5. Hem namaz kılanın diğer mubah dünyevî amelleri, güzel bir niyet ile ibadet hükmünü alır…
Dördüncü Söz’ün mütalaasına kaldığımız yerden devam ediyoruz:
Hem namaz kılanın diğer mubah dünyevî amelleri, güzel bir niyet ile ibadet hükmünü alır. Bu surette bütün sermaye-i ömrünü, ahirete mal edebilir. Fâni ömrünü, bir cihette ibka eder. (4. Söz)
(İbka etmek: Bakileştirmek)
Bu söz, temsilî hikâyedeki “Sermayesi birden bine çıkar.” ifadesinin karşılığıdır. Evet, ömür dakikaları kılınan namaz sayesinde -güzel bir niyet ile- ibadet hükmünü alır. Bu sayede kişi ömür sermayesini ahirete mal edebilir. Demek namaz bir ruhtur; kişiye girdiğinde kişinin diğer mübah amelleri hayat bulur ve ibadete döner.
Bu makamda üzerinde durmak istediğimiz nokta “güzel bir niyetle” ifadesidir. Zira mübah işlerin ibadete dönmesi, namaz ile birlikte güzel bir niyet şartına bağlanmıştır. “Güzel niyet” şartını şu misallerle anlayabiliriz:
Mesela elbise giymek mübah bir iştir. Elbise giymekten dolayı sevap kazanılmaz. Fakat bir kimse elbiseyi giyerken setr-i avrete niyet etse ve bu kişi namazını da kılıyorsa, elbiseyi giymek onun için bir ibadet hükmüne geçer. Çünkü o, elbiseyi avret mahallini örtmek ve bu sayede Allah’ın “Avret yerlerinizi örtün.” emrine itaat etmek kastıyla giymiştir.
Yine yemek yemek mübah bir iştir. Ancak kişi, yemeği ibadette kuvvet bulmak niyetiyle yerse, yemek yemek bu kişi için bir ibadet hükmünü alır. Halis bir niyet ve namaz, mübah bir işi ibadete çevirmiş olur.
Ya da uyumak mübah bir iştir. Ama kişi ibadette kuvvet bulmak maksadıyla ve vücudunu toparlamak niyetiyle uyursa -namaz kılması şartıyla- uykusu onun için bir ibadet olur.
Bu hükümlerin sebebi fıkıhtaki şu kaidedir: Vesilenin hükmü, maksada göre şekillenir. Eğer maksat ibadet ise vesile de ibadettir. Maksat mübah ise vesile de mübahtır. Maksat haram ise vesile de haramdır.
Demek bir kimse, mübah işlerini Allah’ın rızası olan bir amele vesile yaptığında -namaz kılması şartı ile- o mübah vesile ibadet hükmünü almaktadır. Bu da ancak halis bir niyetle olur.
Bu mesele Mesnevi-i Nuriye’de şöyle geçmektedir: Nazar ile niyet, mahiyet-i eşyayı tağyir eder. Günahı sevaba, sevabı günaha kalb eder. Evet, niyet adi bir hareketi ibadete çevirir. Ve gösteriş için yapılan bir ibadeti günaha kalb eder. (Mesnevî)
Namaz kılan kimsenin diğer mübah dünyevi amellerinin -güzel bir niyetle- ibadet hükmünü almasına şu misalle de bakabiliriz:
Bir kimse askere kaydolduğunda artık o bir askerdir. Askerliği sadece üniformasını giydiği zamanlara mahsus değil, bütün zamanlar için geçerlidir. O, sivil kıyafetler içinde de askerdir, tatil günlerinde de askerdir, uykusunda da askerdir, izinde de askerdir. Maaşı da sadece askerî üniformayı giydiği saatler hesaplanarak verilmez; bir ayın tamamında asker kabul edilerek verilir. Evet, belki o sadece günde sekiz saat askerlik görevi yapıyor. Ama maaşı bu sekiz saat üzerinden değil, yirmi dört saat üzerinden veriliyor ve bütün istirahat zamanları askerlikten sayılıyor.
İşte namaz da böyle askerî bir üniformadır. Bu üniformayı giyen, Allah’ın askeri olur ve o askerlik ünvanı altında bütün mübah işleri askerlikten kabul edilir.
Üstadımızın 21. Söz’deki şu beyanını bu makamda mütalaa etmek faydalı olacaktır:
“Sen şu bağında nafakan için işliyorsun. Eğer farz namazı terk etsen, bütün sa’yin semeresi yalnız dünyevî ve ehemmiyetsiz ve bereketsiz bir nafakaya münhasır kalır. Eğer sen istirahat ve teneffüs vaktini ruhun rahatına, kalbin teneffüsüne medar olan namaza sarf etsen, o vakit, bereketli nafaka-i dünyeviye ile beraber, senin nafaka-i uhreviyene ve zâd-ı ahiretine ehemmiyetli bir memba olan iki maden-i manevi bulursun:
Birinci maden: Bütün bağındaki yetiştirdiğin; çiçekli olsun, meyveli olsun, her nebatın, her ağacın tesbihatından güzel bir niyetle bir hisse alıyorsun.
İkinci maden: Hem bu bağdan çıkan mahsulattan kim yese; hayvan olsun, insan olsun, inek olsun, sinek olsun, müşteri olsun, hırsız olsun sana bir sadaka hükmüne geçer. Fakat o şartla ki sen Rezzâk-ı Hakiki namına ve izni dairesinde tasarruf etsen ve Onun malını Onun mahlukatına veren bir tevziat memuru nazarıyla kendine baksan…
İşte bak, namazı terk eden ne kadar büyük bir hasaret eder; ne kadar ehemmiyetli bir serveti kaybeder. Ve sa’ye pek büyük bir şevk veren ve amelde büyük bir kuvve-i manevi temin eden o iki neticeden ve o iki madenden mahrum kalır, iflas eder.” (21. Söz)
(Sa’y: Çalışma / Semere: Meyve / Zâd-ı ahiret: Ahiret azığı / Rezzâk-ı Hakiki: Rızkın hakiki sahibi olan Allah / Tevziat: Dağıtım / Hasaret: Zarar, ziyan)
Risale-i Nurları okurken bazen bir hadis kitabını okuduğum hissine kapılıyorum. Burada da aynı hisse kapıldım… Üstad Hazretlerinin beyanını okudunuz. Şimdi de şu hadis-i şerifleri okuyalım:
“Müslüman bir kimse bir ağaç dikerse, o ağaçtan yenen mahsul mutlaka onun için sadaka olur. Yine o ağaçtan çalınan meyve o Müslüman için sadaka olur. Kuşların yediği de sadakadır. Herkesin ondan yiyip eksilttiği de onu diken Müslüman için bir sadakadır.” (Buhârî, Tecrid-i Sarih: VII, 122)
“Müslüman bir kişi bir ağaç diker de ondan insan, hayvan veya kuş yerse, bu yenen şey kıyamet gününe kadar o Müslüman için sadaka olur.” (Müslim, Müsâkât, 10)
“Herhangi bir Müslüman’ın diktiği ağaçtan yenen şey onun için sadakadır. Çalınan şey de sadakadır; eksiltilen de onun için sadakadır.” (Müslim, Müsâkât, 7)
“Bir Müslüman bir ağaç diker veya ekin eker de ondan bir insan veya kurt-kuş yerse, bu o Müslüman için sadaka olur.” (Müslim, Müsâkât, 9, 12)
“Bir kimse bir ağaç diker de o ağacın meyvesinden herhangi bir insan veya Allah’ın yarattıklarından herhangi bir mahluk yerse, bu o ağacı diken için sadaka olur.” (Ahmed İbni Hanbel, Müsned, VI, 444)
Sanki Üstad Hazretlerinin mezkûr beyanı, bu hadis-i şeriflerin genişletilmiş bir meali gibi. Bununla anlayalım ki Risale-i Nurlar Kur’an ve hadisten süzülmüştür.
Yazar: Sinan Yılmaz