nefis ve şeytanla cihat etmektir. İnsanın yaratılışının gayesi ve sebebi budur.
Basit bir zehirli böceği yaratırken ondan bal gibi bir neticeyi murad eden Cenab-ı Mevla, elbette insan gibi bir mahlukunu başıboş bırakmaz ve onu vazifesiz ve neticesiz bir surette yaratmaz.
Yazar: Sinan Yılmaz