1. Dördüncü Söz’ün temsilî hikâyeciği ve temsilî hikâyeciğin izahı
Rabbimizin ihsanı ve inayetiyle Dördüncü Söz’ün mütalaasına başlıyoruz. Mütalaa usulümüzü şöyle hatırlatalım: Dördüncü Söz’ü baştan başlayarak okuyacak, manası açık olan cümlelerin tefekkürünü sizlere havale edecek ve manası kapalı cümlelerin izahını yapacağız. İnayet ve tevfik Allah’tandır.
DÖRDÜNCÜ SÖZ
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحيمِ
اَلصَّلَاةُ عِمَادُ الدّينِ
“Namaz dinin direğidir.” (Tirmizî, İman: 8; İbni Mâce, Fiten: 12; Müsned, 5:231, 237; el-Hâkim, el-Müstedrek, 2:76)
Namaz ne kadar kıymettar ve mühim hem ne kadar ucuz ve az bir masraf ile kazanılır hem namazsız adam ne kadar divane ve zararlı olduğunu, iki kere iki dört eder derecesinde kat’î anlamak istersen şu temsilî hikâyeciğe bak, gör: (4. Söz)
Üstad Hazretleri namazı dört vasıfla tavsif etti: Kıymettar, mühim, ucuz, az bir masraf ile kazanılır.
Namazsız adamı da iki vasıfla vasfetti: Divane ve zararlı.
Bu kelimeler üzerinde bir nebze düşünmek ve mütalaaya ondan sonra devam etmek gerekir. Bu kelimelerin her biri farklı bir manaya bakıyor. Manaları malum olduğundan şerhine girişmiyor, tefekkürünü sizlere havale ediyoruz. Ancak sakın tefekkür etmeden metne devam etmeyin.
Şimdi, temsilî hikâyeciğin tamamını acele etmeden, manayı hazmede hazmede okuyalım. Daha sonra da üzerinde mütalaa yapalım. (Bazı Osmanlıca kelimelerin manasını bilmeyenler olabilir diye metni bir yerde böldük ve kelimeleri altına yazdık.)
Bir zaman bir büyük hâkim, iki hizmetkârını, her birisine yirmi dört altın verip iki ay uzaklıkta has ve güzel bir çiftliğine ikamet etmek için gönderiyor. Ve onlara emreder ki:
— Şu para ile yol ve bilet masrafı yapınız. Hem oradaki meskeninize lazım bazı şeyleri mübayaa ediniz. Bir günlük mesafede bir istasyon vardır. Hem araba hem gemi hem şimendifer hem tayyare bulunur. Sermayeye göre binilir.
(Mübayaa: Satın alma / Şimendifer: Tren)
İki hizmetkâr ders aldıktan sonra giderler. Birisi bahtiyar idi ki istasyona kadar bir parça para masraf eder. Fakat o masraf içinde, efendisinin hoşuna gidecek öyle güzel bir ticaret elde eder ki sermayesi birden bine çıkar.
Öteki hizmetkâr bedbaht, serseri olduğundan istasyona kadar yirmi üç altınını sarf eder. Kumara mumara verip zayi eder, bir tek altını kalır. Arkadaşı ona der:
— Yahu, şu liranı bir bilete ver. Ta bu uzun yolda yayan ve aç kalmayasın. Hem bizim efendimiz kerimdir, belki merhamet eder, ettiğin kusuru affeder. Seni de tayyareye bindirirler. Bir günde mahall-i ikametimize gideriz. Yoksa iki aylık bir çölde aç, yayan, yalnız gitmeye mecbur olursun.
Acaba şu adam inat edip o tek lirasını bir define anahtarı hükmünde olan bir bilete vermeyip muvakkat bir lezzet için sefahete sarf etse; gayet akılsız, zararlı, bedbaht olduğunu, en akılsız adam dahi anlamaz mı?
İşte ey namazsız adam ve ey namazdan hoşlanmayan nefsim!
O hâkim ise Rabbimiz, Hâlıkımızdır. O iki hizmetkâr yolcu ise biri mütedeyyin, namazını şevk ile kılar; diğeri gafil, namazsız insanlardır. O yirmi dört altın ise yirmi dört saat her gündeki ömürdür. O has çiftlik ise cennettir. O istasyon ise kabirdir. O seyahat ise kabre, haşre, ebede gidecek beşer yolculuğudur. (4. Söz)
(Hâlık: Yaratıcı / Mütedeyyin: Dindar)
Temsilî hikâyecikteki iki cümlenin izahını yapalım:
1. Hem bizim efendimiz kerimdir; belki merhamet eder, ettiğin kusuru affeder.
Üstadımızın bu ifadesi, namazın, kulun işlemiş olduğu günahlara kefaret olacağı manasındadır. Cenab-ı Hak namazın hürmetine kulunu affedebilir ve günahlarını silebilir.
Bu makamda, namazın günahlara kefaret olduğu ile ilgili bazı hadis-i şerifleri nakledeceğiz. Bu hadisler ile Üstadımızın ifadesi daha iyi anlaşılacaktır:
Hazreti Selman (r.a.)’dan rivayet edilmiştir. Resulullah (a.s.m.) şöyle buyurdu:
— Bir Müslüman güzel bir şekilde abdest alır, sonra beş vakit namazını kılarsa yaprakların ağaçtan döküldüğü gibi günahları da dökülür.
Sonra Resulullah (a.s.m.) şu ayeti okudu: Muhakkak ki iyilikler kötülükleri siler. (Hûd 114) (Müsned-i Ahmed)
Hazreti Ebû Zer (r.a.) diyor ki: Bir defasında Peygamber (a.s.m.) kış mevsiminde dışarı çıktı. Ağaçlardan yapraklar dökülüyordu. Bir ağacın dalından tutunca ağacın yaprakları daha çok dökülmeye başladı. Resulullah (a.s.m.) “Ya Ebâ Zer” dedi. Ben, “Buyur ya Resulallah.” dedim. Resulullah (a.s.m.) şöyle buyurdu:
— Müslüman bir kul Allah’ı razı etmek için namaz kılarsa, onun günahları şu yaprakların bu ağaçtan döküldüğü gibi dökülür. (Müsned-i Ahmed)
Hazreti Ebû Bekir (r.a.) diyor ki: Ben Resulullah (a.s.m.)’ın şöyle buyurduğunu işittim:
— Bir kuldan herhangi bir günah sadır olur da o, güzel bir şekilde abdest alır, sonra kalkıp iki rekât namaz kılar ve Allah’tan bağışlanmasını talep ederse, Allahu Teâlâ onu bağışlar. (Ebû Davud)
Hazreti Haris b. Ubeyde (r.a.) diyor ki:
Bir gün Hazreti Osman (r.a.) oturdu, biz de yanına oturduk ve müezzin geldi. Hazreti Osman (su dolu) bir kap istedi. Zannedersem o su bir müd (yaklaşık bir kilo) kadardı; abdest aldı. Sonra şöyle dedi: Resulullah (a.s.m.)’ın şu abdestim gibi abdest aldığını gördüm ve buyurdu ki: Kim şu abdestim gibi abdest alır, sonra kalkıp öğle namazını kılarsa önceki sabah vaktinden bu vakte kadar olan günahları affedilir. Sonra ikindi namazını kılarsa öğle vaktinden bu vakte kadar işlediği günahları affedilir. Sonra akşam namazını kılarsa ikindi vaktinden bu vakte kadar işlediği günahları affedilir. Ardından yatsı namazını kılarsa akşam vaktinden bu vakte kadar işlediği günahları affedilir. Bundan sonra herhâlde dinlenerek geceyi geçirir. Sonra kalkar, abdest alır ve sabah namazını kılarsa yatsı vaktinden bu vakte kadar işlediği günahları affedilir. İşte bunlar öyle sevaplardır ki günahları giderir, siler. (Müsned-i Ahmed)
Ebû Hüreyre (r.a.)’dan rivayet edilmiştir. Resulullah (a.s.m.) şöyle buyurdu:
— Size, Allah’ın kendisiyle günahları yok edip dereceleri yükselteceği hayırları haber vereyim mi?
Bunun üzerine sahabeler:
— Evet, ya Resulallah, dediler.
Resulullah (a.s.m.) şöyle buyurdu:
— Güçlükler de olsa abdesti güzelce almak, mescitlere doğru çok adım atmak, bir namazı kıldıktan sonra öteki namazı beklemek. İşte nöbetiniz budur. (Müslim, Tirmizî)
2. Seni de tayyareye bindirirler; bir günde mahall-i ikametimize gideriz. Yoksa iki aylık bir çölde aç, yayan, yalnız gitmeye mecbur olursun.
Üstadımızın bu ifadesi ile kastettiği mana: Namaz kılmayan kimseyi bekleyen uhrevi azaplar ve mahrumiyetlerdir. Bu makamda, namaz kılmayanın ahirette göreceği sıkıntılara ait birkaç hadis-i şerifi nakletmeyi uygun görüyoruz:
Süveyd b. Said (r.a.)’dan rivayet edilmiştir. Resulullah (a.s.m.) şöyle buyurdu:
— Benim havzım, İyle ile Aden arasından daha uzundur. Nefsim elinde bulunana andolsun ki onun kapları yıldızların sayısından çoktur. Sütten daha beyaz, baldan daha tatlıdır. Nefsim elinde bulunana andolsun ki ben, bir kimsenin kendi havuzundan başkalarının develerini kovduğu gibi insanları ondan kovacağım.
Bunun üzerine sahabeler şöyle buyurdular:
— Ya Resulallah! Sen o gün bizi tanıyacak mısın?
Peygamberimiz (a.s.m.) şöyle buyurdu:
— Evet, sizin o gün hiçbir ümmette bulunmayan bir simanız olur. Yanıma abdest eseriyle azalarınız aklanmış olarak gelirsiniz. (Müslim)
Abdullah b. Amr (r.a.)’dan rivayet edilmiştir. Resulullah (a.s.m.) şöyle buyurdu:
— Kim namaza devam ederse o, kendisine kıyamet gününde nur, kılavuz ve kurtarıcı olur. Buna karşılık namazına önem vermeyenlere ne nur, ne kılavuz ve ne de kurtarıcı olur. Böyle bir kimsenin kıyamet günü arkadaşları Karun, Firavun, Haman ve Übeyy İbni Halef olur. (Müsned)
Namazı terk eden kimsenin bu dört kişi ile beraber olmasının sebebi şudur: Namazı terk eden kişi ya malının, ya mülkünün, ya riyasetinin, ya da ticaretinin meşguliyeti sebebiyle namazı terk eder. Her kim ki malının meşguliyeti sebebiyle namazı terk ederse Karun ile beraberdir. Mülkünün meşguliyeti sebebiyle terk ederse Firavun ile beraberdir. Ailesinin meşguliyeti sebebiyle terk ederse Haman ile beraberdir. Ticaretinin meşguliyeti sebebiyle terk ederse Ubeyy İbni Halef ile beraberdir.
Yine buyrulmuştur ki: Namazı özürsüz kılmayan kimseye, Allahu Teâlâ on beş sıkıntı verir. Bunlardan altısı dünyada, üçü ölüm zamanında, üçü kabirde ve üçü de kabirden kalkarkendir.
Dünyada olan altı azap şunlardır:
1. Namaz kılmayanın ömründe bereket olmaz.
2. Allahu Teâlâ’nın sevdiği kimselerin güzelliği ve sevimliliği kendinde kalmaz.
3. Hiçbir iyiliğine sevap verilmez.
4. Duaları kabul olmaz.
5. Onu kimse sevmez.
6. Müslümanların birbirlerine yaptıkları iyi duaların ona faydası olmaz.
Ölürken çekeceği azaplar:
1. Zelil, kötü ve çirkin olarak can verir.
2. Aç olarak ölür.
3. Çok su içse de susuzluk acısı ile ölür.
Mezarda çekeceği acılar:
1. Kabir onu sıkar, kemikleri birbirine geçer.
2. Kabri cehennem ateşi ile doldurulur, gece gündüz onu yakar. Cehennem ateşi dünya ateşine benzemez.
3. Allahu Teâlâ, kabrine çok büyük yılan gönderir. Dünya yılanlarına benzemez. Her gün her namaz vaktinde onu sokar, bir an bile bırakmaz.
Kıyamette çekeceği azaplar:
1. Cehenneme sürükleyen azap melekleri yanından ayrılmaz.
2. Allahu Teâlâ onu kızgın olarak karşılar.
3. Hesabı çok çetin olup cehenneme atılır. (İhyâ-ü Ulûmi’d-Din)
Yazar: Sinan Yılmaz