6. Ve mütemadiyen mevt ve hayatın değişmesiyle seneler…
Birinci Lem’a mütalaasına kaldığımız yerden devam ediyoruz:
Ve mütemadiyen mevt ve hayatın değişmesiyle… (1. Lem’a)
(Mütemadiyen: Devamlı olarak / Mevt: Ölüm)
Bu dünya öyle bir handır ki ölüm hayatı, hayat da ölümü kovalar; gecenin ve gündüzün birbirini kovaladığı gibi…
Bir yanda dünyaya gelenler, diğer yanda dünyadan göçenler…
Bir yanda hayata tebessüm edenler, diğer yanda ölüme düşenler…
Hatta bir ağaca bakarsınız: Bir dalında yeni açmış bir yaprak hayata merhaba diyor; aynı daldan kopan başka bir yaprak hayata elveda diyor…
Sonra bir bahçeye bakarsınız: Bir yanda dünyaya yeni gelmiş ve gözlerini hayata yeni açmış bir çiçek; diğer yanda ölmüş, kurumuş ve toprağa düşmüş başka bir çiçek…
Sonra bir hastaneye girersiniz: Bir odasında doğum var, diğer odasında ölüm…
İşte bunlar gibi, her yerde ölüm ve hayat mütemadiyen değişmekte, belki de bu değişimin en şiddetli tecellisi kış ve baharda gözükmektedir.
Şimdi, aynı cümleyi tekrar okuyarak metne devam edelim:
Ve mütemadiyen mevt ve hayatın değişmesiyle seneler ve karnlar emvacı üstünde hadsiz cenazeler binip ademe atılan dünyamız ve zeminimizde… (1. Lem’a)
(Karn: Asır / Emvac: Dalgalar / Adem: Yokluk)
Yeryüzünü bir denize benzetsek… Her sene, bu denizin bir dalgası hükmünde olsa…
— Acaba bu dalgada kaç cenaze bulunur?
— Kaç cenaze bu dalgaya binip ademe atılmış?
— Nebatattan, hayvanattan ve nev-i beşerden kaç cenaze bu dalgada yok olmuş ve yokluk karanlıklarına düşmüş?
Şimdi de her bir asrı bir dalga kabul edelim:
— Acaba asırlar emvacı üzerine kaç cenaze binmiş?
— Acaba her bir asır kaç cenazeyi omzuna almış ve toprağa koymuş?
— Bu cenazelerin had ve hesabı var mıdır?
— Ve biz dahi bu asrın mevci içinde boğulmayacak mıyız?
İşte ölümün ve hayatın değişmesiyle, seneler ve asırlar dalgaları üzerine hadsiz cenazeler biner; dünyamız ve zeminimiz bu cenazelerle ademe atılır. Adete her gün bir âlem ölür ve yeni bir âlem dünyaya gelir. Gelen gider, giden gelmez. Gün gelecek, biz dahi bir dalga ile şu şirin dünyayı terk edeceğiz; toprağa düşüp, dostlara “elveda” diyeceğiz.
Bu makamda sorumuz şu:
— Peki, biz ne yapacağız? Bu boğucu dalgalardan nasıl kurtulacağız? Çare ve necat var mıdır?
Evet, vardır. Üstadımız bu çareyi şöyle göstermektedir:
Kur’an-ı Hakîm’in tezgâhında yapılan bir sefine-i maneviye hükmüne geçen hakikat-i İslamiyet içine girip selametle o denizin üstünde gezip, ta sahil-i selamete çıkarak hayatımızın vazifesi bitsin. (1. Lem’a)
(Sefine-i maneviye: Manevi gemi)
— Ne yapacakmışız?
Bir sefine-i maneviye hükmünde olan ve Kur’an-ı Hakîm’in tezgâhında yapılan -yani Kur’an’ın hükümlerinden teşekkül eden- hakikat-i İslamiyet içine girecekmişiz. Yani hakiki Müslüman olup, Müslüman gibi yaşayacakmışız. İslam’ı hayatımıza hayat kılıp, onunla şereflenecekmişiz. Ta sahil-i selamete çıkıp, hayatımıza hüsn-ü hatime verecekmişiz. Yani -inşallah- imanla ölüp cennet bahçelerine uçacakmışız. Vazifeyi bitirip terhis olacakmışız.
Üstadımız şöyle devam ediyor:
O denizin fırtınaları ve zelzeleleri, sinema perdeleri gibi tenezzühün manzaralarını tazelendirmekle, vahşet ve dehşet yerine, nazar-ı ibret ve tefekkürü keyiflendirerek okşayıp ışıklandırsın. (1. Lem’a)
Şu dünya denizinin nice fırtınaları ve dehşetli dalgaları var. Ölümler, hastalıklar, depremler, yangınlar, seller, musibetler, kıtlıklar vs. hep bu denizin fırtınaları ve dalgalarıdır.
İman nuruyla bilinir ki hakikatte bu fırtınalar ve dalgalar dahi güzeldir. Kimi bizzat güzeldir, kimi netice itibarıyla güzeldir. Güzelliğinin bir ciheti şudur:
— Bir resme kaç dakika bakabilirsiniz?
En fazla üç beş dakika bakabilirsiniz. Sonrasında resme bakmak sizi sıkar.
— Peki, bir filmi ne kadar seyredebilirsiniz?
Saatlerce seyredebilirsiniz. Hiç de canınız sıkılmaz.
— Acaba resme bakarken sıkılmanızın, filmi seyrederken sıkılmamanızın sebebi nedir?
Bunun sebebi şudur: Resimde görüntü hep aynıdır. Aynı şeye bakmak insanı sıkar. Filmde ise sahne devamlı değişir. Sahnelerin değişmesiyle sıkıntı ortadan kalkar; seyredene keyif ve lezzet verir.
Aynen bunun gibi, dünya denizimizin fırtınaları ve zelzeleleri olan ölümler ve musibetler sayesinde dünyamız bir sinema perdesi gibi olur. Her vakit sahne değişir; ölüm hayatı, hayat ölümü kovalar; yaz kışı, kış yazı takip eder; musibetten sonra afiyet, hastalıktan sonra şifa gelir; bunlarla da hayat güzelleşir, yeknesaklıktan kurtulur. Bu da nazar-ı ibret ve tefekkürü keyiflendirerek okşayıp ışıklandırır.
Üstad Hazretleri bu meseleyi 24. Mektup’ta öyle izah etmiş ki üzerine bir izah olamaz. Dileyenler bu mektubu okuyabilirler.
Mütalaasını yaptığımız kısmın derûnî tefekkürünü sizlere havale ederek dersimizi burada tamamlıyoruz. Bu derste şu bölümün mütalaasını yaptık:
Ve mütemadiyen mevt ve hayatın değişmesiyle seneler ve karnlar emvacı üstünde hadsiz cenazeler binip ademe atılan dünyamız ve zeminimizde, Kur’an-ı Hakîm’in tezgâhında yapılan bir sefine-i maneviye hükmüne geçen hakikat-i İslamiyet içine girip selametle o denizin üstünde gezip, ta sahil-i selamete çıkarak hayatımızın vazifesi bitsin.
O denizin fırtınaları ve zelzeleleri, sinema perdeleri gibi tenezzühün manzaralarını tazelendirmekle, vahşet ve dehşet yerine, nazar-ı ibret ve tefekkürü keyiflendirerek okşayıp ışıklandırsın. (1. Lem’a)
Yazar: Sinan Yılmaz